fırsat ile cümle
fırsat kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Muharebede Blücher'e odaklanılması, Moltke, Seydlitz ve Derfflinger'in kaçmasına fırsat verdi.Sự tập trung mọi nỗ lực nhắm vào Blücher đã cho phép Moltke, Seydlitz và Derfflinger chạy thoát.
Bununla beraber eşit fırsatlar ve yükümlülükleri de içerir, böylece toplumun bütününü kapsar.Nó cũng bao gồm các cơ hội và nghĩa vụ ngang nhau, và do đó liên quan đến toàn bộ xã hội.
Onlara bu fırsatı vermeyeceğiz.Nhưng họ không có cơ hội đó.
Portreler van Gogh'a tanınmak için en iyi fırsatı sağlamıştır.Những bức chân dung đã cho Van Gogh cơ hội tốt nhất để kiếm thu nhập.
Birbirlerine veda etme fırsatı bile bulamazlar.Hai đứa bé chỉ kịp liếc mắt tạm biệt nhau.
1907 yılında, gezici bir tiyatro ekibine katılan yazar, ülke çapında gezme fırsatı elde etti.Năm 1907, bà tham gia một công ty nhà hát du lịch đưa bà đi khắp đất nước.
Bu yapılan ekonomik her seçimin bir fırsat maliyeti vardır.Mỗi một hoạt động đều có một chi phí cơ hội.
Bern'e döndükten sonra ailesiyle uzun yıllar yaşadı ve fırsat buldukça sanat kurslarına katıldı.Trở về Bern, Klee sống với bố mẹ vài năm và thỉnh thoảng tham gia các lớp nghệ thuật hội hoạ.
Fırsat buldukça ben gidiyorum.Nhưng chính khi có cơ hội thì anh quyết định ở lại.
Çünkü fırsat sosyal olarak yapılandırılmıştır.Tài nguyên xã hội có được là do mối quan hệ xã hội.
Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.Nhưng, ông đã thành công trong việc giành lại độc lập cho tổ quốc mình.
Eğer cevabınız "Evet." ise emin olun fırsat maliyetini bilmiyorsunuz.Không chèn ép người mượn tiền nếu ngươi biết họ không có khả năng chi trả — Ex.
Fakat bu benzersiz bir fırsattı ve başka bir yol düşünemedim.Đó chính là lựa chọn cuối cùng của chúng tôi, và chúng tôi không có con đường quay trở lại.
Fransızlar bir zafer kazanma fırsatını kaybettiler.フランス軍は決定的な勝利を掴む機会を失ってしまった。
Senato, Caligula'ın ölümünü cumhuriyetin yeniden inşası için bir fırsat olarak gördü.元老院はカリグラの死を共和制復興の機会として利用しようと試みた。
Birbirlerine veda etme fırsatı bile bulamazlar.お別れの会などは開かれなかった。
Moskova'da, Körler Spor Federasyonu'nun desteği ile bir Fırsat Eşitliği Turnuvası organize edildi.モスクワでは、視覚障がい者スポーツ連盟の支援によって機会均等トーナメントが開かれた。
Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.その時こそ独立を勝ち取る時だ。
Elime böyle bir fırsat geçtiği için çok gururluyum açıklamalarında bulundu.こうした経緯から受かった時には非常に喜んだという。
Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur.多くの著名人との親交で知られる。
Rivaldo takımı için çeşitli gol fırsatları yakasa da bunları gole çeviremedi.彼はマクロード大尉に何ものも傷つけないよう厳格な命令を出した。
Bu bir fırsatken ve aynı zamanda talihsizliktir." demiştir.それも時代の流れと、運不運」だと答えている。
İlk kez görme fırsatı bulduğu bu lüks yaşam hoşuna gider.集に最初に出会った時に貰ったおにぎりが気に入っている様子。
Fırsat buldukça ben gidiyorum.機会があればまた来たいです。
Küçük bir Japon firması ile sözleşme imzalayınca ilk fırsatlarını yakaladılar.後日これを受け日本青年社がは矛を収めた。
Fırsatlar risklerle karşı karşıya gelebilir.冒険家はリスクを取る。
Çünkü fırsat sosyal olarak yapılandırılmıştır.この意味で、現実とは社会的に構築されたものである。
Fakat bu fırsattan yararlanılmadı.しかしこの機会は失われた。
Bunu fırsat bilerek sonradan Paraguay'a kaçtı.整備後、パラオに進出した。
Ve bu harika bir zamanlama, harika fırsatlar.素晴らしいステージ、そして、素晴らしい時間でした。
Vestfalya Wilhelm Üniversitesi öğrencilerine eğitim dışında boş vakitleri için de fırsatlar sunmaktadır.サマーヴィル・ホールは宗教などを問わずに学生を受け入れた。
Bana bu özel günde sizinle birlikte olma ve konuşma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.お前が僕の介抱をしてくれるのも今夜ぎり、僕がお前に物を言ふのも今夜ぎりだよ。
Her fırsatta imparatorluk ordusundan ayrılarak topraklarına geri dönemeye çalıştı.彼は帝国から自身の領土を奪還しようと試みた。
Karara cevaben konuşma yapmak için fırsat verildiğinde ise sessiz kaldı.会話の選択肢を選ばない場合沈黙となる。
Aslında modernize etmek için gerçek bir fırsat vardı.本当は、生き方を一新するチャンスなの。
Bu durum, Roma Cumhuriyeti'ne deniz üstünlüğünü yeniden ele geçirmek için beklenmedik bir fırsat sağlamıştır.これにより、ローマ軍は海上の優位性を奪い返す機会を得た。
Güneyli asker bunu fırsat bilerek Generalleri vurmaya kalkınca Zeb onu öldürmek zorunda kalır.ところが、目の前にグラント将軍がいることを知った南軍脱走兵がグラント将軍を撃とうとしたために、ゼブはとっさにその脱走兵を殺してしまう。
Ayrıca Japonya’da yüksek eğitimi görme fırsatı sağlandı.日本でも高い評価を得た。
Çevremizdeki tehditleri güçlü yanlarımız ile bütünleştirilebilecek fırsatlara dönüştürebiliriz.周囲の希望を力に変える能力。
Bir daha bir fırsat yakalayamazsın.こんなチャンス二度と無い!
Fakat bunu yapmaya fırsat bulamadan suikaste uğrayarak, hayatını kaybetti.だがこれも結局失敗したため自殺を試みるも一命を取り留めた。
Tam bu sırada karşısına umut veren bir fırsat çıkmıştır.それは歩むこの先に希望があることを信じているから。
Fırsatların sayısı ve değeri 2010'da rekor kırdı.2010年は故障もあって成績が下降した。
Bununla ilgili araştırma yapma fırsatı bulamadık.調べる暇がありませんでした。
Her iki taraf da toparlanıp yeniden organize olmak için bu fırsatı kolluyordu.また、これらを分解・再組み立てするのが趣味だった。
Bu olay ise West tarafından kötü bir durum yerine bir fırsat olarak görülür.しかし西部は魔法の国となる代わりに干ばつと不況で荒地となった。
Kar ve arkadaşı bunu fırsat bilip, cesedi aramaya başlar.そのゼミで美和子と知り合い、交際し始める。
Başka fırsatta yapalım.またの機会にしましょう。
Fırsat buldukça ben gidiyorum.-我若是有空,我就去。
Moskova'da, Körler Spor Federasyonu'nun desteği ile bir Fırsat Eşitliği Turnuvası organize edildi.在莫斯科组织了一场由盲人体联支持的平等机会比赛。
Birbirlerine veda etme fırsatı bile bulamazlar.我们无暇向旧世界告别。
Azerbaycan'ın dağlık arazisi, kayak ve dağcılk gibi spor dallarında büyük fırsatlar sunmaktadır.亞美尼亞山區的地形提供了滑雪和運動攀登等運動絕佳的發展機會。
Fakat bu fırsattan yararlanılmadı.不过他没有得到出场机会。
Damon romanın, senaryonun ve Scott ile çalışma fırsatının kendisini çektiğini söyledi.达蒙也说他被小说、剧本和与斯科特合作的机会迷上了。
Bazı türler ise (örneğin B. fragilis) karın boşluğunda enfeksiyonlara yol açabilen fırsatçı patojenlerdir.有的物种(如B. fragilis)是条件致病抗原,会导致腹膜腔的感染。
Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.欲言论独立,贵经济自存。
Kadınlar için fırsatlar artmıştır.他们为妇女们让位。
Bu yüzden de kimsenin onu arkadaş olarak tanıma fırsatı bulamadığını da eklemektedir.难道真的有人能否认他与我为伴时不感到惬意吗?
Balkan Devletleri, özellikle Makedonya'yı paylaşmak için fırsat arıyorlardı.保加利亚提出领土要求,特别是马其顿。
Gerçekten iyi bir söz yazarı bu yüzden onunla çalışma fırsatı yakaladım.演出的信長相當受好評,事務所認為他是復活的機會。
İlgili Sayfalar