fırsat ile cümle
fırsat kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Cobb’a içinde bulunduğu durumdan kurtulmasını sağlayacak bir fırsat sunulur.Viimeinen mahdollisuus on antaa tehtävä hoidettavaksi Cobralle.
Ancak şehrin yeniden alınması için böyle bir altın fırsatı kaçırmamaya karar verdi.Kaupunki päätti kuitenkin olla perimättä rahoja takaisin.
Böylece akarsunun yol boyunca içinde taşıdığı alüvyon dibe çökme fırsatı bulur."Ajatuksena on tuoda toivoa kaaoksen keskelle, joka tapahtuu ympärilläsi.
Bu proje ayrıca çocukların caz eğitimi almalarına ve sahne alma fırsatı bulmalarına destek olmuştur.Lisäksi Hope tukee lasten harrastusmahdollisuuksia ja järjestää retkiä.
Fırsatını bulduğunda bu filmi izlemelisin.Sinun pitäisi katsoa tämä elokuva kun saat mahdollisuuden.
Birbirlerine veda etme fırsatı bile bulamazlar.Εκείνος δεν έβρισκε τη σωστή αποχαιρετιστήρια φράση.
Onlara bu fırsatı vermeyeceğiz.Δεν θα είχε την ευκαιρία.
Moskova'da, Körler Spor Federasyonu'nun desteği ile bir Fırsat Eşitliği Turnuvası organize edildi.Στη Μόσχα, με τη στήριξη της Αθλητικής Ομοσπονδίας Τυφλών, διοργανώθηκε ένα Τουρνουά Ίσων Ευκαιριών.
Fırsatlar risklerle karşı karşıya gelebilir.Τέτοιες κραυγές μπορεί να προειδοποιούν σε περίπτωση κινδύνου.
Aslında modernize etmek için gerçek bir fırsat vardı.Αλλά στην πραγματικότητα προετοιμάζονταν να κάνουν επανάσταση.
Bu başarısı ona büyük bütçeli Uykusuz ve Prestij filmlerini çekme fırsatı verdi.Μέσα στη βραχύβια δράση της, κατάφερε να βγάλει μερικές βραβευμένες και αξιομνημόνευτες ταινίες.
Sonra Drew Goddard yönetmenlik fırsatını çizgi romandan uyarlama Sinister Six filmi için sürdürdü."Drew Goddard για το πώς θα είχε κάνει το Sinister Six Movie και συγκρίσεις με την ομάδα αυτοκτονίας" .
Her fırsatta gaydasını çıkartıp cesur iskoçyalı şarkısını çalarak eğlenir.Κάθε φορά που της δίνεται η ευκαιρία, ξετυλίγει το τραγουδιστικό της ταλέντο.
Fırsat verirseniz, hizmet ederim." olmuştu."Αν μπορείς να μας εξυπηρετήσεις", μου είπαν.
Holger Sørensenin Nørregade'deki fabrikası iyi çalışmaktaydı, ama her zaman yeni fırsatlar arıyordu.Hans fabrik i Nørregade kørte godt men han var altid på udkig efter nye muligheder.
Moskova'da, Körler Spor Federasyonu'nun desteği ile bir Fırsat Eşitliği Turnuvası organize edildi.I Moskva, med hjælp fra de blindes sportsforbund, var en lige muligheder-turnering organiseret.
Ayrıca bu tur, onun için büyük bir fırsat olacak, onu bir sonraki aşamaya taşıyacaktı.Hvis han ser bekymret ud, så få ham med herover på næste fly.
Break point fırsatı, bir oyuncu servisi karşıladığı zaman ortaya çıkar.Powerplay opstår når det ene hold får en eller flere spillere vist ud.
Pier Paolo bu makaleleri yazma fırsatını bulamadı.Billy Corgan nåede dog aldrig at få skrevet de sidste to.
Bu deyimler tartışmalı konulara taze bakış açısıyla bakılmasına fırsat verebilir.Man taler om at se på tingene i et helhedsperspektiv.
Fırsat bulduğunda İnsanlara ve yeryüzüne zarar verir.Ved eksplosionen gør den væsentlig skade på personer og materiel.
Bu yüzden de kimsenin onu arkadaş olarak tanıma fırsatı bulamadığını da eklemektedir.Det kan også forklare, at ingen lod til at kende manden i hans samtid.
Çünkü fırsat sosyal olarak yapılandırılmıştır.Virkeligheden er socialt konstrueret gennem sproget.
Bu Teğmen için iyi bir fırsattır.You will pay for this Lieutenant.
Her iki taraf da toparlanıp yeniden organize olmak için bu fırsatı kolluyordu.Her opstod der et dødvande mens begge sider omgrupperede, genopbyggede og reorganiserede sig.
Öyleyse yaşam fırsatını kaçırmak yerine yaralanmaktan korkmayın" demiştir.Gør imidlertid ingenting, hvis du ikke er sikker på at kunne lykkes."
Fırsatçı eylemler öz ilgi alanınca güdülenir.Vi ønsker bevidst at udfordre skæbnen gennem angstskabende aktiviteter.
Onlara bu fırsatı vermeyeceğiz.De fik aldrig chancen.
Fırsat verirseniz, hizmet ederim." olmuştu.Jeg skal hjælpe jer," forsikrede han.
İyileştirmeler için fırsatlar sunar.Det gir gode muligheter for helbredelse.
Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.Vår solide økonomi gjorde oss i stand til å opprettholde vår selvstendighet.
Hem Antonioni hem de Visconti Jean Renoir ile çalışma fırsatını bulmuşlardı.Både Michelangelo Antonioni og Luchino Visconti hadde jobbet tett med Jean Renoir.
Zetkin kadınların oy hakkı ve fırsat eşitliği gibi konularda kadın politikasına da eğildi.Zetkin var interessert i kvinnepolitikk, bl.a. i kampen for like rettigheter og kvinnelig stemmerett.
Durdurulma nedeni ise birliklerin yeniden yapılanmasına fırsat vermekti.Freden ga ham likevel mulighet til å gjenoppbygge hæren.
Fransızlar bir zafer kazanma fırsatını kaybettiler.Franskmennene gikk av med seieren.
İkinci bir grup Katolik uygulamaların tekrar getirilmesi için fırsat bekleyenlerdi.Noen av dem begynte på nytt å praktisere flere katolske riter.
Bu da diğer fırsatların işe yaramaz olduğu anlamına geliyor.Dette var fordi det nesten ikke var andre muligheter for jobb.
Fakat bu fırsattan yararlanılmadı.Sjansen ble uansett misbrukt.
Moskova'da, Körler Spor Federasyonu'nun desteği ile bir Fırsat Eşitliği Turnuvası organize edildi.Med støtte fra idrettsforbundet for blinde ble en likestillingsturnering organisert i Moskva.
1907 yılında, gezici bir tiyatro ekibine katılan yazar, ülke çapında gezme fırsatı elde etti.I 1907 debuterte en rekke forfattere som gikk i samme retning.
Seleukos süvarileri de bunu fırsat bilip düşman orduya arkadan saldırmıştır.I mellomtiden hadde kavaleriet ridd rundt og angrepet fienden bakfra.
Ancak bu fırsatı kullanmamayı tercih ettiler.De valgte å ikke gjøre det.
Orada, 3 ay Bayezid Rüştiyesine ve ardından 9 ay Valide Mektebi’ne devam etme fırsatı buldu.Så måtte han vente der i ni måneder før ferden gikk videre.
Merhaba Dünya filmini kendini komik adam sıfatından ayıracak bir fırsat olarak düşündü.Denne filmen har gjort en sjanger skifte fra å være en ren Skrekkfilm å legge til flere komiske elementer.
Ayrıca Japonya’da yüksek eğitimi görme fırsatı sağlandı.Dan, persaingan untuk mendapatkan kesempatan kuliah di Jepang begitu sengit.
Fırsat mı, Tehdit mi?Janji dan ancaman.
Fakat bu fırsattan yararlanılmadı.Kesempatan itu tidak disia-siakan.
Azerbaycan'ın dağlık arazisi, kayak ve dağcılk gibi spor dallarında büyük fırsatlar sunmaktadır.Daratan pegunungan di Azerbaijan menunjang olahraga-olahraga seperti ski dan panjat tebing.
2006 yılında bu tür firmalar 12.000 iş fırsatı oluşturdu.Pada tahun 2006, perusahaan ini mempekerjakan 200 pekerjanya.
Böyle bir fırsat kolay kolay ele geçmezdi.Kesempatan itu tidak disia-siakan begitu saja.
Fırsat buldukça ben gidiyorum.Berbuat baiklah selagi ada kesempatan.
Evine dönmek için her fırsatı kolluyor.Ones harus menggendong Ningsih sampai rumah.
Diseksiyon anatomi ve fizyolojisini öğrenmek için bir fırsat oluşturur.Marey berharap untuk menggabungkan ilmu anatomi dan fisiologi.
"Lose Control" şarkısı cinsel bir fırsattan bahsediyor.Lagu "Bad Blood" adalah lagu bergenre Pop.
Bu fırsatın kaçmasını Lai Teck’e bağlayanlar da azınlıkta değildir.Pembunuh yang dikirim Liu Yu tidak memiliki banyak peluang untuk meracuninya.
Bu sayede çocuklarının gelişimini ve sınıf içinde neler olduğunu yakından takip etme fırsatını yakalarlar.Untuk itu mereka harus mempelajari perkembangan anak dan pendidikan pada masa kanak-kanak.
Sezar bunu Romalılar için bir büyük fırsat olarak gördü.Salman melihat kesempatan ini sebagai kesempatan emas.
AccessIT bunun için iyi bir fırsattır.Raam melihat hal tersebut sebagai peluang yang baik.
Anna ile konuşabilme fırsatını yakalayan Will, kızkardeşi Honey'nin doğumgününe Anna'yı davet eder.Setelah wawancara, Anna Scott ternyata bersedia menemani WIll menghadiri ulang tahun adiknya, Honey.
Fransızlar bir zafer kazanma fırsatını kaybettiler.Prancis dapat memenangkan pertempuran ini.
İlgili Sayfalar