fırsat ile cümle

fırsat kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Rollins ise fırsattan yararlanır ve Ambrose'a çantayı geçirir böylece maçı kazanan taraf olur.Velma také podvádí v hlasování a zfalšuje hlasy, aby mohla Amber vyhrát.
Evine dönmek için her fırsatı kolluyor.Všechno, co chce, je vrátit se domů.
Ve bu harika bir zamanlama, harika fırsatlar.Zažil jsem krásné momenty, vzpomíná .
Çünkü fırsat sosyal olarak yapılandırılmıştır.Bylo založeno jako sociální podnik.
Bunu fırsat bilen Kuretler şehri yakıp yıkarlar.Společnými silami pak rozespalé město pobili a zapálili.
Ve filmde de Karen, bu yasaklanmış ameli gerçekleştirmek için çok açık bir fırsata sahiptir."Și Karen, în film, oferă o oportunitate vividă pentru a comite aceasta”.
Bu yapılan ekonomik her seçimin bir fırsat maliyeti vardır.Orice activitate are un cost de oportunitate.
Azerbaycan'ın dağlık arazisi, kayak ve dağcılk gibi spor dallarında büyük fırsatlar sunmaktadır.Terenul muntos al Armeniei acordă mari oportunități pentru practicarea unor sporturi ca skiul sau alpinismul.
Bunun ispat edilebilmesi için kendisine bir fırsat verilmesi gerektiğini iddia etmiştir.El trebuie să facă dovada că o merită.
Kadınlar için fırsatlar artmıştır.Există unele beneficii pentru femele.
Bu bir fırsatken ve aynı zamanda talihsizliktir." demiştir.Era actorie, dar și agitație în același timp."
Ancak bu durum da hastalığın tanınması için fırsat yarattı.Această boală a fost pentru el ocazia unei aprofundări a credinței sale.
Her iki taraf da toparlanıp yeniden organize olmak için bu fırsatı kolluyordu.Ambele părți au vrut prilejul de a-și reface forțele și de a se reorganiza.
Alıcı ise, parayı ödemeden önce ürünü inceleme fırsatı bulmuş olur.Cumpărătorii nu aveau posibilitatea de a testa marfa înainte de a o cumpăra.
Bu fırsatçı saldırgan, Mario'nun popülaritesini kıskanan "Wario"dan başkası değildir.Personajul principal al acestor jocuri este Wario, varianta vicleană și lacomă a lui Mario.
Silahı alan güreşçi onu kullanma fırsatı elde eder.Fotbalistul căruia este gata să-i mai dea o șansă.
Fırsattan istifade diğer tatlısu balıkları da yakalanır.Se pot hrăni și cu alevinii altor specii de pește.
Fırsattan tam olarak faydalandı.El a profitat din plin de oportunitate.
Tom bana yaptığım şeyi neden yaptığımı açıklama fırsatı bile vermedi.Tom nici măcar nu mi-a dat șansa, de a explica, de ce am făcut ceea ce am făcut.
Tom bana yaptığım şeyi neden yaptığımı açıklama fırsatı bile vermedi.Tom nici măcar nu mi-a dat o șansă, să explic, de ce am făcut ceea ce am făcut.
Fırsatlarımızı en iyi şekilde değerlendir.Evaluează oportunitățile noastre în cel mai bun mod posibil.
Fırsatlarımızı en iyi şekilde değerlendir.Valorifică oportunitățile noastre în cel mai bun mod posibil.
Moskova'da, Körler Spor Federasyonu'nun desteği ile bir Fırsat Eşitliği Turnuvası organize edildi.Moszkvában a Vakok Nemzetközi Sportszövetsége támogatásával esélyegyenlőségi tornára került sor.
Bu bir fırsatken ve aynı zamanda talihsizliktir." demiştir.Ez nyereség, de egyszersmind balszerencse is".
Fırsat buldukça ağaçlara tırmanır.Szükség esetén fára is mászik.
Birbirlerine veda etme fırsatı bile bulamazlar.Nem tudom, hogy lesz-e alkalmam személyesen búcsút venni.
Fakat, Melkor karanlık planlarını kurmaya devam etti ve gerçekleştirmek için fırsat kolladı.Sándor azonban titokban tartotta valódi terveit, és a megfelelő alkalomra várt.
Böylece av hayvanının kaçması için bir fırsat oluşmuş olur.Ilyen esetben meg kell várni, hogy az állat elbújhasson.
Bu sayede Sovyet güçleri durumlarını pekiştirmeye fırsat bulabilmişlerdir.A szovjeteknek így volt idejük összeszedni az erejüket.
Bu Teğmen için iyi bir fırsattır.Hatalmas lehetőség ez Laci számára.
2010 yılında as takım kadrosunada alınmaya başlandı fakat as takımda oynan fırsatı bulamadı.2000-ben újra versenyzett, de az Eb-csapatba nem tudott bekerülni.
Zetkin kadınların oy hakkı ve fırsat eşitliği gibi konularda kadın politikasına da eğildi.Zetkint érdekelték a nők politikai jogai, harcolt az egyenlő lehetőségekért és a nők választójogáért.
Fransızlar bir zafer kazanma fırsatını kaybettiler.A svédek kihasználták a győzelem adta esélyt.
Evine dönmek için her fırsatı kolluyor.Nem képes teljesen visszahúzódni a házába.
Cephe sayesinde ELN temsilcileri Torres ile temas etme fırsatı yakalar.Az ügynökök megköszönik Stanéknek, hogy általuk sikerült felvenni az első kapcsolatot az idegenekkel.
1907 yılında, gezici bir tiyatro ekibine katılan yazar, ülke çapında gezme fırsatı elde etti.1907-ben csatlakozott egy vándorszínház társulatához, akikkel beutazta az egész vidéket.
Genelde pygocentruslardan fırsat bulamazlar.Gyakran Malpighi-edényeik sincsenek.
Alıcı ise, parayı ödemeden önce ürünü inceleme fırsatı bulmuş olur.Mennyi információt tud már akkor a fogyasztó, mielőtt elmenne megvenni.
Bu yapılan ekonomik her seçimin bir fırsat maliyeti vardır.Minden válság egy újabb lehetőség.
Çünkü fırsat sosyal olarak yapılandırılmıştır.A park részben társadalmi munkában épült.
Fakat bu benzersiz bir fırsattı ve başka bir yol düşünemedim.Azonban nem egészen így gondolom, nem is pont úgy, s nem is valamilyen más módon képzelem el.
Ancak maçın bitmesine 4 dakika kala pas yakalanamayınca fırsat kaçmış olur.Ha további négy perc elteltével sincs még vége a küzdelemnek, akkor a mérkőzést újrakezdik.
Müttefiklik Habsburg Hükümdarına karşı savaşmak için her iki hükümdar için de bir fırsattı.Mindkét ország hadat üzent a Habsburg Birodalomnak.
Abbasi halifesi daha sonra bu fırsatı kullanarak Ahmed'i vezirlik görevinden aldı.Az AT&T később pénzt ajánlott Heaviside-nak ezeknek a munkáknak a felhasználási jogaiért.
Diğerleri yemeğe üşüşürlerken onun anlattıklarını dinlemeye zor fırsat bulurlar.A partin mindenki elhűl, mikor meglátja.
Moskova'da, Körler Spor Federasyonu'nun desteği ile bir Fırsat Eşitliği Turnuvası organize edildi.Moskovassa järjestettiin Yhtäläisen mahdollisuuden turnaus Sokeiden urheiluliiton tuella.
Başkaldırıdan duygulananlar harekete geçme fırsatını hissedip örgütsel toplantılara katıldılar.Monet heistä, joita kapina oli liikuttanut, tunsivat mahdollisuuden toimia ja osallistuivat kokouksiin.
Böylelikle albüm çıkarma fırsatı da elde etmiş oldu.Hänellä oli tällöin myös mahdollisuus tehdä levytyksiä.
Birbirlerine veda etme fırsatı bile bulamazlar.Toisiaan ei myöskään saanut tervehtiä.
Bu sayede grup, Avrupa'da da tanınma fırsatını yakaladı.Sen jälkeen yhtye alkoi saada suosiota myös Euroopassa.
Portreler van Gogh'a tanınmak için en iyi fırsatı sağlamıştır.Maalauksesta pystyy oitis tunnistamaan van Goghin kädenjäljen.
"Lose Control" şarkısı cinsel bir fırsattan bahsediyor.Kappaleesta ”Lose Control” kuvattiin musiikkivideo.
Bu yapılan ekonomik her seçimin bir fırsat maliyeti vardır.Tehdyillä valinnoilla on siten vaihtoehtoiskustannus.
Her fırsatta Squidward'ü ezer.Stitch näkyy jokaisessa jaksossa.
Hakkındaki her şeyi, yani küçük bir üçkağıtçı ve fırsatçı olduğunu biliyordur.Hänestä tiedetään, että hänellä on huono asenne, huono arvostelukyky ja että hän on kärsimätön ja jääräpäinen.
Bu fırsat da 1623 yılında ortaya çıktı.Näytelmä ilmestyi painettuna vuonna 1623.
Bu sayede Ukrayna hem imajını geliştirmiş, hem de şehrinin kadınlarına yeni ve daha iyi fırsatlar tanımıştır.Naton taholta atlantismin on nähty tarjoavan sen jäsenmaille uuden ja positiivisemman kuvan.
Fırsat mı, Tehdit mi?Globalisaatio: uhka vai mahdollisuus.
Karanlık çökene kadar, çekilmelerine fırsat verilmeden imha edildiler.Lapset onnistuivat kuitenkin vapauttamaan heidät, kun Pimeä Torni tuhottiin.
Bu müzede antikiteyi daha yakından izleme fırsatı buldu.Museossa on nähtävillä vanhin Euroopassa pudonnut havainnoitu meteoriitti.
İlgili Sayfalar