fırsat ile cümle

fırsat kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Fırsat buldukça konserlerde de gruba eşlik etmektedir.Okazjonalnie występuje także wraz z grupą podczas koncertów.
Ancak şehrin yeniden alınması için böyle bir altın fırsatı kaçırmamaya karar verdi.Han beslutade dock att han inte kunde förlora en sådan gyllene möjlighet att återta staden.
Bununla beraber eşit fırsatlar ve yükümlülükleri de içerir, böylece toplumun bütününü kapsar.Jämlikhet innebär också lika möjligheter och skyldigheter, vilka omfattar samhället i sin helhet.
Köylü gelir ve onlara intikam için bir fırsat sağlar.Han hämtar bönderna och gör dem till vittnen till sin hämnd.
Fransızlar bir zafer kazanma fırsatını kaybettiler.Fransmännen vann en avgörande seger.
Azerbaycan'ın dağlık arazisi, kayak ve dağcılk gibi spor dallarında büyük fırsatlar sunmaktadır.Den bergiga terrängen i Armenien ger också stora möjligheter att utöva sporter som skidåkning och klättring.
Bu durum Almanlar tarafından hızla fırsata dönüştürüldü.Bron reparerades ganska snabbt av tyskarna.
Bana bu özel günde sizinle birlikte olma ve konuşma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.I den närmaste framtiden skall jag ha många samtal med Dig och på det sättet hindra Dig från att överge mig.
Alıcı ise, parayı ödemeden önce ürünü inceleme fırsatı bulmuş olur.På så sätt får kunden möjlighet att kontrollera varan innan man betalar den.
Ve bu harika bir zamanlama, harika fırsatlar.Ha sett sina bästa dagar – Något gammalt.
Bunlardan başlıcaları şunlardır: Güçlü yönlerimizi fırsatlardan yararlanacak şekilde kullanabiliriz.Kompetens - har vi förmågan som krävs för att lyckas med det?
Burada üç buçuk sezon sıkça oynama fırsatı buldu.Där har han nu spelat i två och en halv säsong.
Artık daha çok fikirlerini yazabilme fırsatı buldu.Det innebar att hon nu kunde publicera en del andra verk.
Ryan bu fırsatı kullanır ve plazmid işletmelerinin kontrolünü ele geçirir.Fisk lyckas återta sin kontroll.
Cromwell bileşimi karar almasına fırsat vermeden dağıtır.Krautmann har inget annat val än att köpa dem fria.
Fakat diğer Harezmşahlar bu keşmekeşten faydalanmayı fırsat bildiler.Kamerans övriga beränsningar gjorde dock att få utnyttjade denna möjlighet.
Bu da diğer fırsatların işe yaramaz olduğu anlamına geliyor.För andra betydelser, se Saut Impossible.
Gerçekten iyi bir söz yazarı bu yüzden onunla çalışma fırsatı yakaladım.Han var en skicklig textförfattare och kom att svara för en mängd revyer.
Eğer cevabınız "Evet." ise emin olun fırsat maliyetini bilmiyorsunuz.Коли підходить термін розплати, він розуміє, що шансів розплатитися — немає.
Fransızlar bir zafer kazanma fırsatını kaybettiler.Французи здобули перемогу.
Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.Через деякий час Іші зміг досягти й фінансової самостійності.
Moskova'da, Körler Spor Federasyonu'nun desteği ile bir Fırsat Eşitliği Turnuvası organize edildi.У Москві за підтримки Федерації спорту сліпих було організовано «Турнір рівних можливостей».
Birbirlerine veda etme fırsatı bile bulamazlar.Немає і сцени їх прощання.
Sonny, Tommy'ye parayı ve malı getirmesi için fırsat verir.Сонні вимагає, щоб Томмі повернув «товар» і гроші.
Şubat 1966'daki Suriye darbesi, Sovyetler Birliği'nin daha fazla Suriye'yi desteklemesine fırsat verdi.Сирійська революція з лютого 1966 дозволила СРСР і надалі підтримувати Сирію.
Fakat bu fırsattan yararlanılmadı.Але він цим шансом не скористався.
Bu sırada Johnny Blaze'in fırsat ayağına gelmiştir.Але де ж сам Джонні Блейз зупинився?
Silahı alan güreşçi onu kullanma fırsatı elde eder.Так давайте зробимо зброєю Перстень якщо він такий могутній.
Burada üç buçuk sezon sıkça oynama fırsatı buldu.Там він відіграв три з половиною сезони.
Bu bir fırsatken ve aynı zamanda talihsizliktir." demiştir.Це і дуже весело, і одночасно є великим викликом."
Eminem sayesinde Royce, Dr. Dre ve Game Recordings'in yapımcılarıyla da tanışma fırsatı buldu.Через Емінема, Ройс був також представлений Dr. Dre, а також „Game Recordings“.
Sonuç olarak güneydoğu yönünde çekilerek tehlikeli bir kuşatmadan kaçınma fırsatı elden kaçırılmış oldu.У результаті було втрачено можливість уникнути оточення шляхом відходу на південний схід.
Fırsat eşitliği yoluyla toplumsal adaletin sağlanabileceği düşüncesini savunmaktadır.Тільки завдяки її намаганням у суспільстві може бути встановлена справедливість.
Bu arada İngilizlerin Hint Okyanusu ticaretine girmeye başlaması bir fırsattı.Тоді ж жителі регіону започаткували мореплавство в Індійському океані.
Fırsatlar risklerle karşı karşıya gelebilir.Однак це можна розглядати як ризик.
Bu onun için ve terör örgütleri için harika bir fırsattır.Відомий організацією ним козацьких загонів та військових виправ для них.
Halen TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyesidir.При ній існує також комітет гендерної рівності.
Diseksiyon anatomi ve fizyolojisini öğrenmek için bir fırsat oluşturur.Анатомічна термінологія розташування Anatomy & Physiology.
Sezar bunu Romalılar için bir büyük fırsat olarak gördü.Ця опера справила велике враження на римлян.
Kaldı ki bugüne dek ayağımıza kadar gelen bir iki fırsatı da tepmiş bulunuyoruz.Тут було два каміни, один з яких зберігся до нашого часу.
Evine dönmek için her fırsatı kolluyor.Він використовував найліпшу нагоду, щоб зайвий раз навідатися додому.
Abdülhamid'e gösterme fırsatı bulduğu suluboya tabloları Abdülhamid tarafından beğenildi.[1] Акварельні картини Фаусто Зонаро, які він мав змогу виставити, дуже сподобалися Абдулхаміду.
Ancak "Rusya'nın güçlü olduğu" zamanlarda ruşistler intikam alma fırsatı bulduğu iddia ediliyor.[1][2]Але за часів, «коли Росія сильна», рашисти нібито мають можливість помститися.[1][31]
Moskova'da, Körler Spor Federasyonu'nun desteği ile bir Fırsat Eşitliği Turnuvası organize edildi.V Moskvě byl s podporou Federace nevidomých uspořádán Turnaj rovných možností.
Ancak, dosyası temyizdeyken kaçma fırsatı buldu.Je zajímavé, že si na útěku ponechal svou identitu.
Fakat bu fırsattan yararlanılmadı.Příležitost však nebyla využita.
Artık daha çok fikirlerini yazabilme fırsatı buldu.Cítím, jako bych měl víc důvodů psát.
Mortimere ve Perçylerin isyanı kandine bu değişme fırsatı vermiştir.Rebelie Mortimera a Percyových mu brzy dá šanci přesně to udělat.
Fırsat buldukça ben gidiyorum.Jakmile jsem měl příležitost, zběhl jsem.
Böylece ortaya çıkabilecek bir kriz işletme açısından bir fırsata dönüştürülebilir.Ucítí možnost vytěžit něco ze vzniklé situace.
Burada fazla oynama fırsatı bulamadı ve bir sezon ardından Denizlispor'a geri döndü.Tam se moc neprosadil a po sezoně se vrátil zpět.
Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.Svobodu v naději, že získá společenskou nezávislost.
Ancak bu fırsatı kullanmamayı tercih ettiler.Této možnosti však nevyužil.
Sondaj çok sayıda bilimsel projeye çalışma fırsatı sunmuştur.Továrna mu umožnila financovat mnohé vědecké projekty.
Kadınlar için fırsatlar artmıştır.Dívek a žen přibývalo.
Tüm bunları yaparken bir yandan da psikolojiyi normal dışı davranışlara uygulama fırsatı arıyordu.Nad Psyché se při plnění nemožných úkolů vždy někdo slitoval.
Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur.Chlubí se tím, že má mnoho vlivných známých.
Bu savaş tankları denemek için iyi birer fırsat oldu.Byla to příprava na invazi tanků.
Fırsatını bulanlar Anadolu’ya göç ettiler.Ti, jež se pokusili ustoupit, se utopili v Anduině.
Bu görevinde Türkiye'nin çoğu yerini gezmiş ve tarihi eserleri yerinde inceleme fırsatı bulmuştur.Mnozí z nich jenom v Rusku dostali příležitost použít svých získaných zkušenosti.
İlgili Sayfalar