fırsat ile cümle

fırsat kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Ayrıca Kontesa da bir ekstra eğlenti fırsatı sağladığını açıklar.Ela também disse que esperava receber um prêmio de consolação.
Dinlenmek ve doğayla iç içe yaşamak isteyenler için iyi bir fırsattır.É ideal para quem quer descansar e renovar as energias.
Bu onun için ve terör örgütleri için harika bir fırsattır.Eu acredito que isso será um grande benefício para nossa nação e para nossas Forças Armadas.
Ancak bu fırsatı kullanmamayı tercih ettiler.Mas eles não tiveram essa oportunidade.
Önemli olan üretimdeki mutlak maliyetler değil fakat fırsat maliyetidir.O que importa aqui não é o custo absoluto de produção, mas a razão de produtividade que cada país possui.
Populares partisi Marius ile birleşerek bu fırsattan yararlandı.O partido dos populares aproveitou esta oportunidade, aliando-se com Mário.
Bu onun için yeni bir araç yani yeni bir kariyer fırsatı anlamına geliyor.Todo dia é um novo dia e uma nova chance para ela.
"Lose Control" şarkısı cinsel bir fırsattan bahsediyor.A canção "Human Nature" aborda a controvérsia em torno de Erotica.
Çocukların çoğu bu sayede ilk defa kırsal yaşamı görme fırsatı buldu.Pela primeira vez, então, o rapaz encara uma responsabilidade na vida.
I. Simeon, bu fırsatı değerlendirmeye karar verdi ve bir Bulgar ordusu şehrin yanında belirdi.Simeão decidiu explorar a oportunidade, e seu exército apareceu nas proximidades da deserta cidade.
Bu fırsatı ona “Paradise” verecekti.Venceu por "O Portal do Paraíso".
Diseksiyon anatomi ve fizyolojisini öğrenmek için bir fırsat oluşturur.Marey pretendia fundir a anatomia e a fisiologia.
Fransızlar bir zafer kazanma fırsatını kaybettiler.A norte, os franceses obtiveram algumas vitórias.
Fırsattan istifade diğer tatlısu balıkları da yakalanır.Junto a isto soma-se a possibilidade de pescarias emocionantes.
Ünlü şarkıcıyı görme fırsatını kaçırdı.Ela perdeu a chance de ver o cantor famoso.
Fırsatlar risklerle karşı karşıya gelebilir.Tegenover de kansen staan de risico's.
Diğer taraftan, CSW askeri harekatlar için geniş bir imkanlar ve fırsatlar yelpazesi sunmaktadır.Aan de andere kant biedt het CSW ook een brede range van mogelijkheden en kansen voor militaire operaties.
Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.Zij zagen hun kans schoon om hun zelfstandigheid te herwinnen.
Her iki takım da eşitliği bozmak için fırsatlar yakaladı.Daarin kregen beide teams kansen om te scoren.
Bulgarlara göre, o sıradaki fırsat kaçırılmamalıydı.Tekenend voor de Bulgaren was, dat men bij het nemen van de aftrap meteen al de bal verloor.
İtalya’ da antik kalıntıları tekrar görme fırsatı elde ettiler.In Italië konden ze opnieuw oude ruïnes bezoeken.
Galler'e ise İsrail ile özel bir play-off maçı oynaması için fırsat verildi.Wales kreeg een nieuwe kans, het mocht een intercontinentale play-off spelen tegen Israël.
Böylelikle albüm çıkarma fırsatı da elde etmiş oldu.Hierdoor kreeg ze de kans om een album op te nemen.
Birbirlerine veda etme fırsatı bile bulamazlar.Er werd geen afscheidsbrief aangetroffen.
Bu fırsat da 1623 yılında ortaya çıktı.De oplossing kwam er in 1623.
Bu işinde, vaktinin çoğunu okuma ve yazmaya ayırma fırsatı buldu.Zijn werk bood hem voldoende ruimte en tijd om te schrijven.
Fakat bu fırsattan yararlanılmadı.Die kans kreeg ze echter niet.
Bu para sayesinde sık sık seyahat etme fırsatı buldu.In deze functie moest hij vaak reizen.
Aslında modernize etmek için gerçek bir fırsat vardı.Er is zelfs sprake van een echte revival.
Bu arada İngilizlerin Hint Okyanusu ticaretine girmeye başlaması bir fırsattı.Ondertussen begonnen ook Britten en Denen met het ondernemen van tochten over de Indische Oceaan.
Ancak bu fırsatı kullanmamayı tercih ettiler.Men heeft echter geen gebruik gemaakt van deze optie.
Sezonun ilerleyen haftalarında daha sık oynama fırsatı buldu.De centrumverdediger kwam de seizoenen erna vaker aan spelen toe.
1935’te Anti Faşist Kongresi’ne katılmak için Paris’e gitme fırsatını buldu.In 1935 nam hij deel aan het {antifascistische) schrijverscongres te Parijs.
Çünkü fırsat sosyal olarak yapılandırılmıştır.De bouw werd echter toch toegestaan vanwege het maatschappelijk belang.
Yine II. Dünya Savaşı sona erdikten sonra ilk fırsatta hacca gitmiştir.Na afloop van de Tweede Wereldoorlog kon men echter weer opnieuw beginnen.
Vahan hızla Ermenistan'ı kontrol altına almak için fırsat kullandı.Grant had zijn kans om Petersburg op een snelle manier in te nemen verspeeld.
Fakat Roma’nın tekrar toparlanması ve fırsatın kaçmasından kaygılandı.Maria wist Rusland te ontvluchten en hertrouwde.
Sana ikinci bir fırsat vermek istiyorum.Ik wil je een tweede kans geven.
Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.Mamy teraz okazję, by wygrać naszą ekonomiczną niezależność.
Fırsat mı, Tehdit mi?Szansa czy zagrożenie?
Moskova'da, Körler Spor Federasyonu'nun desteği ile bir Fırsat Eşitliği Turnuvası organize edildi.W Moskwie we współpracy z Federacją Sportu Niewidomych zorganizowano Turniej Równych Szans.
Fakat bu fırsattan yararlanılmadı.Nie wykorzystałem tej szansy.
Yanmayanlar, vakit bulup da yakamadıkları, yaşayanlar fırsat bulup da öldüremedikleri idi.Został on jednak zdobyty, a ukrywający się, którzy nie zdołali uciec, zamordowani.
Seni her fırsatta yerin dibine sokmaya çalışırlar.Dręczy go przy każdej możliwej okazji.
Ayrıca Cena'dan daha çok çalıştığını ama Cena kadar fırsat alamadığını söyledi.Miz stwierdził, że pracuje ciężej od Ceny, lecz nie dostaje w zamian tylu szans, co Cena.
Bu durumda Alman Komutanlığı'na paha biçilmez bir fırsat sunulmuş oldu.Przed Niemcami otworzyła się wtedy bezcenna szansa.
Anna ile konuşabilme fırsatını yakalayan Will, kızkardeşi Honey'nin doğumgününe Anna'yı davet eder.Ostatecznie Will i Anna udają się na urodzinową imprezę młodszej siostry WIlla - Honey.
Ne de olsa, sesini duyuramayanlar için önemli bir fırsattı.Jestem głosem pokolenia, które nie ma nic do powiedzenia.
Ancak bu düzensizlikten fırsat elde etme çabası, Fokas'ın onu hapishaneye atması ile engellendi.Być może to właśnie wywołało gniew kalifa, który wtrącił go do więzienia.
Bağışıklık sistemi yetersizliği bu patojenlere hastalık oluşturmak için bir "fırsat" sunmaktadır.Powoduje on, że sposób w jakim są hodowane stwarza „okazję” do rozpowszechnienia się choroby.
İngiliz ve Amerikan okullarındaki eğitim sistemini inceleme fırsatı buldu.Studiowała biologię na uczelniach amerykańskich i niemieckich.
Böylelikle albüm çıkarma fırsatı da elde etmiş oldu.W tym czasie nagrała też album Budź się.
Rol dağıtımı, iş fırsatları ve kariyer tavsiyeleri de içermektedir.Prowadzi on m.in. działalność doradczą w zakresie rozwoju zawodowego oraz wybory ścieżki kariery.
Burada ünlü kimyacı Joseph Louis Gay-Lussac'ın lâboratuvarında çalışma fırsatı buldu.Pierwotnie metoda ta została wynaleziona przez Josepha Louis Gay-Lussaca.
Burada üç buçuk sezon sıkça oynama fırsatı buldu.Grał tam przez sześć i pół sezonu.
İnternet ile birlikte gelen bu fırsat, kişilerde teknik bilgi ve beceri bulunmasını da gerektirmektedir.W związku z powszechnym dostępem do Internetu, informacje te są dostępne dla osób fizycznych i prawnych.
Katılımcılar, en son ürün ve gelişmelerini halka sunma fırsatı sunuyor.Produkcja zachęca najmłodszych do aktywności i kreatywnego działania.
Evine dönmek için her fırsatı kolluyor.Zawsze mają problemy z dojazdem do ich domu.
Bu zaman aralığında Rusya'ya yeniden toparlanma ve güçlenme fırsatı verdi.Okres ten umożliwił Indiom odbudowę i wzmocnienie swoich sił.
2006 yılında grup duraksama dönemine girdi.Üyeler yan projeleriyle ilgilenme fırsatı buldular.W 1996 roku grupa zrobiła sobie wakacje, więc jej członkowie mogli skupić się na swoich głównych projektach.
İlgili Sayfalar