fırsat ile cümle
fırsat kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Ayrıca her fırsatta da babasını hiç sevmediğini söyler.Я по-прежнему люблю своего отца несмотря ни на что.
Sonny, Tommy'ye parayı ve malı getirmesi için fırsat verir.Сонни взбешён и требует от Томми вернуть деньги и товар.
Bu arada İngilizlerin Hint Okyanusu ticaretine girmeye başlaması bir fırsattı.Тем временем англичане и датчане начали вторжение в Индийский океан.
Ünlü bir şarkıcı ve bir idol olmak isteyen Minako, bulduğu her fırsatta bunu gösterir.Минако мечтает стать известной певицей и идолом, поэтому посещает все пробы, которые только может.
Portreler van Gogh'a tanınmak için en iyi fırsatı sağlamıştır.Художница была возможность полнее познакомиться с произведениями Ван Гога.
Fırsat bulduğunda İnsanlara ve yeryüzüne zarar verir.Если же с ним что-нибудь случится, войску и народу грозят несчастья.
Eminem sayesinde Royce, Dr. Dre ve Game Recordings'in yapımcılarıyla da tanışma fırsatı buldu.Через Эминема Ройс будет также представлен Dr. Dre и Game Recordings.
Bunlardan başlıcaları şunlardır: Güçlü yönlerimizi fırsatlardan yararlanacak şekilde kullanabiliriz.В худшем случае, они используются, чтобы воспользоваться нами самими.
Kısa zaman sonra ara sıra oynama fırsatı bulmaya başladı.А позже научился играть уже по-настоящему.
Bu sayede Sovyet güçleri durumlarını pekiştirmeye fırsat bulabilmişlerdir.Это дало возможность южанам лучше укрепить свои позиции.
Bu anlaşma sırasında şarkıcı-şarkı yazarı The-Dream adlı Grammy ödülü ile çalışma fırsatı buldu.Благодаря этому она получила возможность работать с автором-исполнителем The-Dream.
Obfuscated TCP, Fırsatçı Şifreleme'yi uygulamanın diğer bir metodudur.TCP является ещё одним способом реализации оппортунистического шифрования.
Ama sonra İngiliz ordusunun kuzeye doğru yayılmaya fırsat verilmeyecekti.Больше никто не мог задержать продвижение арабов на север.
Üç sene sonra, 1451'de Boğdan prensi Bogdan'ın öldürülmesini fırsat bilerek Eflak'a döner.Она была убеждена, что смерть Гуса в 1415 году приведёт к бунту.
Fakat bu fırsattan yararlanılmadı.Однако этот шанс был упущен.
Gençliğinde ve erken dönem kariyerinde çeşitli fırsatlar sağladı.Свои ранние годы и юность он провел в роскоши.
"Türkiye 'Ege Adaları' fırsatını nasıl kaçırdı?".Как и каких эпидемий в России удалось избежать?.
Bu çarpışmalar Fatimiler ağır süvari hücumuna geçmeye fırsat bulamadan Haçlılar lehinde gelişti.Битва была закончена раньше, чем успела вмешаться тяжелая кавалерия фатимидов.
Bu fırsat da 1623 yılında ortaya çıktı.В 1623 году оно вышло в свет.
Bir daha bir fırsat yakalayamazsın.Разве вы не хотели бы иметь ещё один шанс?
Ancak Vietnam Savaşı Johnson'un bu yöndeki amaçlarını gerçekleştirmesine fırsat vermedi.По сложившейся ситуации было неясно, останется ли Джонсон в группе.
Kariyerinin ilerleyen sürelerinde de birçok ünlü film yönetmeni ile çalışma fırsatı elde etti.В ходе своей карьеры работал под руководством многих известных режиссёров.
İnşallah bundan sonra daha fazla fırsat bulacağım ve bunu da en faydalı şekilde kullanacağım.Понимаю, что мне предоставлен огромный шанс, надеюсь, что им воспользуюсь в полной мере.
Fransızlar bir zafer kazanma fırsatını kaybettiler.Французы одержали полную победу.
1633-1635 Halep Seferi'nde hacca gitme fırsatı buldu.В 1633-1635 годах — воевода в Верхотурье.
Fakat bu benzersiz bir fırsattı ve başka bir yol düşünemedim.Жаль, но я не нашёл иного способа вызвать дискуссию..
Seniha bu fırsatı kullanarak, durumu ağabeyine anlatır.Чтобы развязать спор, пошли к своему старшему.
Danimarka yetkilileri Yahudi tutuklulara her fırsatta yemek yardımı yaptı.Члены юденрата делали все возможное, чтобы помочь узникам.
Çünkü fırsat sosyal olarak yapılandırılmıştır.Памятник был сооружен на общественные средства.
Onlara bu fırsatı vermeyeceğiz.Мы не должны упустить эту возможность.
İkinci bir grup Katolik uygulamaların tekrar getirilmesi için fırsat bekleyenlerdi.بحثت مجموعة ثانية عن فرص لإعادة تقديم بعض الممارسات الكاثوليكية الرومانية.
Şubat 1966'daki Suriye darbesi, Sovyetler Birliği'nin daha fazla Suriye'yi desteklemesine fırsat verdi.وقد أتاحت الثورة السورية في فبراير 1966 الفرصة للاتحاد السوفيتي لزيادة دعم سوريا.
Seni her fırsatta yerin dibine sokmaya çalışırlar.حاولوا الدخول إلي قعر الأرض في كل فرصة لكم .
Farsça öğrendi ve İran edebiyatını tanıma fırsatı buldu.وقد تعلم اللغة الفارسية وأتيحت له الفرصة للتعرف على الأدب الإيرانى.
Atatürk ile tanışması sonucu ileriki yıllarda öğrenimine devam etme fırsatı buldu.وفي إثر مقابلتها لأتاتورك حازت على فرصة إستمرارها في التعليم لسنوات لاحقة.
Lex Luthor da ikisinin bu durumunu fırsat bilerek kendi planlarını uygulamaya çalışır.يحاول (ليكس لوثر) أيضاً تنفيذ خطته عندما علم أن هناك فرصة من وضعهما الإثنين .
Bu onun için yeni bir araç yani yeni bir kariyer fırsatı anlamına geliyor.مما أعطاه فرصة أخرى في مهنة له التسلية.
Askerî sistem değişikliği için ise, uygun fırsatı kolladı.الجيش تجربته حاليا بدائل ممكنة.
2013'te fırsat sağlanırsa Mars'a tek yönlü bir yolculuk yapmayı istedi.لم يكن ذلك ممكنًا ولكن أمكن استخدامه في المستقبل لبعثة إلى المريخ.
Ancak bu durum da hastalığın tanınması için fırsat yarattı.لذا فهو فقط يعطي احتمال وجود المرض.
Fırsatlar risklerle karşı karşıya gelebilir.يعٓرّف الإحتمال على أنه إحتمال حدوث المخاطر.
Bu Teğmen için iyi bir fırsattır.وتعد هذه نقطة إيجابية للمشترك.
Birbirlerine veda etme fırsatı bile bulamazlar.لا ترحل دون وداع.
Bunlar, Stuart kralları döneminde bekledikleri fırsatı elde ettiler.سيكون لهؤلاء الانفصاليين فرصتهم تحت حكم الملك ستيوارت.
Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.هذه المرة النضال من أجل استقلالنا".
Bu yöntem farklı seçeneklere mal olan fırsatları göz önünde bulundurmayı içerebilir.وقد يتضمن ذلك النظر في تكلفة الفرصة البديلة للبدائل المختلفة.
Cepheye gitme fırsatı bulan İbrahim, ölmeden babasından helallik almak istemektedir.عرض عدي على لطيف فرصة العودة إلى العراق مهددا بقتل والده إذا رفض.
Hobart'ta Darwin, Wellington Dağı'na çıkma fırsatı buldu.وكذلك غطَّى الدوليرايت جبل ويلينجتون قرب هوبارت.
Bern'e döndükten sonra ailesiyle uzun yıllar yaşadı ve fırsat buldukça sanat kurslarına katıldı.Ao voltar à Berna, ele viveu com seus pais por vários anos, assistindo lições de arte ocasionalmente.
Bu keşif Gay-Lussac isimli bilim adamına ideal gaz kanununu elde etme fırsatını verecekti.Esta ferramenta deu a Gay-Lussac a lei do gás ideal.
Filmin Devre arasında Romero mevcut görüntüleri düzenlemesine başlaması için fırsat oldu.Durante o recesso na filmagem, Romero usou a oportunidade para começar a edição da filmagem já existente.
Portreler van Gogh'a tanınmak için en iyi fırsatı sağlamıştır.Foi com os retratos que Van Gogh teve sua maior oportunidade de ganhar dinheiro.
Seni her fırsatta yerin dibine sokmaya çalışırlar.Querem destruir-me a qualquer preço.
Birbirlerine veda etme fırsatı bile bulamazlar.Ela nem me disse adeus.
Silahı alan güreşçi onu kullanma fırsatı elde eder.Se você tem uma arma poderosa por que usa lá?
Fakat bu fırsattan yararlanılmadı.Eu não acreditava naquela oportunidade.
Gerçekten iyi bir söz yazarı bu yüzden onunla çalışma fırsatı yakaladım.Suas belas letras têm sido de grande conforto para mim, quando eu tive uma oportunidade para lê-las.
Fırsat mı, Tehdit mi?Oportunidades / Ameaças.
Bana bu özel günde sizinle birlikte olma ve konuşma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.Obrigado pelo ano da sua vida que você passou comigo e dedicou a mim.
Lucas bu fırsatı kullanarak filmde birkaç küçük değişiklik yaptı.Seta teria, depois deste filme, muito poucas outras possibilidades.
İlgili Sayfalar