fırsat ile cümle

fırsat kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Burada üç buçuk sezon sıkça oynama fırsatı buldu.Allí jugó otras tres temporadas y media.
Backlash'te The Usos ile karşılaşarak turnuva finaline kalma fırsatları oldu ama mağlup oldular.En Backlash se enfrentaron a The Usos por los títulos, pero fueron derrotados.
Alıcı ise, parayı ödemeden önce ürünü inceleme fırsatı bulmuş olur.Así el usuario puede valorar el producto antes de adquirirlo.
Bu sırada Johnny Blaze'in fırsat ayağına gelmiştir.Este último terminaría en manos de Johnny Blaze.
Bunlardan başlıcaları şunlardır: Güçlü yönlerimizi fırsatlardan yararlanacak şekilde kullanabiliriz.Intentamos escribirlos lo más realmente posible, y divertirnos con los poderes cuando podemos.
Bir lüks saydıkları şarabı her fırsat buluşta büyük bir arzu ile içmeye kalkarlar.Por eso, aprovechan cualquier celebración para degustar un vaso de vino.
Danimarka yetkilileri Yahudi tutuklulara her fırsatta yemek yardımı yaptı.El gobierno sueco podrá enviar paquetes de ayuda a los judíos prisioneros.
Çünkü fırsat sosyal olarak yapılandırılmıştır.El proceso de desarrollo, por lo tanto, se construye socialmente.
Macbeth o gün şatosuna dönünce karısı onun kralı öldürmek fırsatını kaçırmamasını ısrarla tekrar eder.Cuando Macbeth regresa ella le insta a que aproveche la oportunidad de matar al rey.
Bunun ispat edilebilmesi için kendisine bir fırsat verilmesi gerektiğini iddia etmiştir.Se le respondió que eso podía hacerse.
Bu köylüyü de içselliğinden kurtatıp bir gün olsun dinlenme fırsatı verir.Este es un lugar para descansar y pasar un día inolvidable.
Bu yöntem farklı seçeneklere mal olan fırsatları göz önünde bulundurmayı içerebilir.También da la oportunidad de comentar las distintas opciones disponibles.
2010 yılında as takım kadrosunada alınmaya başlandı fakat as takımda oynan fırsatı bulamadı.En 2011 decidió probar suerte en Estados Unidos pero no tuvo suerte en ningún equipo.
Evine dönmek için her fırsatı kolluyor.Por supuesto todos queremos volver a casa.
Bu arada İngilizlerin Hint Okyanusu ticaretine girmeye başlaması bir fırsattı.Mientras tanto, los británicos y los daneses habían comenzado a incursionar en el océano Índico.
Ana madde: İkinci Schleswig-Holstein Savaşı İlk fırsat Schleswig-Holstein sorunu ile geldi.Primera Guerra de Schleswig Guerra de los Ducados Asunto de Schleswig-Holstein
Shane, Lana'ya kendi fırsatını kendisinin kazanması gerektiğini söyledi.Fenena dice que ella compartirá su suerte.
Fransızlar bir zafer kazanma fırsatını kaybettiler.Los franceses consiguieron la victoria después de un arduo combate.
Bu onun için yeni bir araç yani yeni bir kariyer fırsatı anlamına geliyor.Significó para ellas un nuevo proceso, el de la expansión.
Fakat diğer Harezmşahlar bu keşmekeşten faydalanmayı fırsat bildiler.Fue una oportunidad para que otros desarrolladores descubrieran la nueva aplicación.
Fırsat eşitliği yoluyla toplumsal adaletin sağlanabileceği düşüncesini savunmaktadır.Para conseguir el equilibrio se instala la idea del bienestar común, mediante la equidad jurídica.
Bir fırsatını bulup kapatıldığı evden kaçan Lilya bir otoyol köprüsünden kendini aşağıya atar.Libia huye desesperada y se suicida tirándose de un puente.
Henüz filmi görme fırsatım olmadı.Non ho ancora avuto occasione di vedere il film.
Bir şey yemek için bir fırsatım bile olmadı.Non ho ancora avuto modo di mangiare qualcosa.
Yerli konuşmacılarla konuşmak için çok fazla fırsatlarım olmuyor.Non ho molte opportunità di parlare con dei madrelingua.
Ve filmde de Karen, bu yasaklanmış ameli gerçekleştirmek için çok açık bir fırsata sahiptir."E Karen, nel film, ha l'opportunità di commettere l'atto proibito indirettamente".
İlk aktif hizmet fırsatı kısa bir süre sonra eline geçti.La sua prima occasione di servizio attivo giunse poco dopo.
Bu sıralarda Wheatstone ses ve sesin taşınımıyla ilgili çok çeşitli deneyler yapma fırsatı elde etti.In questo periodo Wheatstone fece numerosi esperimenti con il suono e la sua trasmissione.
Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.La nostra lotta è per la nostra indipendenza.
Grubun okuldaki yıl sonu partisinde çalmasına fırsat verilir.Vi è la possibilità di partecipare al Ballo di fine anno della scuola.
Bu bir fırsatken ve aynı zamanda talihsizliktir." demiştir.Una speranza, quindi, e al tempo stesso un monito".
Zetkin kadınların oy hakkı ve fırsat eşitliği gibi konularda kadın politikasına da eğildi.Zetkin si impegnò molto nelle politiche femminili, per esempio nelle pari opportunità e nel voto femminile.
Sonuçta Türev Fırsatları, Arbitraj Kârı sunmaktadır.Ogni altro valore risulterebbe in opportunità di arbitraggio.
Fakat bu fırsattan yararlanılmadı.Non è stato impiegato in questa occasione.
Bu yüzden de kimsenin onu arkadaş olarak tanıma fırsatı bulamadığını da eklemektedir.A tal proposito, gli confessa di non riuscir più a considerarlo come amico.
Kadınlar için fırsatlar artmıştır.Sono aumentati i casi di violenza contro le donne.
Bu deyimler tartışmalı konulara taze bakış açısıyla bakılmasına fırsat verebilir.Ci saranno dei momenti in cui farà delle cose moralmente discutibili.
Bu üçü içerisinde sadece Epir ve İznik Konstantinopolis'i tekrar ele geçirme fırsatları elde etti.Dei tre stati successori, Epiro e Nicea avevano le migliori possibilità di recuperare Costantinopoli.
Birbirlerine veda etme fırsatı bile bulamazlar.Non lascia alcun biglietto d'addio, né testamento.
Ancak günler sonra Alex'le tekrar karşılaşacak ve ona teşekkür etme fırsatı bulacaktır.Sarà solamente grazie a lei che Alex riuscirà a ritrovare la serenità.
Eğer cevabınız "Evet." ise emin olun fırsat maliyetini bilmiyorsunuz.Il libro risponde di sì, senza precisare quando.
Bu para sayesinde sık sık seyahat etme fırsatı buldu.Per trovare un sollievo viaggiò spesso.
Kolay kazanan ve pervasız harcayan bir zümrenin türemesi; her türlü malın sürülmesi fırsatını doğurur.Questo perché riesce ad associare l'abbaiare alla ricompensa (il cibo) che riceve a ogni fine pista.
Seniha bu fırsatı kullanarak, durumu ağabeyine anlatır.Il ragazzo sfrutterà quest’occasione per dire ai suoi amici dove si trova.
Dizide birçok kez çok güvendiği fiziksel yeteneklerini kullanabileceği fırsatlarla karşılaşır.Sembrano esserci alcuni dubbi sul quanto spesso possa utilizzare la sua Ora di Potere.
1035de bu hedefi gerçekleşterimek için yeni bir fırsat ortaya çıktı.Il progetto 1153 aveva quindi lo scopo di risolvere questo problema.
Ona kaçma fırsatı verdiler.Ему дали возможность убежать.
O bana bir fırsat verdi.Он дал мне возможность.
Eline geçen tüm fırsatları değerlendirmeye çalış.Старайся использовать любую возможность.
Fırsatımı kaçırdım.Я упустил свой шанс.
Yere tükürmeye fırsatın olmadan geri dönmüş olurlar.Они приедут, плюнуть не успеешь.
Böylesine bir fırsatı es geçemem.Я не могу пройти мимо такой возможности.
Bu altın bir fırsat.Это замечательная возможность.
Onunla konuşmaya hiç fırsatım olmadı.У меня не было никакой возможности поговорить с ним.
Fırsat mı, Tehdit mi?Надежда или угроза?
Moskova'da, Körler Spor Federasyonu'nun desteği ile bir Fırsat Eşitliği Turnuvası organize edildi.В Москве при поддержке Федерации спорта слепых был организован «Турнир равных возможностей».
Birbirlerine veda etme fırsatı bile bulamazlar.Ты просто не знаешь, когда с ним попрощаться, не так ли?
Grubun okuldaki yıl sonu partisinde çalmasına fırsat verilir.У группы появляется возможность сыграть вживую на школьной вечеринке в конце года.
Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.Для неё это было шансом обрести независимость.
Eğer cevabınız "Evet." ise emin olun fırsat maliyetini bilmiyorsunuz.Когда подходит срок расплаты, он понимает, что шансов расплатиться — нет.
İlgili Sayfalar