fırsat ile cümle
fırsat kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Ana madde: İkinci Schleswig-Holstein Savaşı İlk fırsat Schleswig-Holstein sorunu ile geldi.Die Schleswig-Holsteinische Erhebung wurde zum ersten militärischen Konflikt um die Schleswig-Holstein-Frage.
Burada üç buçuk sezon sıkça oynama fırsatı buldu.Hier kam er eineinhalb Spielzeiten regelmäßig zum Einsatz.
Fransızlar bir zafer kazanma fırsatını kaybettiler.Allerdings konnten die Franzosen den Sieg nicht ausnutzen.
Çalışanlar Rüsselsheim'de çalışan diğer meslektekiler gibi gezgin fırsatçılar değildi.Nicht alle Konstrukteure arbeiteten auf ähnlich hohem Niveau wie Tyrrell.
Rusya da İran'daki karışıklığı fırsat bilerek İran'a savaş açtı.Die Möglichkeit eines Seitenwechsels Russlands wollte Österreich von Anfang an offenhalten.
Bu bir fırsatken ve aynı zamanda talihsizliktir." demiştir.Das ist komisch und tragisch zugleich “.
Fırsatlar risklerle karşı karşıya gelebilir.Diesen Risiken können entsprechende Chancen gegenüberstehen.
Danimarka yetkilileri Yahudi tutuklulara her fırsatta yemek yardımı yaptı.Dinis wandte sich im Interesse jüdischer Mitbürger mehrfach an den dänischen Prinzen.
1935’te Anti Faşist Kongresi’ne katılmak için Paris’e gitme fırsatını buldu.1935 hielt er eine Ansprache auf dem Kongress antifaschistischer Schriftsteller in Paris.
Bunun ispat edilebilmesi için kendisine bir fırsat verilmesi gerektiğini iddia etmiştir.Er habe ihm unter seinem Namen eine Chance gegeben, sein Können zu beweisen.
Çünkü fırsat sosyal olarak yapılandırılmıştır.Diese ist allerdings sozial organisiert.
Hükümetin genel amacı, bunu mümkün olan her fırsatta tekrarlamaktı.Dabei achtete man darauf, den Originalzustand wo immer möglich wiederherzustellen.
Birçok şehirde çok fazla sayıda sahne alma fırsatı buldu.In vielen Städten gibt es eine lebhafte Theaterszene.
Burada sanatçı İtalyanca öğrenme fırsatı elde etti.Dort lernte er die italienische Kunst kennen.
Alıcı ise, parayı ödemeden önce ürünü inceleme fırsatı bulmuş olur.Die Kundinnen haben die Möglichkeit, die Produkte vor dem Kauf auszuprobieren.
Onun sadakatsizliğini asla affetmedi ve her fırsatta bunu onun başına kaktı.Elle ne lui pardonna jamais son infidélité et la lui rappelait à tout propos.
Atlattığı zorluklara rağmen Hisao, yeni arkadaşlar ve hatta sevgili bulma fırsatı yakalar.En dépit de ses difficultés, Hisao a la possibilité de trouver des amis ainsi que l'amour.
Müttefiklik Habsburg Hükümdarına karşı savaşmak için her iki hükümdar için de bir fırsattı.L'alliance est une occasion pour les deux souverains de lutter contre les puissants Habsbourg.
Birçok ünlü meslektaşı ile tanışma fırsatı bulmuştur.Cela lui a permis de rencontrer de célèbres confrères.
1935’te Anti Faşist Kongresi’ne katılmak için Paris’e gitme fırsatını buldu.En 1935 il participe au congrès antifasciste à Paris.
Bu sayede grup, Avrupa'da da tanınma fırsatını yakaladı.Cette rencontre lui permet de se faire connaître aussi en Europe.
Fırsatlar risklerle karşı karşıya gelebilir.Les problèmes potentiels énoncent des risques.
Her iki takım da eşitliği bozmak için fırsatlar yakaladı.Les deux équipes ont eu des occasions pour gagner le match.
Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.Nous sommes prêts à tous les sacrifices pour reconquérir notre indépendance.
Bu bir fırsatken ve aynı zamanda talihsizliktir." demiştir.C'est plein d'espoir et triste à la fois »,.
Durdurulma nedeni ise birliklerin yeniden yapılanmasına fırsat vermekti.Son absence permet à l'armée de l'Union de se réorganiser.
Ayrıca Japonya’da yüksek eğitimi görme fırsatı sağlandı.Elle a, d'ailleurs, un diplôme d'enseignement au Japon.
Çıkan yangın ve karışıklık Amerikalılara kaçmaları için gereken fırsatı da sağladı.Mais une autre troupe américaine attaque et la confusion amènent les américains à s'entretuer.
Burada sanatçı İtalyanca öğrenme fırsatı elde etti.C'est l'occasion pour lui d'observer les milieux artistiques et d'apprendre l'Italien.
İlk plancılarla çalışma fırsatı buldu.Il a pu cohabiter avec les premiers Hommes.
Diğerleri yemeğe üşüşürlerken onun anlattıklarını dinlemeye zor fırsat bulurlar.En train de se jeter sur la nourriture, les autres l'écoutent difficilement raconter son histoire.
Birbirlerine veda etme fırsatı bile bulamazlar.Et pas possible de lui avoir dit le dernier adieu !
Seni her fırsatta yerin dibine sokmaya çalışırlar.Il frappe Honmaru à chaque occasion.
İngiliz ve Amerikan okullarındaki eğitim sistemini inceleme fırsatı buldu.Il partage sa scolarité entre des écoles américaines et britanniques.
Bu Teğmen için iyi bir fırsattır.Il en sort lieutenant.
Bunun karşısında John, liam'ı her fırsatta döver.De son côté, John confronte Laly à ses mensonges.
Bu fırsattan faydalanmak isteyen David de peşinden gelir.Revient alors Pierre, qui compte lui aussi profiter de la situation.
Eminem sayesinde Royce, Dr. Dre ve Game Recordings'in yapımcılarıyla da tanışma fırsatı buldu.Avec Eminem, Royce est présenté à Dr. Dre et signe au label Game Recordings.
Evine dönmek için her fırsatı kolluyor.Chacun est sommé de rentrer chez lui.
Sezonun ilerleyen haftalarında daha sık oynama fırsatı buldu.La saison suivante il joue plus régulièrement.
Fırsat kendisine sunulduğunda yönetmeye kararsız kaldı.Il arrive même qu'en son absence elle les dirige.
Bu arada İngilizlerin Hint Okyanusu ticaretine girmeye başlaması bir fırsattı.Mais les Européens finissent par dominer le commerce dans l'océan Indien.
Eğer cevabınız "Evet." ise emin olun fırsat maliyetini bilmiyorsunuz.Alors si je peux me permettre de te donner un conseil, c'est : oublie que t'as aucune chance, vas-y fonce !
Bu savaş tankları denemek için iyi birer fırsat oldu.Cela a donné l'occasion d'expériences de résistance des matériaux.
Bu para sayesinde sık sık seyahat etme fırsatı buldu.Il a souvent eu des problèmes d'argent.
Kadınlar için fırsatlar artmıştır.Des succès auprès des femmes.
Güzel bir fırsatı tepmeyin.No desaproveches una buena oportunidad.
Her güne hayatındaki en güzel gün olma fırsatını ver.Dale a cada día la oportunidad de ser el más bello día de tu vida.
Onu iyi bir fırsat olarak kullandım.Hice uso de esta buena oportunidad.
Onu ilk fırsatta yapacağım.Lo haré a la primera oportunidad.
Mary onu bir kez daha yapabilme fırsatını bekliyor.Mary espera tener la oportunidad de hacerlo otra vez.
Tek istediğim bir fırsat.Lo único que quiero es una oportunidad.
Bu bir fırsatken ve aynı zamanda talihsizliktir." demiştir.Eso es a la vez una ventaja y una desgracia».
Atlattığı zorluklara rağmen Hisao, yeni arkadaşlar ve hatta sevgili bulma fırsatı yakalar.A pesar de sus dificultades, Hisao tiene la oportunidad de encontrar nuevos amigos y el amor.
Savaş Masseria için kötüye gidiyordu, ve Luciano savaş sürerken taraf değiştirmek için bir fırsat buldu.La guerra le había ido mal a Masseria, y Luciano vio una oportunidad de cambiar las alianzas.
Böylece av hayvanının kaçması için bir fırsat oluşmuş olur.Esto le da al animal presa una oportunidad de escapar.
Bu sıralarda Wheatstone ses ve sesin taşınımıyla ilgili çok çeşitli deneyler yapma fırsatı elde etti.En este período, Wheatstone realizó numerosos experimentos sobre el sonido y su transmisión.
Katılımcılar, en son ürün ve gelişmelerini halka sunma fırsatı sunuyor.Ofrece a los expositores la oportunidad de presentar sus productos y desarrollos más modernos al público.
Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.Defensa y pérdida de nuestra independencia económica.
Birbirlerine veda etme fırsatı bile bulamazlar.No pudo tener una mejor despedida.
İlgili Sayfalar