etme ile cümle
etme kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Tom cevap için 'hayır'ı kabul etmez.Tom won't take no for an answer.
Senin önerini kabul etmesi için Tom Mary'yi ikna etmeye çalışacak.Tom will try to convince Mary to accept your offer.
Tom Mary'ye yardım etmek için zahmete katlandı.Tom went out of his way to help Mary.
Tom'un bu öğleden sonra bana yardım etmesi gerekiyordu.Tom was supposed to help me this afternoon.
Tom seninle iki laf etmek istiyor.Tom wants to have a word with you.
Tom Güney Amerika'yı ziyaret etmek istedi.Tom wanted to visit South America.
Tom Kuzey Amerika'yı ziyaret etmek istedi.Tom wanted to visit North America.
Tom Orta Amerika'yı ziyaret etmek istedi.Tom wanted to visit Central America.
Tom Amerika'yı ziyaret etmek istedi.Tom wanted to visit America.
Tom Mary'ye şahsen teşekkür etmek istedi.Tom wanted to thank Mary in person.
Tom Mary'nin kestaneleri toplamasına yardım etmek istedi.Tom wanted to help Mary pick up chestnuts.
Tom Mary'ye ateş etmek istedi fakat John onu durdurdu.Tom wanted to fire Mary, but John stopped him.
Tom Mary'ye onunla dışarı çıkmasını rica etmek istedi, ama cesareti yoktu.Tom wanted to ask Mary to go out with him, but he didn't have the courage to.
Tom Mary'den büyük bir iyilik rica etmek istedi.Tom wanted to ask Mary for a big favor.
Tom bir araba satın almak için yeterli parayı tasarruf etmek istedi.Tom wanted save up enough money to buy a car.
Tom Mary'nin hemen terk etmesini istedi.Tom wanted Mary to leave right away.
Tom Mary'den ev ödevinde ona yardım etmesini istedi.Tom wanted Mary to help him with his homework.
Tom, Mary'den bahçede ona yardım etmesini istedi.Tom wanted Mary to help him in the garden.
Tom Mary'nin amcasını ziyaret etmesi için Boston'a gitmesini istedi.Tom wanted Mary to go to Boston to visit her uncle.
Tom Mary'nin onun hediyesini kabul etmesini istedi.Tom wanted Mary to accept his gift.
Tom yeni bir yetimhane için para toplamaya yardım etmeye gönüllüydü.Tom volunteered to help raise money for a new orphanage.
Tom bütün gece Mary'yi araba sürmesi için ikna etmeye çalıştı.Tom tried to talk Mary into driving all night.
Tom bana gitmeyi tercih etmediğini söyledi.Tom told me that he would rather not go.
Tom Mary'ye başka bir yerde park etmesini söyledi.Tom told Mary to park somewhere else.
Tom Mary'ye profiline telefon numarasını dahil etmemesi gerektiğini söyledi.Tom told Mary that she shouldn't include her phone number in her profile.
Tom Mary'nin John'un evine gitmesi ve ona yardım etmesi gerektiğini düşünüyordu.Tom thought Mary should go over to John's house and help him.
Tom şu anda Mary'yi ziyaret etmemenin daha iyi olacağını düşünüyor.Tom thinks it would be better not to visit Mary right now.
Tom bütün günü çatıdaki sızıntıyı tamir etmek için uğraşarak geçirdi.Tom spent all day trying to fix the leak in the roof.
Tom Mary'ye karşı tanıklık etmek için isteksiz gibi görünüyor.Tom seems to be unwilling to testify against Mary.
Tom ona teklif ettiğimiz rüşveti kabul etmek için isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to accept the bribe we're offering him.
Tom önerimizi kabul etmek için isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to accept our offer.
Tom yenilgiyi kabul etmek için isteksiz görünüyor.Tom seems to be unwilling to accept defeat.
Tom Mary'nin kesinlikle işi kabul etmeyeceğini söylüyor.Tom says that Mary definitely won't accept the job.
Tom ateş etmeden önce Mary'ye bir uyarı daha vermesi gerektiğini söyledi.Tom said that he needed to give Mary one more warning before he could fire her.
Tom oğlunun hâlâ canlı olduğu ihtimalini gözardı etmeyi reddetti.Tom refused to rule out the possibility that his son was still alive.
Tom bana yardım etmek için yapabileceği her şeyi yapmak için söz verdi.Tom promised to do everything he could to help me.
Tom eline geçecek ilk fırsatta Mary'yi ziyaret etmeyi planlıyor.Tom planned to visit Mary the first chance he got.
Tom etmemesi gerektiğini bilmesine rağmen, arabasını yangın musluğunun önüne parketti.Tom parked his car in front of a fire hydrant even though he knew he shouldn't.
Tom pikniği iptal etmek zorunda kalabilir.Tom may have to cancel the picnic.
Tom partiyi iptal etmek zorunda kalabilir.Tom may have to cancel the party.
Tom Mary'nin masum olduğunu ikna etme girişiminde bulunmadı.Tom made no attempt to convince Mary that he was innocent.
Tom Mary'yi hastaneye gitmesi için ikna etmenin zor olacağını biliyordu.Tom knew it was going to be tough to convince Mary to go to the hospital.
Tom Mary'nin araba süremeyecek kadar yaşlı olduğuna ikna etmenin zor olacağını biliyordu.Tom knew it was going to be tough to convince Mary that she was too old to drive.
Tom sadece şansını denedi ve Mary'ye çıkma teklif etmek için aradı.Tom just took a chance and called Mary to ask her out.
Tom sadece işleri olduğu gibi kabul etmek zorunda kaldı.Tom just had to accept things the way they were.
Tom bu defa tekrar bize yardım etmeye istekli.Tom is willing to help us again this time.
Tom çeviri yaparken yardıma ihtiyacı olduğu gerçeğini kabul etmek istemiyor.Tom is unwilling to accept the fact that he needs help when translating.
Tom Mary'yi hastanede ziyaret etmeye çekiniyor.Tom is hesitant to visit Mary in the hospital.
Tom Mary'ye yardımcı olur, ama o ona yardım etmez.Tom helps Mary, but she doesn't help him.
Tom asla bir İslam ülkesini ziyaret etmedi.Tom has never visited an Islamic country.
Tom Mary'nin haklı olduğunu kabul etmek zorunda kaldı.Tom had to admit that Mary was right.
Tom'un sonuçları kabul etmekten başka seçeneği yoktu.Tom had no choice except to accept the consequences.
Tom Mary'nin taşınmasına yardım etmeye ikna edildi.Tom got talked into helping Mary move.
Tom canı eve gitmek istedi ve kimseye veda etmeden gitti.Tom felt like going home and left without saying goodbye to anyone.
Tom Mary'nin ona itaat etmesini bekliyor.Tom expects Mary to obey him.
Tom asla Boston'u terk etmek istemiyor.Tom doesn't want to ever leave Boston.
Tom insanların onun evinin önüne park etmelerini sevmiyor.Tom doesn't like it when people park in front of his house.
Tom'un size yardım etmek için vakti yok.Tom doesn't have time to help you.
Tom'un şimdi size yardım etmek için zamanı yok.Tom doesn't have time right now to help you.
Tom şikâyet etmekten başka bir şey yapmaz.Tom does nothing but complain.