etme ile cümle

etme kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Mary'nin Tom'un gerçekten ne kadar fakir olduğunu farkedip etmediğini merak ediyorum.I wonder if Mary realizes how poor Tom really is.
Tom'a Mary ile alay etmemesini defalarca söyledim.I have told Tom over and over again not to make fun of Mary.
Tom'un onunla evlenmesi için şu ana kadar Mary'ye rica etmeyi düşündüğünden şüpheliyim.I doubt that Tom would ever consider asking Mary to marry him.
Mary'nin onun annesine yardım etmeyi planlamadığını Tom'a söyleme.Don't tell Tom that Mary isn't planning on helping his mother.
Tom Mary'yi John'un partisine gitmesi için ikna etmeye çalıştı.Tom tried to persuade Mary to go to John's party.
Tom, Mary'nin ev ödevinde John'a yardım etmesini rica etti.Tom asked Mary to help John with his homework assignment.
Acele etmene gerek yoktu. Zaten buraya çok erken vardın.You didn't need to hurry. You got here too early anyway.
Acele etmene gerek yoktu. Çok erken geldin.You needn't have hurried. You've arrived too early.
Bu girişim, Oksitanca yazmaya teşvik etmek için çaba göstermektedir.This initiative strives to promote writing in Occitan.
Ben büyük gruplar halinde seyahat etmeyi sevmiyorum.I don't like to travel in large groups.
Büyük gruplarla seyahat etmeyi sevmiyorum.I don't like to travel with large groups.
Biri bu cümleyi kontrol etmeli.One has to check this sentence.
Tom Mary'ye yardım etmek istiyordu fakat nereden başlayacağını bilmiyordu.Tom wanted to help Mary, but he didn't know where to begin.
Tom Boston'da çalışmaya devam edip etmeyeceği konusunda karar vermeliydi.Tom needed to decide whether he would continue working in Boston.
Tom her zaman kurallara göre hareket etmez.Tom doesn't always play by the rules.
Tom herhangi birine ateş etmedi.Tom didn't shoot anybody.
Tom Mary'yi mutlu etmek için elinden geleni yapıyor.Tom bends over backwards to make Mary happy.
Tom'u beklerken belki de Mary'yi davet etmemem gerektiği aklıma geldi.It occurred to me while I was waiting for Tom that maybe I shouldn't have invited Mary.
Tom'a yardım etmeyi düşündüğünü sanmıyorum.I don't suppose you'd consider helping Tom.
Bozuk değilse tamir etme.If it ain't broke, don't fix it.
Annem yalnız seyahat etmemem için uyardı.My parents persuaded me not to travel alone.
Size kim dans etmeyi öğretti?Who taught you to dance?
Tom blokun etrafını dolaştı ve park etmek için bir yer buldu.Tom circled the block looking for a place to park.
Tom'un annesi ona Mary'yi akşam yemeği için eve davet etmesini söyledi.Tom's mother told him that he should ask Mary over for dinner.
Tom'u Fransızca çalışmaya ikna etmeye çalışmak için daha fazla zaman harcamak istemedim.I didn't want to spend any more time trying to convince Tom to study French.
Ben güneşi sevmiyorum, yağmuru ve onun altında dans etmeyi seviyorum.I don't like the sun, I prefer the rain and dance under it.
Endişe etme, herkes hata yapar.Don't worry, everyone makes mistakes.
Beni dahil etmeyebilirsin.You can count me out.
Sana yardım etmek isterim ama çok fazla meşgulüm.I'd love to help you out, but I'm terribly busy.
Aslında, bunun için sana teşekkür etmeliyim.In fact, I should thank you for this.
Dert etmeyin. O sizin sorununuz değil.Don't worry about it. It's not your problem.
Yardım etmek için yapabileceğimiz bir şey varsa lütfen bize bildirmeye çekinme.If there's anything we can do to help, please don't hesitate to let us know.
Tom okurken rahatsız etmeyin.Don't bother Tom while he's reading.
Yarın telefonla Tom'a ulaşmayı ve bize yardım etmesini rica etmeyi planlıyorum.I plan to contact Tom by phone tomorrow and ask him to help us.
Yarın Tom'a telefon etmeyi ve ondan yardım istemeyi planlıyorum.I plan to telephone Tom tomorrow and ask him to help.
Yarın Tom'a telefon etmeye ve ondan yardım istemeye niyetim var.I intend to phone Tom tomorrow and ask him to help.
Yarın Tom'u arayacağım ve yardım etmesi için ona rica edeceğim.I'm going to call Tom tomorrow and ask him to help.
Yakın bir zamanda Paris'te bizi ziyaret etmeye gel.Come and visit us in Paris sometime soon.
Tom'un yeni kız arkadaşıyla orada olacak olması beni rahatsız etmez.It doesn't bother me that Tom is going to be there with his new girlfriend.
Gerçekten sana yardım etmek isterim, ama ellerim bağlı.I would really like to help you, but my hands are tied.
Biz her zaman yasalara itaat etmeliyiz.We should always obey laws.
Yağmurda yürümek beni rahatsız etmez.It doesn't bother me to walk in the rain.
Onlar küçük farkları fark etmedi.They did not notice the small differences.
Annene yardım etmek zorundasın.You have to help your mother.
Onun ne zaman Roma'yı terk etmeye karar verdiğini bilmiyorum.I don't know when she decided to leave Rome.
O şirketten istifa etmek için kararını verdi.She's made up her mind to quit the company.
Tom Mary'nin aşkını ya da dostluğunu kabul etmeye hazır değildi.Tom wasn't ready to accept Mary's love or friendship.
Tom üvey ebeveynlerinin kendisine verdiği sevgiyi kabul etmeyi öğrendi.Tom learned to accept the love his stepparents gave him.
Tom'un Mary'nin sevgisini kabul etme sorunu vardı.Tom had trouble accepting Mary's love.
Tom Mary'nin aşkını kabul ya da onu red edip etmeyeceğini bilmiyordu.Tom didn't know whether to accept Mary's love or refuse it.
Tom Mary'yi sevmeyi ya da birinin aşkını kabul etmeyi bilmemekle suçladı.Tom accused Mary of not knowing how to love or how to accept someone's love.
Akşam yemeğinden sonra yapacağım şey internette sohbet etmektir.What I will do after dinner is to chat on the internet.
Tom'un bize hiç yardım etmeyeceğini farzetmelisin.You should assume that Tom won't help us at all.
Tom Mary'ye kırık sandelyeyi tamir etmesini ne zaman söyledi?When did Tom tell Mary to fix the broken chair?
Tom'u ziyaret etmek bir hataydı.Visiting Tom was a mistake.
Tom'u ziyaret etmek çok eğlenceliydi.Visiting Tom was a lot of fun.
Tom'u ziyaret etmek iyi bir fikirdi.Visiting Tom was a good idea.
Tom'un yardım etmek için isteksizliği Mary'yi şaşırttı.Tom's unwillingness to help surprised Mary.
Mary iş teklifini kabul etmeye karar verirse, Tom çok şaşırmazdı.Tom wouldn't be too surprised if Mary decided to accept the job offer.
Tom da pikniğe gitmek istiyor, onu davet etmeliyiz.Tom would like to go on the picnic, too. We should invite him.

İlgili Sayfalar