Güneşten alınan enerji cilt yoluyla bedene kavuşturulur.La boule d'énergie l'emporte droit sur le Soleil.
Bu sırada büyük miktarda enerji serbest bırakılmaktadır.La quantité d'énergie libérée est énorme.
Ondan sonraki araştırmaları, nükleer enerji üretimi için öncülük oldu.Ses recherches serviront de socle à l'exploitation de l'énergie nucléaire.
Büyük ırmaklar, hidroelektrik enerji üretiminin yoğunlaştığı havzalar olmuşlardı.C'est ainsi que l'accent fut mis sur l'énergie hydroélectrique.
Ama yeterince tanınmadığı için Dünya genel enerji üretimininden yalnızca %0.05 lik bir pay alır.La part du nucléaire ne représente que 0,5 % de la production énergétique du pays.
Gözlemlenebilir olgular sadece enerji farklarına bağlıdır.Remarque : on ne peut stocker que de l'énergie.
Aynı yıl ayrıca Atomik Enerji Departmanı (AED) kuruldu.La même année, la section d’Athlétisme fut créée.
Gıdada enerji üç kaynaktan gelir: yağ, protein ve karbonhidratlar.L'énergie nutritionnelle vient de trois sources : les lipides, les protéines et les glucides.
Enerji sadece bir şekilden diğerine dönüşür.Il montre comment la nature passe d'une forme à une autre.
Kral, babasına göre, hem fiziksel hem de duygusal açıdan daha fazla enerjiye sahipti.Il ressemble beaucoup à son père, aussi bien physiquement que mentalement.
Enerji talebini kısmaya yönelik tasarruf politikaları uyguladılar.Soutien aux actions de maîtrise de la demande d'énergie.
Bütün bu faaliyetlerde enerji tüketilir.Chaque choc consomme de l'énergie.
Daha ağır nüklitler, dışarıya verecekleri fazla enerjileri olduğundan kararsızlardır.Cela signifie qu'ils produiront plus d'énergie qu'ils n'en consommeront.
Gravitasyonel alan negatif enerjiye madde is pozitif enerjiye sahiptir.Dans ce cas-là, l'énergie potentielle gravitationnelle est négative.
Bununla da yetinilmeyip görülmeyen bir başka elektrik enerji elde edilmesi mümkün oldu.Il s'agit de sa capacité à encaisser sans dommage une puissance électrique.
Bunları ayırmak için çok fazla enerji gereklidir.De très nombreux domaines nécessitent la prise en compte de cette énergie.
Nitekim elektrik enerjisi üretildiği anda kullanılmak zorunluluğundadır.L'énergie électrique doit être générée à la même vitesse à laquelle elle est consommée.
Normalde bu enerjinin verimi %30-40'tır.Leurs rendements électriques se situent généralement entre 30 et 40 %.
Elektrik motoru kullanılarak elektrik enerjisi mekanik enerjiye dönüştürülür.En fonctionnement moteur, l'énergie électrique est transformée en énergie mécanique.
Köpüğün yüzey enerjisi minimum olmasına rağmen, köpük minimal yüzeye sahip değildir).L'énergie potentielle est maximale si la surface de la bulle est minimale.
1957 - Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (AEK) kuruldu.1957 : fondation de l’Agence internationale de l'énergie atomique.
Bu enerjinin kaynağı nükleer bağ enerjisidir.L'excès de masse représente ainsi l'énergie de liaison nucléaire.
Enerjinin kesin ölçümü yoktur.Pas de caractéristiques d'énergie.
Bilim insanları bunu keşfettiklerinde bu hızı artıran bir enerji olması gerektiğine karar vermişlerdir.Pour expliquer cette accélération, des chercheurs ont postulé l'existence d'une énergie sombre.
Confessions on a Dance Floor 56 dakikalık enerjik anlardan meydana geliyor.Les fragments symphoniques tirés du ballet durent une quinzaine de minutes.
Kısa dalga boyuna sahip ışık yüksek enerjiye sahiptir.La lumière avec une faible longueur d'onde est composée de photons d'énergie élevée.
Güneş enerjisi kullanımının önemi her geçen yıl biraz daha artmaktadır.L'influences des Solari grandit de plus en plus au fil des siècles.
Enerjisi ve coşkusu beni büyüledi." dedi.J'admire son énergie, sa capacité de réunir les gens ».
Genel olarak, değişen her bir bileşen, sabit bir bileşenden daha çok enerji tüketmektedir.En général, les composants qui commutent utilisent plus d'énergie que ceux qui restent dans un état statique.
Depoda elektrik enerjisi kullanılmamaktadır.Le système électrique de l'immeuble est hors d'usage.
Geriye kalan enerjisi uzayda kaybolur.L'électron est dit délocalisé dans l'espace.
Yerçekimi potansiyel enerjisi doğrudan ısıya dönüştü.L'énergie absorbée est transformée en chaleur.
Enerji sektöründe Rüzgar santralleri ve hidroelektrik santraller yapmaktadır.Sur sa droite, le commandant contrôle les circuits hydrauliques et l'alimentation électrique.
Drin, Arnavutluk ekonomisinde özellikle elektrik enerjisi yönüyle büyük bir öneme sahiptir.Le Drin est très important pour l'économie albanaise, notamment pour sa production d'électricité.
Enerji tüketiminde yerlilik payı 1990'da %48,1 iken 2011 yılında %28,2'ye düşmüştür.En moyenne, leur taux d'utilisation est tombé de 42 % en 2011 à 33 % en 2012.
Bu aralıkta en yüksek enerjiyi 53 kHz'de yayarlar.Le maximum d'amplitude est observé autour de 53 kHz.
Willow'un içinde en başından beri çok büyük bir enerji vardı.De ce point de vue, il est très proche de Willow à ses débuts.
Soğutma Enerji santralleri Soğutma kulesi nedir?Article détaillé : Eau de refroidissement des centrales thermiques.
Bu alanda sulama ve enerji üretimi amaçlı herhangi bir tesis bulunmamaktadır.L'idée étant de permettre de produire, sur une même surface, des aliments et de l’énergie.
Şebeke paritesine, güneş enerjisi için 2018 ve rüzgar için 2019'da ulaşılacağı tahmin ediliyor.La parité réseau est prévue pour le solaire en 2020 et pour l'éolien en 2025.
Cook ayrıca canlı performanslarındaki enerjikliği ile tanınır.Jesse Cook est également connu pour l'énergie qu'il dégage lors de ses concerts.
O, güneş enerjisi kullanır.Usa energía solar.
Bir buhar makinesi ısıyı enerjiye dönüştürür.Una máquina de vapor transforma calor en energía.
Buradaki amaç, 2020 yılı itibarıyla ülkenin herhangi bir yerinde nükleer enerjinin kullanılmamasıdır.La idea es que en 2020 no se utilice la energía nuclear en ninguna parte del país.
Confessions on a Dance Floor 56 dakikalık enerjik anlardan meydana geliyor.Confessions on a Dance Floor son 56 minutos de momentos energéticos.
Mpozo nehri üzerindeki güç istasyonu şehre enerjisini sağlar.La central eléctrica del río Mpozo suministra energía a la ciudad.
1958de, Philip Morrison antikütle çekiminin enerjinin korunumuna aykırı olacağını iddia etti.En 1958, Philip Morrison sugirió que la antigravedad violaría la conservación de la energía.
Dışadönükler insanlarla olmaktan eğlenirler, genellikle enerji dolu olarak tanımlanırlar.A los extravertidos les gusta estar con gente, y son a menudo percibidos como llenos de energía.
Polimerler tamamıyla elastik değildir; onları bükmek enerji ister.Los polímeros no son completamente flexibles; el doblarlos requiere energía.
Bu enerji spekturumu üç nedenden dikkat edilmeye değerdir.Este espectro de energía destaca por tres razones.
R136, Tarantula Bulutsusu'nu görünür kılan enerjinin kaynağıdır.R136 produce la mayor parte de la energía que hace que la nebulosa de la Tarántula sea visible.
Aynı yıl ayrıca Atomik Enerji Departmanı (AED) kuruldu.Ese mismo año se creó el Organismo Internacional de Energía Atómica (OIEA).
Ek olarak Çin, dünyanın en büyük yenilenebilir enerji üreticisidir.Además, China también es el productor mundial líder en energías renovables.
Bu da temiz enerji üretiminde bir yükselişe neden oldu.Ello ha creado un gran auge en la producción de energía limpia.
Genelde biyolojik sistemlerde enerji ve entropi birlikte değişir.En sistemas biológicos, generalmente la energía y la entropía cambian a la vez.
Paks şehrinde, Macaristan' ın tek nükleer enerji santrali bulunmaktadır.En Paks se localiza la única central nuclear de toda Hungría.
Proteinlerin translasyonu için gerekli olan enerji fazladır.La energía requerida para traducir proteínas es significativa.
Aktarılan enerji absorbsiyonun hesaplanmasında kullanılır.La energía transmitida se puede utilizar para calcular la absorción.
Milano'nun Expo 2015 adaylığı, Gezegeni Beslemek, Yaşam İçin Enerji teması altındadır.El tema de la Expo 2015 Milán es «Alimentar el planeta, energía para la vida».
Genel olarak, potansiyel enerji yüzeyleri vibronik bağlanma terimleri ile birleştirilir.En general, la energía potencial de superficie están unidas mediante términos de acoplamiento vibrónico.