Bu modifiye edilmiş bir SK-1 elbise oldu.F-1マシン型の変形スーツ装着。
Yeni elbisemi nasıl buldun?新しモノ好きいらっしゃい?
Rock and Roll Hall of Fame tahnitçi Sergio Vigilato'ya elbiseyi koruması için $6.000 ödedi.ロックの殿堂は、剥製師のセルジオ・ヴィジレト(Sergio Vigilato)に6千ドルでドレスの保存を依頼した。
Susanna ve Kontes birbirlerinin elbiselerini değişip giymiş halde salona girerler.スザンナと伯爵夫人が衣装を交換してやってくる。
Yarın terziye bir takım elbise diktireceğim. (ne?)明日磨の女装に気付いている。
Frig erkek elbisesi.和装の男性。
Elbisede düğme olarak kullanılabilir.礼装のボトムスとしても用いられる。
Kontes Susanna'nın elbisesini giymiş şekilde gelir.サンバの衣装のような格好をしている。
Cesedi tahnit edebilmek için elbiselerinin çıkarılması gerekiyordu.体に巻き付けることで衣類を止める機能を果たす装身具。
Aklı fikri eğlencelerde ve pahalı elbiselerdedir.特技はメイクで、好きな服は可愛くてセクシーな服。
Kahverengi elbiseli olan ise bir Curiattır.珍しい茶色の制服が特徴。
Peter, kendisini ve ailesini evinin bodrumuna kilitler ve tehlikeli maddelere karşı koruyucu elbise giyer.ピーターとアリスは娘のハンナとルーシーをクローゼットに隠し、アパートのドアにバリケードを築く。
Uzay elbisesinin üçüncü bölümü ayakkabılardır.第3部からは靴を履いている。
Tüm kostümler elbiselerin olduğu gibi el yapımı yapıldı.衣装などの製作は全てメンバーの手によって行われている。
Fernandez elbisenin bakımlı olması için özellikle parça et kullandı.フェルナンデスはドレスが確実に良い状態を保てる肉の部位を入念に選んだと語っている。
Sonradan bana bir takım elbiseler giydirmeye çalıştılar.^ それ以降は作務衣を着用している。
Drag benim iş elbisem.対する良太は洋装。
Kadınlar da bazen kendilerini savunmak için elbiselerinin içinde tanto taşırlardı.通常着用する服は各兵が自分で保管手入した。
Sucre elbiseyi yatağın altına saklar.裾は下衣の下に入れる。
Ailesinden izin alan Esma Recepova içinde bir elbise bulunan tek bir bavulla turnelere çıkmaya başlamıştır.彼は、わずかの資金と衣服の入ったスーツケースを携えて実家を後にした。
Beyaz elbiselidir.白い服。
Karargahta üzerindeki elbiseler çıkartıldı, arandı.スタッフルームで着替えをしていて、ひろむに見られた。
Üzerinde askeri elbise olsa da ceset bir askere ait görünmemektedir.軍服を着ているが、軍籍の有無は不明。
İnsanlık elbisesinin yanına Türkmen olduğumdan dolayı Türk elbisesi giyindim.服装はキリシタンであったことから西洋のドレスをベースにしている。
Ben bütün bu elbiseleri yırttım.着せた衣服は全て獲得できた。
Ortadaki figür, inancın rengi olan mavi elbiseler giymiştir.くびなが大師 クリーム色の衣に青い体色。
Fakat Manon güzel elbiselerini ve mücevheratini geride bırakmaktan çekinmektedir.ヒリアードは衣服や宝飾品を美しく描く技法も身につけた。
Yusuf, Ahmet efendinin elbisesini giymişti.夕子は副校長のネクタイを掴んだ。
Nur suresi 58. ayette de tanımlanan ev içi elbisedir.元は五十八が立ち上げた服飾商社。
Gözü yükseklerde ve pahalı elbiselere düşkün bir kızdır.眼鏡をかけ、露出度の高い服を着ている少女。
Kırmızı elbiselerle sarılıdır.赤いネクタイを締めている。
Kendisine, karısına ve çocuklarına elbise alır.その服屋さんは彼の妻とその姉妹が経営している。
İpek elbiseler içinde resimlenmiş olan anne ile kız kardeşler acı ile çökmüş durumdadır.母や姉妹たちの絹の衣服は柔らかく溶けたような表現で、その悲しみを表している。
Daha yakın zamanda bir tiyato oyunu olan A Dress for Mona (Mona İçin Bir Elbise) hazırlanmıştır.裃 - 近世以前の略礼装である紋付袴に対する正装。
İş takımları haricinde katlanmış yakalı elbiseler giymek kullanışsız ve boğucu idi.使用済下着にしか興味のない下着泥棒で、盗んだ下着を着ることも好む。
Küçük kız yüzünü kadının elbiseleri arasında saklarken oğlan gözlerinin kapatılmasını istemez.幼い娘は顔を乳母の衣装で隠し、息子は目隠しされることを拒否している。
Ayrıca 83. Akademi Ödülleri'nde giydiği elbisenin tasarımına yardımcı olmuştur.第80回アカデミー賞衣装デザイン賞受賞。
Yakalamak için elbisesine veya kendisine iri bir iğne saplamak gerekir.それを隠す為に首に包帯を巻くか、首が隠れる服装を着ている。
Ağlayarak kendini sokaklara vurur ve takım elbise broşürü verilir kendine.デーゲームを苦手としており、登板時はサングラスを着用する。
Güzel bir elbise!きれいなドレス!
Altı kişilik bir ekip film için 15 takım elbise dikti.六人团队为影片设计了15套服装。
Ardından Swift, ilk olarak yalınayak bir şekilde ve sadece mavi bir elbiseyle sahilde görünür.紧接着,斯威夫特第一次赤着脚出现在海滩,只穿着一条蓝色连衣裙。
Bayan Bennet'in yaşlı kuşaktan olduğu ve elbisesinin onarılmış olduğu ortaya çıktı.班内特夫人就是片中长辈的代表,她的裙装看起来就进行过修补。
Yeni elbisemi nasıl buldun?我只是喜歡那些衣物。
Beyaz elbiselidir.穿白衣裳。
Çuldan elbiseler giyiyorlardı ve üzerlerine kül serpiliyordu.衣服几经转折,绕至臀部,然后用绸带系束。
Elbisesini kaldırdıktan sonra onun kendisinin küçük bir halinin olduğunu görüyor.脫掉上衣後,可以看到他其實只是一位瘦弱的老人。
Animatronik takım elbiselerinin beni bulmasını ve yeni ve ilginç şekillerde yüzümü koparmasını istemiştim.我想要那些沉重缓慢的机械玩偶用新奇有趣的方式找到我然后撕开我的脸。
Ölümlerde ölünün elbiseleri toplanıp ağıtlar yakılır.火化時死者衣物被全部燒毀。
Böylece, elbise üstüne rahatça giyilebilirdi.我認為她穿著舒適為重。
Kontes Susanna'nın elbisesini giymiş şekilde gelir.这个会决定萨姆斯的服饰。
Fakat hemen sonra yarı subay yarı Arnavut elbiseleri giymiş olarak tekrar görünürler.在清中期時,服裝仍為類似明代服裝的交衽。
Elbiseler bütün vücudu örtmektedir.胎毛覆盖整个身体。
Maforion (Grekçe: Μαφόριον), başı ve omuzları kapatan Bizans elbisesi.岩手縣 (岩手県,いわてけん)] 穿著西裝式校服和深色格子裙,頭戴米色貝雷帽。
Kahverengi elbiseli olan ise bir Curiattır.紅色的洋裝搭配短馬尾的造型是迷人之處。
Sapık (Psycho) (1960) - Anthony Perkins annesinin elbiselerini giyen sapık canidir.狐狸小姐(Mrs Fox)-弗瑞迪的媽媽,穿深藍色裙子。
Yarın terziye bir takım elbise diktireceğim. (ne?)明朝有斗牛紋的賜服。
Allan fazladan para ve elbise göndermesine rağmen Poe'nun borçları arttı.앨런은 그래서 돈과 옷을 더 보내주었지만 포의 빚은 더 불어났다.
Elbisesini de kana bulayıp babalarına getirdiler ve "Bak bunu bulduk" dediler.질런홀은 그의 부모가 예술적 표현을 장려했다고 말하며; "나는 일정한 방식으로 나를 지속적으로지지해 준 부모를 두었다.
Çekimlerin ilk gününde Ronan dönem elbiseleriyle Enniscorthy'de görüntülendi.촬영 첫날 로넌은 에니스코 세트장에서 그 시대의 의상을 입은 모습이 발견 되었다.