Cherubino hemen büyük elbise dolabı içine girip saklanır.شانكلي وافق وولد لبس إيقوني.
Beyaz elbise giymiş kız, benim kız kardeşimdir.الفتاة التي ترتدي فستانا أبيضا هي أختي.
Elbiseleri modaya ayak uyduramıyor.ثيابه لا تتماشى مع الموضة.
O ayakkabılar bu takım elbiseyle gitmez.هذا الحذاء لا يليق بهذه الألبسة
Jack adada tekrar takım elbiseli adamı görür ve onun peşine düşer.Na ilha, Jack vê mais uma vez o homem de traje e o persegue.
Böylece, elbise üstüne rahatça giyilebilirdi.Graças a Deus, pude vestir ela.
Çoğunlukla pantolon ya da kendini bir elbise giymez.Ela geralmente não usa calças ou vestido.
Fegelein biraz nakit para ve sahte pasaport ile sivil elbiselerini giymişti.Fegelein tinha dinheiro e forjou o passaporte e também estava usando roupas civis.
Medea'nın Glauce'ye çok güzel bir elbise hediye etmesini ister.Mr. Logan pede a Eliza que lhe empreste um vestido.
Takım elbise yapımcısı Hickey Freeman, Skarsgård'ı 2010 yılında model olarak seçti.O estilista Hickey Freeman escolheu Skarsgård para apresentar um novo look em 2012.
Elbise kumaşları ve battaniye yapımında kullanılır.Aquela usava-se em roupas de trabalho: este em mantas e cobertores.
Susanna ve Kontes birbirlerinin elbiselerini değişip giymiş halde salona girerler.Chegam a Condessa e Susanna, com as vestes trocadas, e ocasiona-se um encontro complicado.
Elbiselerde bir önceki için ilik olarak da kullanılabilir.Um fato que poderia ter acontecido depois a um determinado fato passado.
En güzel elbiselerimi giydireceksin.Melhor desenho de vestuário.
Frig erkek elbisesi.Roupas frígias.
Dikkatli bir şekilde bir süre takip ettikten sonra duruyor ve elbisesinin altında kıstırıyor.Aguarda que durma profundamente e, então, a possui, repetindo o fato, durante muitas noites.
Giyim Tarzı Püsküllü Çeşan Olmayıp Normal Elbise giyinmektedir.É a única personagem sem um traje civil regular.
Drag benim iş elbisem.Vista a Roupa, Meu Bem 4.
Sosyal sınıfı daha düşük olan gelinler de, kiliseye giderken giydikleri en güzel elbiselerini giyerlerdi.As noivas mais pobres usavam seu melhor vestido de igreja no dia do casamento.
Birinci Bölüm: Elbise ve ayakkabı giymenin adabı.Ex.: o vestuário e o calçado.
Takım elbisesiyle suyun giderini tıkar.Atirou-se ao mar de roupa e tudo.
Swift performansı sırasında parlak, gümüş renkli iki parçalı bir elbise giydi.Na noite do evento usava uma gabardina lilás sobre um pedaço de roupa roxa e dois brilhantes.
İlk asker elbisesini 1920’de giydi..Teve seu primeiro vestibular em 1962.
Ben bütün bu elbiseleri yırttım.Eu fui lá para cima e despi toda a minha roupa.
Yaşadığı devirde, Paris modası onun elbiselerinden ilham alırdı.Era admirada pelo seu gosto em moda, uma vez que todas as suas roupas eram importadas de Paris.
Kamışlı'da insanların birçoğu yöresel Kürt kıyafeti ve Arap elbisesi olan kandura giyerler.Cirwal consiste em uma calça larga usada pelos árabes e muçulmanos por baixo da túnica.
Elbiseler bütün vücudu örtmektedir.Ele usa um uniforme vermelho cobrindo todo o corpo.
Annem bana yeni bir elbise yaptı.Mamãe me fez uma roupa nova.
Yeni elbisemi nasıl buldun?Bevalt onze wc een beetje?
O hiç görülmeyen karakterdir (bir macerada eli ve elbisesi görünmüştü).Hij is alert (maar niet waakzaam).
Karl'ı da yanına alan Homer takım elbise almak için alışverişe çıkar.Clare is met Steve aan het winkelen in kledingwinkels.
Kendisine, karısına ve çocuklarına elbise alır.Hij laat voor haar zijn vrouw en kinderen in de steek.
Kızıl elbiseler giyer.De rode schoentjes.
Dışarıda belirsiz bir grup takım elbiseli adam vardır ve motel odasına doğru gelirler.Vermomd als getrouwd stel gaan ze naar het motel.
Sosyal sınıfı daha düşük gelinler de, kiliseye giydikleri en güzel elbiselerini giyerlerdi.Daarvoor droeg men in elke sociale klasse bij een bruiloft de beste kleren die men had.
Mesela giyilen elbiseler.Bijvoorbeeld designerkleren.
Penny her zaman mavi bir elbise giyer.Maria heeft dan ook vaak een blauwe jurk aan.
İş elbisesi, özellikle iş yerinde giyilen giysi olarak tanımlanır.Een overall is werkkleding die, zoals de naam al aangeeft, over andere kleding gedragen wordt.
Gözü yükseklerde ve pahalı elbiselere düşkün bir kızdır.Ze kijkt op naar een rijke vriendin die dure kleren en spullen koopt.
Tek üzüntüsünün (elbise hakkında) ise elbisenin mavi yerine yeşil olmamasi idi.Niet vermeld wordt dat zij haar haar in een knot heeft en gekleed is.
Yerel elbiseler giyilmektedir.Eigen burgerlijke kleding.
Elbise kumaşları ve battaniye yapımında kullanılır.De wol werd verwerkt tot kleren en dekens.
Kahverengi elbiseli olan ise bir Curiattır.Het mannetje in broedkleed is onmiskenbaar.
Savaş elbiseleri ortalama 39 kg.'dı.Het pak woog meer dan 30 kg.
Tüm kostümler elbiselerin olduğu gibi el yapımı yapıldı.De tenues worden vervaardigd door kledijsponsor JAKO.
Nasıl giyinmesi ve elbiselerine nasıl bakması gerektiğini bilmektedir.Zij zijn niet vrij om zich te verplaatsen en zich te kleden hoe zij willen.
O anda Kontes'in elbiselerini giymiş Susanna da aynı yere gelir.En zijn meisje Suzan heeft nog dezelfde jurk aan.
Korunmak için mutlaka koruyucu elbise ve koruyucu maske takmak gerekir.Het dragen van een helm en beschermende kleding is dan ook verplicht.
Yakuza üyeleri renkli takım elbise giyer.De Hakka hebben hun eigen klederdracht.
Şövalyeler, üzerinde siyah bir haç olan uzun beyaz elbiseler giyerlerdi.De ridders van die orde droegen een zwart kruis met breed uitlopende armen op een witte mantel.
Önlük, üniforma, vb. kıyafetler iş elbisesine örnek verilebilir.Het uiterlijk, de kleding, de vechtstijl; alles kun je zelf maken.
Cesedi tahnit edebilmek için elbiselerinin çıkarılması gerekiyordu.Ze begon zich zomaar de kleren van het lijf te scheuren.
Frig erkek elbisesi.Een bolvormig kostuum.
Küçük kadın gri bir takım elbise giymişti.De kleine vrouw had een grijs pak aan.
Yeni elbisem kırmızı.Mijn nieuwe jurk is rood.
Büyükannem bana yeni bir elbise yaptı.Mijn grootmoeder maakte me een nieuwe jurk.
Tom elbiselerini ütüledi.Tom streek zijn kleren.
Son zamanlarda yeni elbiseler satın aldın mı?Heb je onlangs nieuwe kleren gekocht?
Elbiselerimi değiştireceğim.Ik ga me omkleden.
Elbiselerine zarar verdi.Hij heeft zijn kleren beschadigd.