Sana istediğin elbiseleri alacağım.I'll buy you whatever clothes you want.
Senin oyununla ilgili olumlu eleştiriler gelecek basımda görünecek.A favorable review of your play will appear in the next issue.
Sana gelecek ay elbiselerini ve bazı diğer şeyleri Express Delivery ile göndereceğim.I'll send you your clothes and some other things next month by express delivery.
Hoşlandığın bir elbise seç.Choose a dress you like.
Malaya peştemalı tarzı elbiseni seviyorum.I like your sarong style skirt.
Sizi besleyen eli ısırmayın.Don't bite the hand that feeds you.
Sen duvardaki el yazısını okuyabilirsin ama ben hiç anlamıyorum.You may be able to read the handwriting on the wall, but it is Greek to me.
El ele yürüyor musunuz?Do you walk hand in hand?
Elin değmişken lütfen bana da bir fincan kahve yap.While you are about it, please make a cup of coffee for me, too.
Seni elbette seviyorum.I do love you.
Senden elli dolar ödünç almak istiyorum.I would like to borrow fifty dollars from you.
Komşularına elinden gelen bütün yardımı yapmalısın?You should do all you can to help your neighbours.
Senin için elmalı turta yaptım.I made an apple pie for you.
Bir ütüyle elimi yaktım.I burned my hand with an iron.
Onu eleştiren herkes bela arıyor.Anyone who criticizes him is asking for trouble.
En az elli bin kişi orayı ziyaret etti.No fewer than fifty thousand people visited there.
Bu, elli yıl içinde yaşadığımız en sıcak yaz.This is the hottest summer we have had in fifty years.
Sen bana sadece elli sent verdin.You gave me only fifty cents.
Sen bana yalnızca elli sent verdin.You gave me only fifty cents.
Onun dersini dinlemek için elli kadar çok öğrenci toplandı.As many as fifty students gathered to hear his lecture.
O, elli yaşın üzerinde olmalı.He must be over fifty.
Üçe üç eklerseniz, altı elde edersiniz.If you add 3 to 3, you get 6.
İki yüz elli kilo, bir sumo güreşçisi için bile olağanüstü bir ağırlıktır.Two hundred fifty kilograms is an extraordinary weight even for a sumo wrestler.
Bir günde yiyebileceğimizden daha fazla elmamız var.We have more apples than we could eat in a day.
Bir çift eldiven takside bırakıldı.A pair of gloves was left in the taxi.
Bir çocuk elleri ceplerinde yürüyordu.A boy was walking with his hands in his pockets.
İşlerin yüz ya da elli yıl önce nasıl olduğunu bilmiyorum.I don't know how things were a hundred or fifty years ago.
Telefonunuzu kullanabilir miyim? - Elbette"May I use your telephone?" "By all means."
"Size yardım edebilir miyim?" "Evet, bir elbise arıyorum.""May I help you?" "Yes, I'm looking for a dress."
"Kırmızı elbise giymesen iyi olur." "Neden?""You had better not wear the red dress." "Why not?"
Suudi Arabistan büyük elçisinin istifa ettiğini az önce gördüm.I've seen just now that the ambassador of Saudi Arabia has resigned.
Bazen eleştirmenler neyi eleştirdiklerini bilmiyorlar.Sometimes critics don't know what they criticise.
Her gün bir elma, doktoru uzak tutar.An apple a day keeps the doctor away.
Günde bir elma, doktoru uzak tutar.An apple a day keeps the doctor away.
Sana, elimden gelen en hızlı şekilde yazacağım.I will write to you as soon as I can.
Size yardım etmek için elimden gelenin en iyisini yaptım. Gerisi size kalmış.I have done the best I could to help you. The rest is up to you.
Silahlı kuvvetler bütün bölgeyi ele geçirmede başarılıydı.The armed forces succeeded in occupying the entire territory.
Kardeşim bir elektrogitar aldı.My brother bought an electric guitar.
Tedbiri elden bırakma.Forewarned is forearmed.
Polis bir el feneri ile arabanın durması için işaret etti.The policeman signaled the car to stop with a flashlight.
Polis evi araştırdı ve iki kilo eroin ele geçirdi.The police searched the house and seized 2 kilograms of heroin.
Köpek, elimden ısırdı.The dog bit me in the hand.
Nükleer enerji elektrik üretmek için kullanılır.Nuclear power is used to generate electricity.
Biz modern yaşamımızı elektriğe borçluyuz.We owe our modern life to electricity.
Elbette, o haklıdır.Needless to say, he is right.
Onun aksanı onu ele verdi.Her accent gave her away.
Benim eski paltoyu elden çıkardım.I disposed of my old coat.
Eski elbiselerle gitmeye utandım.I was ashamed to go out in old clothes.
Eski elbiselerle gitmeye utanıyordum.I was ashamed to go out in old clothes.
Eski elbiselerle dışarı çıkmaya utandım.I was ashamed to go out in old clothes.
Ben ikinci el kitapçılarda ve ikinci el giyim dükkanlarında alışveriş yapmayı severim.I like shopping in used-book stores and in used-clothing shops.
Bir trafik kazası onu sol elini kullanmaktan mahrum etti.A traffic accident deprived him of the use of his left hand.
Fiber-optik kablolar insan kılları kadar ince minik cam elyafından oluşur.Fiber-optic cables are made up of tiny glass fibers which are as thin as human hairs.
Orada bize el sallayan kızı tanıyor musun?Do you know the girl waving at us over there?
İstediğin herhangi bir elbiseyi seç.Choose any dress you like.
Hoşlandığınız herhangi bir elbiseyi alın.Buy any dress you like.
Okul müdürü mezun öğrencilerin her biri ile el sıkıştı.The principal shook hands with each of the graduating pupils.
Biz kayıp kişileri bulmak için elimizden geleni yaptık.We tried our best to find the missing persons.
Bir sinyal olarak elimi kaldıracağım.I'll raise my hand as a signal.
Arkada ipler kimin elinde?Who's pulling the strings behind the scenes?