Ancak alt kademelerdeki tecrübe eksikliği büyük kayıplara yol açtı.Gebrek aan gevechtservaring leidde tot enkele grote verliezen.
2005 yılında Yargıtay, dosyada evrak eksiklikleri olduğu gerekçesiyle kararı usul yönünden bozdu.In het hoger beroep in 2005 werd deze uitspraak verworpen wegens onvoldoende bewijs.
Artık tek eksik PFW’nin kendisine ait bir tasarımdı.De producent van deze baan was het inmiddels failliete concern Arrow.
Büyük bir talep eksikliği yaşanıyordu çünkü insanların satın alma gücü çok düşmüştü.Dat faalde omdat er te veel mensen tegen het voorstel waren.
Bu çatışma, malzeme eksikliği nedeniyle Kuşanların geri çekilmesiyle sonuçladı.Het terughalen van deze bestanden werd door het ontbreken van een externe back-up ernstig bemoeilijkt.
İki tarafın da belli başlı eksikleri vardır.Het lijkt er op dat beide duistere motieven hebben.
İaido çalışmalarında kılıcı hızlı ve eksiksiz bir şekilde çekme üzerinde durulur.Het zou in het vervolg met en zonder zwaarden op het lint worden uitgereikt.
Bilakis eksikliği sebebiyle kendisiyle alay edilir.Hij wordt echter vierkant uitgelachen om zijn idee.
Bu bir eksik listedir.Dit is een onvolledige lijst.
Eksiksiz ve tam olarak insan, aynı zamanda eksiksiz ve tam olarak Tanrı olduğunu belirtir.V. God: onzichtbaar en toch goed zichtbaar.
Bu suyun eksikliği tarımsal kuraklık olarak isimlendirilir.Deze bouwstijl staat bekend als Waterstaatstijl.
11 yaşında kendisine büyüme hormonu eksikliği teşhisi konuldu.Reeds op jonge leeftijd werd groeihormoondeficiëntie vastgesteld bij hem.
Bu ortaklık, az ya da çok eksiktir (kopya tam ve yetkin değildir).Daardoor kan er een onjuist bedrag worden uitgekeerd (te veel, te weinig of niets).
Versiyonda birkaç eksiklikler düzeltildi.Aan versie 10 zijn enkele verbeteringen toegevoegd.
Bir çatal eksik.Er ontbreekt een vork.
Çinko EksikliğiZinkdeficiëntie
Bu bir eksik listedir.Jest to płyta nieudana.
Sandalyelerin sayısı oyuncuların sayısından her zaman bir eksiktir.Liczba krzeseł jest zawsze mniejsza o 1 od liczby graczy.
Özellikle yıldız oyuncu eksikliği yaşamaktadır.Nie żyje aktor „Gwiezdnych wojen”.
Testosteron eksikliği de tip 2 diyabet ile bağlantılıdır.Niedobór testosteronu jest również kojarzony z cukrzycą typu 2.
Dolayısıyla esirler yaz aylarında hava eksikliğinden, kış aylarında ise donarak hayatlarını kaybettiler.Latem jeńcy ginęli więc z braku powietrza, a zimą zamarzali na śmierć.
İletişim eksikliği Baja California'yı yüzyıllarca ülkenin bütününden koparmıştır.Brak dogodnego połączenia z resztą kraju od wieków prowadził do izolacji Kalifornii Dolnej.
(10 saniye eksik ya da fazla olabilir).Nie może być jej ani za mało ani za dużo).
Neyimiz eksik?Czego wam brakuje?
Bunun nedeni Tanrı değildir, varlıkların eksik ve kusurlarıdır.Ponieważ pochodzi on od Boga, nie może zawierać błędu ani pomyłki.
Abelisaurus’un bilinen tek kafatası fosili, özellikle sağ tarafı olmak üzere, eksiktir.Jedna jedyna znaleziona czaszka abelizaura jest niekompletna, zwłaszcza po prawej stronie.
Uzun süreli kanamalar Demir eksikliği anemisine yol açabilmektedir.Przewlekłe krwawienie może być przyczyną niedokrwistości z niedoboru żelaza.
Uyku eksikliği de tip 2 diyabetle ilişkilendirilmiştir.Brak snu również jest łączony z cukrzycą typu 2.
Muhtemelen eksik olan eğitimini alıyordu.Najprawdopodobniej nie miał wykształcenia uniwersyteckiego.
Bilakis eksikliği sebebiyle kendisiyle alay edilir.Rozśmiesza ją tylko swoją sztywnością.
Eksik hecelerin boşluğu hitap sözleriyle doldurulur.Przekaz pustki nie może być uczyniony przez słowa.
Beriberi tiyamin (B1 vitamini) eksikliğine bağlı bir sinir sistemi hastalığıdır.Beri-beri – choroba układu nerwowego, której przyczyną jest niedobór witaminy B1.
Havaalanında kapalı bir otoparkın mevcut olmaması büyük bir eksiklik kabul edilmektedir.W dalszym ciągu na lotnisku brakowało pewnych podstawowych udogodnień.
Hızır da yanından eksik olmaz.Z szybkim wypięciem i bez niego.
Bu çatışma, malzeme eksikliği nedeniyle Kuşanların geri çekilmesiyle sonuçladı.Konflikt zakończył się wycofaniem Kuszanów z powodu braków w zaopatrzeniu.
Ancak güneş saatinin bir eksikliği vardı.Na jednym z naroży znajduje się zegar słoneczny.
Fosfor eksikliğinde, yerine arsenik kullanabilmektedir.Zamiast azotu może zostać użyty amoniak.
Ancak bir parça alınmış olduğundan kalan eksikdir.Z uzyskanych wyników rozpatrujemy tylko część ułamkową.
Bunu yaparak, melodinin dışında şarkı söylemeyi veya eksik notları riske atmamasının gerektiğini belirtti.Chodzi o pewność, że podczas grania melodia ani nie zwalnia, ani nie przyspiesza.
Fakat bazı eksik yönleri vardır.Posiada jednak kilka mankamentów.
Eksikliğinde Pernisyöz Anemi görülebilir.W jej postaci można dostrzec zarys emancypantki.
Ordunun eksiklikleri giderildi.Były jednak braki w kadrze oficerskiej.
Yüzden bir eksik.Czegoś jej brakowało.
Dizinin başlarında, tıbbı bilgi, tecrübe, ilaç ve malzeme eksikliği yüzünden biraz sıkıntı çekmiştir.Praca w tym okresie była bardzo trudna brakowało sprzętu medycznego, leków i żywności.
"En önemli darboğaz güçlü kurum ve yöneticilerin eksikliğidir."Będą to więc rady wykonawcze, a nie rządzące."
Muhtemelen İmparatorluk'un batı sınırlarında bir şeylerin eksikliğini hissetmişti.Rozwiązania te występują tylko w Zachodniej części imperium.
Zamanaşımına uğramış bir borç, eksik borç haline gelir.Zaciągany jest w sytuacji chwilowego braku gotówki.
Ayrıca teknik eleman ve altyapı eksikliği de bulunmaktadır.Zdarzają się jednak błędy techniczne i niedomagania AI.
One Plus or Minus One Bir Eksik veya Bir Fazla.1 mSv lub mniejszym.
Oysa bunlarsız tiyatro eksik olurdu, yavan olurdu.Byłoby okropne, gdyby film okazał się słaby, byłby skazą.
Türkçe çeviride de bu bölümler eksik olabilirler.Jak w polskim, zaimki można pominąć.
TEKEL; terazide tartıldın ve eksik bulundun.TEKEL – zważono cię na wadze i okazałeś się zbyt lekki.
Bunu yapmanın nedenlerinden biri, soğutma eksikliği idi.Powodem była awaria układu chłodzenia.
11 yaşında kendisine büyüme hormonu eksikliği teşhisi konuldu.W wieku 11 lat zdiagnozowano u niego karłowatość przysadkową.
Çünkü sefer boyunca ordu, sıcak ve su eksikliğinden dolayı hırpalanmıştır.Całej armii dokuczał brak wody i gorąca temperatura.
Savaşa karşın 1941'de fuar hazırlıkları eksiksiz gerçekleşti.Po trzecie, wraz ze śmiercią Junga w 1961 do głosu zaczęły dochodzić tendencje uprzednio nie wyrażane.
Verilen bilgiler bazen onaylanmamış ve sorgulanabilir olabilir, kaynakları eksik olabilir.Dostępne informacje są niepotwierdzone i czasem sprzeczne.
L-Ksiluloz, L-ksiluloz redüktazındaki eksiklikten kaynaklanan pentozüri hastalarında idrarda birikir.L-Ksyluloza gromadzi się w moczu u pacjentów na pentosurię, z powodu niedoboru reduktazy L-ksylulozy.
Bunun sebebi uygulama desteği, standartlara uyumu ve eksiksiz olduğu içindir.Służy to poszanowaniu norm oraz przyzwyczaja do zwycięstw czy porażek.
Eksikliğine rastlanmaz.Ofert nie brakowało.