Ana içeriğe geç
Sözlük

eksik ile cümle

eksik kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
55. kitap oldukça eksiktir.O livro 55 está incompleto.
Oyun sosyal ortam için futbol yönetimi oyunlarının eksikliğini gidermek amacıyla tasarlanmıştır.O jogo foi concebido para fazer frente à falta de jogos de gestão de futebol nas redes sociais.
Muhtemelen eksik olan eğitimini alıyordu.O que lhes faltava era qualquer meio de educação.
Richard Cromwell'in temel eksikliği orduya güvenmemesiydi.Richard Cromwell era incapaz de sustentar o governo.
Bu yüzden adam eksikliği vardı.No entanto, faltava um baixista.
POWERPC tabanlı işletim sistemi eksik olan Apple, değişik bir yol izledi.A Apple, que também não possuía o PowerPC baseado no OS, pegou uma rota diferente.
İskorbüt, C vitamini (askorbik asit) eksikliği nedeniyle ortaya çıkan bir hastalık.Escorbuto é uma doença causada pela falta de vitamina C (ácido ascórbico).
Aydınlı Umur Bey de yöreden eksik olmuyordu.Passatempos para casa também não faltavam.
Eksiksiz olarak da yayınlandı.Foi por isso publicada de forma incompleta.
Neyimiz eksik?O que me falta?
Bunun sebebi, dünyanın doğru bir lider ulusun eksikliğini çekmesidir.A razão é porque o mundo não tem uma nação que possua uma verdadeira liderança.
İlk kategori sosyal kavramada görülen eksikler üzerine yoğunlaşır.A primeira categoria se concentra no déficits da cognição social.
1930'da yayınlanmış olup inanç eksikliği olan kişinin inanç edinmesine değinir.Publicado em 1930, diz respeito ao dilema de alguém que, lhe faltando a fé, a encontra.
Bir süre psikanaliz terapi uyguladıktan sonra bu yöntemin de eksik olduğunu düşünmeye başlamıştır.Após psicoterapia, ainda sentia necessidade de algo maior.
Enfeksiyon riski, bağışıklık eksikliği ve nispeten düşük hijyen nedeniyle dolayı çocuklarda daha yüksektir.O risco de infecção é maior em crianças devido à sua pouca defesa imunitária e relativa falta de higiene.
Eksiksizlik Gödel'in Eksiklik TeoremiVer também teorema da incompletude de Gödel.
Ancak güneş saatinin bir eksikliği vardı.No centro do pátio havia um relógio de sol.
Bu konudaki eksiklik Hıristiyanlaşma süreci başladığından beri görülmüştür.Desde o início do Cristianismo parece ter havido fraudes.
Fakat bazı eksik yönleri vardır.Mas há perca de pontos.
Bu döneme ait belge ve bilgi eksikliğini o dönemin canlı tanıkları ile konuşarak tamamladı.Promessa feita e perfeitamente cumprida, afirmam testemunhas desta história.
Buna sebep olarak ise verdikleri önemli kayıplar ve mühimmat eksikliğini gerekçe göstermiştir.Eles foram surpreendidos e se renderam por falta de munições.
Tabii ki yağmur eksik olmaksızın sürekli vardır.Esta área é geralmente sem chuva.
Komşuların sıkça davet edildiği, müziğin eksik olmadığı bir evde büyüdü.Várias músicas de D'eux apareceram na coletânea On ne change pas.
Çünkü sefer boyunca ordu, sıcak ve su eksikliğinden dolayı hırpalanmıştır.Neste último caso, o exército não se preparou para suportar um calor intenso e falta de água.
Hızır da yanından eksik olmaz.Não falta nem faltará.
Eksikliğinde Pernisyöz Anemi görülebilir.O dente central poderá estar ausente.
Diyetle alınan B12'nin eksikliği non-pernisyöz megaloblastik anemiye neden olur.Falta de B9 ou B12 causa anemia megaloblástica.
Teçhizat ve malzeme eksikliği ve Meksika Hükümetinin beklenmeyen direnişi yüzünden Walker geri çekilir.A falta de suporte material e a resistência inesperada dos mexicanos forçariam Walker a recuar..
5-alfa redüktaz eksikliği benzeri bir etki yapmaktadır.Çünkü tip 2 DHT sentezi bloke edilmektedir.3.Be3? é ruim, pois bloqueia o peão de e2.
"En önemli darboğaz güçlü kurum ve yöneticilerin eksikliğidir."E já não seriam mais necessárias as leis, nem necessários seriam os mestres".
1990'larda bu çalışmalarına geri döndü ve eksik parçaları tamamladı.Na década de 1990 escreveu suas memórias, que não completou.
CIA World Factbook notlarına rağmen, bir "kayıt dışı ya da eksik istihdamda çok sayıda işçi" bulunmaktadır.Os números são do CIA World Factbook, salvo se explicitamente indicada outra fonte para os dados citados.
Bu yunusların oksijen eksikliği nedeniyle öldüğü söylenmiştir.Eles culpam Moisés pela falta d'água.
Bazı eksiklikleri olsa da bu çeviri eserin en başarılı çevirisi olarak kabul edilir.O facto de ter traduzido metade deles é a melhor das minhas memórias.
Bu bir eksik listedir.Esta é uma listagem incompleta.
1535 - İncil'in ilk eksiksiz İngilizce çevirisi Anvers şehrinde basıldı.Em 1535, Coverdale produziu a primeira tradução impressa completa da Bíblia para o inglês.
Bu liste eksiktir, genişleterek yardımcı olabilirsiniz.Estou preparado e posso ajudar a melhorar esse aspecto.
İç başarısızlık maliyetleri, müşteri beklentilerini karşılama eksikliği açısından şu şekilde sıralanır.O balanço dos custos é por vezes feito com base no efeito da própria insatisfação dos clientes.
POWERPC tabanlı işletim sistemi eksik olan Apple, değişik bir yol izledi.Apple, dat ook een besturingssysteem voor de PowerPC ontbeerde, nam een andere route.
Eksikliğine rastlanmaz.Hun afwezigheid wordt opgemerkt.
Ancak planında bir önemli eksiklik bulunmaktaydı.Bij hem ontbrak nog echter een duidelijk model.
Fosfor eksikliğinde, yerine arsenik kullanabilmektedir.Soms komt een fosfaation voor in plaats van een arsenaat.
Eksik bile.Dat ontbeert hij.
Mükemmellik, eksiksiz ve kusursuz olma durumunu ifade eden bir kavramdır.Het perfecte aspect dient met name te worden onderscheiden van het imperfectief en perfectief aspect.
Keşfü'z Zunûn zeyli: Eksik olarak bazı yazma nüshaları bulunmaktadır.Hij speelde met hun quatre-mains (vierhandig) op één piano.
1986'da bütçe eksikliğinden durdurulan arkeolojik kazılara tekrar başlanmıştır.Archeologische opgravingen op de vindplaats werden in 1986 gestopt wegens gebrek aan fondsen.
Bu videonun eksik bölümüdür.Het tweede couplet ontbreekt in de video.
Eksik Parça Yayınları.Waar staat het ontbrekende stuk?
Aydınlı Umur Bey de yöreden eksik olmuyordu.Broer Frank had ook geen geluk in de liefde.
Bu liste eksiktir, genişleterek yardımcı olabilirsiniz.Dit overzicht is mogelijk incompleet; u kunt helpen door het uit te breiden.
Bir işlemi yanlış veya eksik yapmak deriyi kullanılamaz hale getirebilir.Iets doen of juist nalaten kan ook een belediging vormen.
Diz üstü bilgisayarını çantasından eksik etmez.Het pasje hoeft niet uit de portemonnee te worden gehaald.
Bir fatihanızı eksik etmezseniz sevindirirsiniz mevtalarımızı.Als hij zijn zin niet krijgt huilt hij oorverdovend.
Yıl boyunca kasaba yakınlarında ren geyiği sürüsünün göçü eksik olmaz.Er zou de komende maanden geen korrel graan via Russische bodem de stad kunnen bereiken.
Kantat bugüne eksik bir şekilde ulaşmış olup tek bir bölümden oluşur.De mandibels zijn niet geleed en bestaan uit een enkel deel.
TEKEL; terazide tartıldın ve eksik bulundun.Tekel: Gij zijt in de weegschaal gewogen en te licht bevonden.
Madde, bütün kötülüklerin, eksikliklerin kaynağıdır.Het thema is kwaadspreken als bron van alle kwaad.
Benzeri bir veri eksikliği ısıtılmış nemli hava kullanımı için de geçerlidir.Er is ook te weinig bekend over het nut van toepassing van verwarmde bevochtigde lucht.
Serotonin eksikliğinin depresyon oluşumu üzerinde etkisi vardır.De hypothese stelde dat een tekort aan serotonine de oorzaak van een dergelijke depressie zou zijn.
Belirsizlik: Tamamıyla belirli olma eksikliği, yani, bir olasılığının birden fazla olma durumu.Absolute schaarste: als er te weinig van een bepaald goed is.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod