Arabayı terk edip yakındaki bir çiftlik evine koşar.Så måtte de sette seg i vognen, og kjøre den til en gård i nærheten.
Ama Thorin'in olmadığını fark edip onu aramaya koyulurlar.De ser at Vincent mangler, og leter etter ham.
Sonra Arzanene'i işgal edip, yağmaladı ve Chlomaron kalesini kuşattı.Dia kemudian mulai menyerang dan menjarah Arzanene dan mengepung benteng Chlomaron.
1240 senesinde Pisa cumhuriyeti kendisini Leonardo Bigollo namıyla taltif edip onurlandı ve maaş bağlandı.Tahun 1240 Republik Pisa memberi penghormatan kepada Leonardo, dengan memberikannya gaji.
Ey müminler, siz de ona salavat edip tam selam getirin. ^ ."Arabic Presentation Forms-A" (PDF).Return to the Lord at peace with Him, and He at peace with you. (tạm dịch là: Này linh hồn, mi đang yên nghỉ.
Dük'un emri ile tutuklanan Monterone Kontu, Dük'e ve Rigoletto'ya beddua edip onları lanetler.Bá tước Monterone bị bắt theo lệnh của công tước và cất lời nguyền rủa công tước và Rigoletto.
Arabayı terk edip yakındaki bir çiftlik evine koşar.Ông được đưa nhanh lên một chiếc xe rồi chạy đến một ngôi nhà vùng nông thôn.
Sonraki birkaç yılı tabloyu restore edip Leonardo'nun resmini doğrulamış olarak geçirdiler.Sau đó nó được khôi phục và chứng thực như một bức tranh của Leonardo.
Su kuşlarını takip edip sudan çıkarma konusunda çok iyidir.Chúng cũng có năng khiếu thiên bẩm là tìm kiếm và nhặt thú săn từ nước.
Kavga edip, öldürüldüğü düşünülmektedir.Đình Bảo ra trận và bị giết.
Ey Edip Adana'da pide ye.偶像礼拝を避けなさい。
Ateş ile Arzu, bir süre beraber yaşadıktan sonra kavga edip ayrılmışlardır.一哉と別れた後もつきまとっている。
Edip (Selim Bayraktar) : Lisenin edebiyat öğretmeni.有紀 学(ゆうき まなぶ) 声 - 矢薙直樹 本作の主人公。
811'de Bulgarları mağlup edip başkentleri "Pliska"'yı ele geçirip talan edip yaktı.そして811年にはブルガリア領内に大軍を率いて侵入し、首都プリスカ (Pliska) を制圧・焼き打ちした。
Ama cesaret edip çektim.だが勇気に欠けていた。
Buna itiraz edip görevden istifa etti.その責任を感じて辞職した。
Ahali toplanıp Han'a çıkıp ondan merhamet edip bunları affetmesini isterler.高顥はかれらがやむなく反乱に加担した者たちであると訴えて、赦免を願い出た。
Ve Dünya'yı kurtarmak için kendini feda edip ölür.最終為拯救世界犧牲自己。
Kim iki gün içinde acele edip dönerse, ona günah yoktur.並非二日,而是一「日」〔rì〕一「曰」〔yuē〕。
Edip İlkbahar (d.早年为清朝附贡。
Tüm iyi niyeti ile insanlara yardımcı olmaya, onlarla sohbet edip onları dinlemeye çalışmaktadır.家境貧寒,然好助人,人稱“好施與”。
Ve Manhattan'dan söz edip durur.Manhattan" 的鏡頭。
Çin'den parçalar ithal edip Pakistan'da bir araya getiriyorlar.由中国提供部件,在埃及组装。
Lâkin siz doğrulukla hizmet edip din ve devleti kayırdıktan sonra, hâşâ, Hakk Teâlâ kuluna zulmetmez.따라서 대리인이 상대방과 통모(通謀)하여 허위의 행위를 하여도 효력이 생기지 않고 대리인에 착오가 있으면 취소할 수 있다.
Ve Manhattan'dan söz edip durur.그는 맨해튼 계획에도 참여했다.
Edip İlkbahar (d.소흥주(紹興酒)가 예부터 유명하였다.
Orada ikâmet edip iken 1811'de vefât etti.이후 조선 후기인 1811년에 중창했다.
Ama bir türlü cesaret edip de gidemez.אך הוא נמנע בגבורה מלעשות כן.
Kavga edip, öldürüldüğü düşünülmektedir.Там започва караница и е убит.
1900 yılında farmakoloji profesörlüğünden istifa edip tıp dalına geçti.Godine 1900. postao je profesor na medicini, ostavivši svoje mjesto na farmakologiji.
Oyun çeşitli çarpışmalarla devam edip biter.Utakmica je oštra i dolazi do mnogih sudara.
Chapman sanatçıyı 'Kendisini değişik durumlara karşı test edip geliştirmesi' yönünde teşvik ettiğini söyledi."Chapman uviedol, že povzbudil Taylor, aby vyskúšala samu seba v iných situáciách.
Biz bilgelerimizin kutsal anılarını takip edip İsmail'in yalan ve saçmalıklarına katlandık...Pramene o živote svätých Cyrila a Metoda a ich učeníkov.
Ve Dünya'yı kurtarmak için kendini feda edip ölür.Išgelbėti gyvybę reiškia išgelbėti visą pasaulį.
Ziyadesiyle dikkat edip sözünüzü doğru çıkarmalısın.Ja teie olete nii lahked, et peate sõna ka.
Bu öğrenciler seyahat edip koleksiyon yapmışlardır.Koostanud õpikuid ja töövihikuid.
10 unun akşamında, bana telefon edip şöyle dediler...10-ike estéjén felhívtak és azt mondták:
10 unun akşamında, bana telefon edip şöyle dediler...Am Abend des 10. riefen sie mich an und sagten...
10 unun akşamında, bana telefon edip şöyle dediler...La sera del 10 mi chiamarono e dissero:
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır.80:20이 되면 제안을 받아들일지 말지 동전을 던져 결정하는 거죠.
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır.80-20، هو ربح ذو وجهين ما إذا كنت ستقبل أم لا.
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır.A 80:20 aránynál érmefeldobáshoz hasonlóan dől el, hogy elfogadjuk-e, vagy sem.
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır.A 80-20, c'est un jeu de pile ou face que vous acceptiez ou pas.
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır.Bei 80/20 ist es wie beim Münzenwerfen, ob man annimmt oder nicht.
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır.Bij 80/20 is het kop of munt of je aanvaardt of niet.
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır.Con un 80-20, accettare o meno è come lanciare una moneta.
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır.En 80-20, se lanza una moneda así aceptes o no.
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır.La 80-20 dai cu banul dacă accepți sau nu.
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır. Neden böyledir? Bilirsiniz. çünkü sinirlisinizdir.Akceptują tak samo często jak odrzucają, ponieważ są wściekli.
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır.Nửa số người sẽ nhận tiền, nửa kia từ chối.
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır.Numa de 80-20, lança-se uma moeda ao ar para decidir se aceitamos ou não.
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır.Pri ponuke 80-20 si môžete hodiť mincou, či ponuku prijať alebo nie.
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır.Στην 80-20, είναι ζήτημα τύχης, εάν θα δεχθείς ή όχι.
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır.При дележе 80 на 20, результат как при подбрасывании монетки — возможны оба варианта.
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır.Разделяне 80 - 20 е подхвърляне на монета, на това дали приемате или не.
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır.Чому ж так? А тому, що ви роздратовані.
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır.ב 80-20, זה מזל בלבד אם תסכים לקבל או לא.
80-20 kabul edip etmeyeceğiniz bir yazı turadır.なぜか? 分かりますよね?怒るからです
Afrika'da herkeste bulunan aleti, cep telefonunu, ortak bölenimiz kabul edip, yolumuza öyle başladık.우리가 아프리카에 대해 알고 있었던 사실인 아프리카에서 표준화된 장치인 핸드폰을 공통분모로 삼았던 거죠.
Afrika'da herkeste bulunan aleti, cep telefonunu, ortak bölenimiz kabul edip, yolumuza öyle başladık.Wir haben unsere gemeinsamen Kenntnisse über Afrika genutzt und gingen von dem Standardgerät, dem Handy, aus.