PNL şimdi Musca'dan desteğini çekti ve siyasiyi partiden ihraç edip etmemeyi düşünüyor.The PNL has now withdrawn its backing from Musca and is considering whether to expel her.
Krasniki, Kosova'dan gıda ürünleri ithal edip dükkanında satıyor.She imports food products from Kosovo to sell in her shop.
Bazıları Facebook protestocuların başkalarının menfaatlerini temsil edip etmediğini sorguladılar.Some question whether the Facebook protestors speak for anyone but themselves.
Çocuklar hayvanları ziyaret edip haklarında bilgi ediniyorlar.The children can visit and learn about the animals.
El kaldırma usulüyle, belli bir okulu "işgal" edip etmeme konusunda karar alınıyordu.By show-of-hands a decision would be made on whether to "occupy" the specific school.
AK, yardımın örgütün kurallarını ihlal edip etmediğini belirliyor.The EC is determining whether the aid violated its regulations.
Protestolara devam edip etmemeye ondan sonra karar vereceğiz", dedi.After that, we will decide on the potential resumption of protests," Erdelji said.
Ancak ilerlemenin devam edip etmemesi, ICTY ile tam işbirliğine bağlı olacak.Further progress, however, will depend on full co-operation with the ICTY.
Bakan, Saraybosna yakınlarındaki Kamp Butmir'i ziyaret edip Bulgar birliğiyle de konuştu.Kalfin also visited Camp Butmir near Sarajevo and spoke with the Bulgarian contingent.
Ülke, bunlardan sonra iki üyelik kartını birden idare edip edemeyeceğine bakabilir.After that, the country can decide whether two membership cards are too much to handle.
Ancak Bicakciç, "siyasilerin bu yasayı kabul edip etmeyeceğini bilmenin zor olduğunu" da ekledi.However, Bicakcic added, "it is hard to know when our politicians will adopt this law."
Hiçbir siyasi organ müdahale edip yasanın uygulanmasını durdurma yetkisine sahip değil.No political body has authority to step in and halt implementation of the law.
Kabaşi, yaşamından endişe edip etmediği sorusunu hayır şeklinde yanıtladı.Asked whether he is afraid for his life, Kabashi said he is not.
Bazıları, hiçbir dayanakları olmadan pasaportlarını yok edip siyasi sığınma talebinde bulunuyor.Some destroy their passports and seek political asylum, without any grounds to do so.
Kimse zahmet edip soruları yanıtlamadı.No one bothered to answer their questions.
Ancak cinayetin nedenini tespit edip edemediklerini açıklamadı.But they have refused to say if they have identified the motive.
Beni terk edip nereye gitti?Where's he leaving me?
Bu tür birimlerin amacı, gençlerin bizzat tespit edip dile getirdiği temel sorunlara çözüm bulmak.The purpose of such offices is to solve the key problems identified by young people themselves.
Eşi, ailesinin eyaleti terk edip dışarıda çalışmasını istiyor.His wife wants their family to leave and work outside the province.
Bir yıl sonra istifa edip İstanbul'a döndü.He resigned a year later and returned to Istanbul.
1736'da ise Safevîleri sınır dışı edip Afşar Hanedanlığını kurarak kendisi kral olmuştur.In 1736, he deposed the Safavids and became king himself, establishing the Afsharid dynasty.
Sonrasından kariyerinde mutlu olmadığını fark edip bırakmıştır.However, he was unhappy with the career path and dropped out after a year.
Orijinal şekilde devam edip etmediğine dair çelişkili raporlar bulunmaktadır.There are conflicting reports on whether it continues in the original way or not.
İnsanlar dans edip ateşlerin üzerinden atlardılar.People danced and jumped over fires.
Avusturyalıların isyancılara yardım edip etmediği belli değil.It is unclear whether the Austrians assisted the rebels.
Mehdiye ve İsa Deccal'e karşı, kelimenin tam anlamıyla cihat ile edip savaşılacak.A war, literally jihad (Jihade Asghar) will be fought, the Dajjal against the Mahdi and Jesus.
1680 yılında Constantijn Jr Celle'yi ziyaret edip ve babasının evinden taşındı.In 1680 Constantijn Jr. visited Celle and moved out of his father's house.
Ejderhalar altın üretir, bu altınla oyuncu, yapılar inşa edip geliştirebilir.Gold produced by dragons that can be used to buy and upgrade buildings and habitats.
Klipte, şarkıcı ve onun arkadaşları eski sevgilisinin evini ziyaret edip etrafa bakmaktaydı.[1][2]In the music video, the singer and her friends visit and look around her ex's home.[1][14]
Kendi ürünlerini formüle edip üretti ve Paris'teki kuaförlere satış yaptı.He formulated and manufactured his own products, and sold them to Parisian hairdressers.
Ve zulmedenler hakkında benimle karşılıklı laf edip durma.Erzürne dich nicht über die Bösen; sei nicht neidisch auf die Übeltäter.
Ey Edip Adana'da pide ye.Ein Gebet, das du mit einer Gebetseinheit (arab.
10. yüzyıla kadar hala, en azından yaz aylarında tahta evleri terk edip çadırlarda oturmuş oldukları bilinir.Zumindest im 10. Jahrhundert verließ man im Sommer noch die Holzhäuser und wohnte im Zelt.
Yalnız nefret edip durmayacaksın, hem de onunla mücadele edeceksin.Die nicht mit ihm sich abfinden, sondern sich mit ihm auseinandersetzen.
Kimse ona yardım edip su ve ekmek vermek istememiş.Er erhielt weder Wasser noch Brot.
Adam, Ömer'in huzuruna getirilince özür beya edip: Ben sadece sana ait tulumdan içtim, dedi.Als er ʿĀ'ischa besuchte, sagte sie zu ihm: „Ich rieche etwas an dir.
Bu sesler ancak Türkler aylarca göç edip çok uzaklara vardıklarında kesilir.Diese Stimmen verstummen erst, nachdem die Türken monatelang weitergezogen sind.
Suga etmek: Vira edip sıkıştırmak.M. Runge: Drücken und Drückwalzen.
Kuzco'yu yok edip imparatoriçe olmaya çalışır.Nach Kuzcos Sturz will sie Königin werden.
Ama cesaret edip çektim.Ich habe Mut bekommen.
"İnsan biçiminde ilâh tasavvur edip suretlendiren bâtıl inanış" mânâsında kullanılmaktadır.Der Mensch kann sich selbst verleugnen und ganz im Glauben aufgehen.
Filmde dans edip, şarkı da söylüyordu.In dem Film musste sie auch singen und tanzen.
Edip İlkbahar (d.Der Frühling ist da (Bilderbuch).
Edip Yüksel (d.Gosen-wakashū (jap.
Arabayı terk edip yakındaki bir çiftlik evine koşar.Sie verlassen das Fahrzeug und laufen zu einem dunklen Haus.
Ama bir türlü cesaret edip de gidemez.Ihm fehlt jedoch der Mut dazu.
Dük'un emri ile tutuklanan Monterone Kontu, Dük'e ve Rigoletto'ya beddua edip onları lanetler.Monterone verflucht daraufhin den Herzog und Rigoletto und wird festgenommen.
Doğu piskoposlarının çoğu bu İmparator genelgesini kabul edip imzalarını koydular.Die meisten Stämme im Osten beugten sich dem Druck und unterzeichneten ähnliche Verträge.
İkisi sarayı terk edip bir ormana girerler.Die beiden flüchten in den Wald.
Olaya müdahele edip diğerleri grubundan 2 kişiyi öldürürler.Alle anderen erlangen zwei Punkte, indem sie das Opfer töten.
Bunun Lindoro'nun kendi aşkına ihanet ettiğini açikca gösterdiğini kabul edip Lindoro'ya gayet sinirlenir.Sie verrät, dass sie Lindoro geliebt habe.
Amacı, bir hayal gemisi inşa edip dünyayı dolaşmaktır.Sein Traum ist es, ein Schiff zu bauen, mit dem er die Welt umsegeln kann.
Aynı zamanda edip ve hattat idi.Es war zugleich Eröffnungs- und Ligaspiel.
Ateş ile Arzu, bir süre beraber yaşadıktan sonra kavga edip ayrılmışlardır.Im Verlauf des Spiels treffen sie dann aufeinander und verbünden sich.
Bunlardan birini bilmeyen veya tasdik edip de dille söylemeyen kafirdir.Ob ein Unglück oder verwirrendes Schicksal, (Komma) niemand weiß es.
14 yaşındayken, İspanya'ya hareket edip ve burada üç yıl kaldı.Mit 17 Jahren zog sie nach Schweden und lebte dort 3 Jahre.
Bunun yanında gece okuluna devam edip ortaokul ve liseyi böyle bitirdi.Nebenbei besuchte er das Abendgymnasium und machte dort seinen Schulabschluss.
Zero Hour serisinde evreni yok edip kendi istediği gibi tekrar yaratmak ister.In einem ewigen Kreislauf zerstört sie nun die Welt und erschafft sie neu nach ihrem Gutdünken.
Angelus bu kıza tecavüz edip daha sonra da kanını içerek onu öldürmüştür.Kurz darauf wird er von Diva vergewaltigt und dann umgebracht, indem sie ihm ihr Blut zu trinken gibt.
Irak'a göç edip Basra'ya yerleşti.Sie kamen nach Budapest und prägten die Stadt.