eğilim ile cümle
eğilim kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Ardından zayıflama eğilimine giren tayfun 23 Aralık'ta yok oldu.Logo em seguida, Paka sofreu uma rápida tendência de enfraquecimento e dissipou-se em 23 de Dezembro.
Derginin adı, dergiyi çıkaranların koruma ve savunma eğilimine işaret eder.Note o trocadilho entre action e o nome da revista.
Kürtlerde ise sosyalist düşünce hakim eğilim değildi.No entanto, estas políticas não tinham uma orientação socialista.
Yanılsama korelasyonu bir veri kümesi içinde var olmayan korelasyonları görme eğilimidir.Correlação ilusória é a tendência de enxergarmos relações inexistentes em um conjunto de dados.
Yahudiler ve ilk Hıristiyanların arasında belirli bir eğilime yönelen gelenekler olmuştu.A diferença não estava muito clara, entre os judeus e os primeiros seguidores do cristianismo.
Bazı ırklar kalp rahatsızlıklarına daha eğilimlidir.Sintomas mais frequentes da insuficiência cardíaca.
Yine de birkaç ana eğilimden söz etmek mümkündür.Não obstante isso, é possível notar algumas tendências significativas.
Çoğu zaman ne yaptıklarını unutmak eğilimindedir.Na maioria das vezes ele não tem conhecimento de seus sentimentos.
1953 sonrasında ise aile dergisi olma eğilimine yöneldi.Em 1957, funda a revista Tendência.
Bu durum daha da kötüleşirse, birey toplumdaki tüm olumsuzlukları kışkırtmaya daha da eğilimli olur.Se torna-se mais ambicioso, este seria preocupado com o bem-estar da sociedade.
Migren eğilimi genellikle gebelik esnasında azalır.O risco de enxaquecas geralmente diminui durante a gravidez.
"Liberalizm ve Türkiye'de Liberal Eğilimler"."Racismo e capitalismo são faces da mesma moeda".
T-Bag’in cinayete olan eğilimi kendini güney sınırı yakınlarında tekrar gösterecektir.Acusado de envolvimento na morte de Tim Lopes é recapturado na zona oeste do Rio.
Kardeşlenme eğilimi vardır.Het broederschap wordt bij elkaar geroepen.
Bu sayede fiyat politikası yükselme eğilimi gösterir oluyordu.Het zou volgens politici de prijzen doen stijgen.
Yine bu yüzdendir ki her ahlakın temeli mutluluk eğilimi olmalıdır.Elk ethisch handelen moet gebaseerd zijn op genot.
(Karşıt: Boğa Eğilimi).(We hebben er een met de kracht van een stier).
Bunun olabilirliğini sorgulayan başka eğilimler de vardır.Er zijn verschillende theorieën over wat er gebeurd kan zijn.
İrin daima fistülize olma eğilimindedir.De plicht drukt altijd op de schouders.
Nüfuz sahibi başka tapınaklarda da bu eğilim göze çarpar.Daardoor zijn er nog meer tempels aan haar toegewijd.
Açıkça ifade ettiği eşcinsel eğilimleriyle tanınırdı ve sıklıkla uyuşturucularla ilgili deneyimlerini yazardı.Hij is vooral bekend door zijn tangofilms, die dikwijls seksueel getint waren.
Çalma eğilimleri de vardır.Verschansingen van steen komen ook voor.
Migren eğilimi genellikle gebelik esnasında azalır.Groeipijn verdwijnt meestal in de late kindertijd.
Politik karşıtın ortadan kaldırılması eğilimi.Verzet tegen politieke corruptie.
O’na göre acı çekmekten yararlanmak ; kişinin benliğini zayıflatan, mutsuz olmaya eğilimli kılan bir dürtüdür.Czy to, że pozwalając na jego zaistnienie stał się tym, kto czyni źle, kto chce zła?"
Yatay ve dikey olan bu iki eğilim, birbirini destekler.Owe dwie tendencje, pozioma i pionowa, wzajemnie się uzupełniają.
Ayrıca ekvatora yakın yerleşim konumu, Filipinler'i tayfun felaketine eğilimli hâle getirmektedir.Położenie w strefie klimatu równikowego powoduje, że Filipiny narażone są na tajfuny.
Çoğu zaman ne yaptıklarını unutmak eğilimindedir.Często nie zdaje sobie sprawy ze swoich poczynań.
Yanılsama korelasyonu bir veri kümesi içinde var olmayan korelasyonları görme eğilimidir.Iluzja korelacji to tendencja do dostrzegania nieistniejących korelacji w jakimś zbiorze danych.
Aynı koşullarda hiç istismara maruz kalmamış çocuklarda da yaşanmamış olayları aktarma eğilimi vardır.Ponadto zawsze - zgodnie z prawami Murphy'ego zdarzają się sytuacje nieoczekiwane.
Merkez-sağ eğilimlidir.Ster prawy/lewo!
Suça olan eğilimine rağmen Bender'ı en yakın arkadaşı olarak tanımlar.Jego najlepszym przyjacielem jest Bender pomimo jego kryminalnych skłonności.
Ayrıca tüm donanmayı savaşa sürme eğilimi önüne geçilmez bir eğilimdir.W odpowiedzi bez zastanowienia rzucono do walki całą flotę.
Bununla paralel olarak Sol Muhalefet'in aksine ayrı bir parti kurma eğilimleri bulunmamaktaydı.Najwyraźniej w obozie łacińskim istniało stronnictwo przeciwne jakimkolwiek układom.
Semt halkı genel olarak muhafazakar eğilimlidir.Na tle całego Senatu jest jednak średnio konserwatywna.
Viral menenjit ise kendiliğinden iyileşme eğilimindedir ve nadiren ölümcüldür.Viral meningit däremot, tenderar att läka ut spontant och är sällan dödligt.
Bu eğilim 2007 ve 2008'de sürmüştür.Projektet fortsatte under 2007 och 2008.
(Karşıt: Boğa Eğilimi).(Svar: Kärnande av smör.)
Dışadönüklük - enerji, olumlu duygular ve diğerlerinin ortaklığını ve teşviğini aramaya eğilim.Extraversion - energi, positiva känslor, självsäkerhet, och en tendens att söka stimulans och andras sällskap.
Genellikle organizasyonlar paylaşılmış bir lisansı destekleme eğilimindedirler.Organisationer brukar ofta försöka samsas om en licens som delas.
Diğer köpeklerden hoşlanmama eğilimi vardır; hatta Chihuahualar kendi ırklarını diğerlerinden ayırabilir.Chihuahuan är också känd för att föredra hundar av sin egen ras framför främmande.
Birleşik Devletlerde Hristiyan milliyetçiliği muhafazakar olma eğilimindedir.I USA kritiseras evolutionsteorin av den konservativa kristna högern.
Okul yöneticilerinin ve velilerinin birbirlerine karşı komplo kurma eğilimi vardır.Det är där grunden för elenernas och styrernas hat mot varandra ligger.
İnce bir zekâya ve soylu bir eğilime sahipti.Hon hade ett obegränsat mod och en generös anda.
Bu eğilim devam edegelen hareketini kendi sağlayan bir eğilimdir.Denna aktivitet har en tendens att förstärka sig själv genom en loop.
Böylelikle kültürel eğilim de yükseliyor.Även utvandringen har ökat.
Bir eğilime göre darbenin başarısı, geçmiş devrimci anlayışın yanlışlığını ortaya koymuştur.Just for fun: historien om hur jag blev revolutionär av misstag.
Queer, heteroseksüelliği sosyal norm olarak eleştiren, eşcinselliğe de eğilim gösteren bir yaklaşımdır.Queer är, i relation till heteronormativitet, ifrågasättandet av den heteronormativa ordningen som naturlig.
Migren eğilimi genellikle gebelik esnasında azalır.Infektionen börjar vanligen under barndomen.
Sapmanın eğilimi, -90° ila 90° arası tanımlanır.Denna vinkel 0-90° benämns inklination.
Kenya kültürü birden fazla eğilimlerden oluşmaktadır.Kenyas geografi är varierande.
Politik karşıtın ortadan kaldırılması eğilimi.Krispolitikens avveckling.
Bu sayede fiyat politikası yükselme eğilimi gösterir oluyordu.Detta gör att det politiska ansvarsutkrävandet blir svårare.
Aynı koşullarda hiç istismara maruz kalmamış çocuklarda da yaşanmamış olayları aktarma eğilimi vardır.I sällsynta fall markeras dessutom även det indirekta objektet.
O zamandan beri düzensiz olmasına rağmen azalma eğilimi göstermektedir.Sitt terrängliknande utseende till trots så var dock Streetwise framhjulsdriven.
Bu eğilim genellikle kendiliğinden ortaya çıkar.Värken går oftast över av sig själv.
Bu, grup içi ve gruplar arası eşitlikçilik karşıtı bir eğilimdir.Det utvecklar sig till en strid mellan sanningen och gruppintresset.
Babasının onay vermediği erken dönemde çocuğun müzik eğilimi ortaya çıktı.Рання схильність хлопчика до музики не викликала схвалення у його батька.
Yaşlı açık yıldız kümeleri daha fazla sarı yıldız içermeye eğilimlidir.Старіші зоряні скупчення містять більше жовтих зір.
Bu eğilim ilk olarak 1960'ların sonunda yapılan bir dizi deneyle gösterilmiştir.Ця тенденція вперше була продемонстрована в серії експериментів наприкінці 1960-х.
İlgili Sayfalar