Ana içeriğe geç
Sözlük

duygu ile cümle

duygu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Haz insanı insan eden duygudur.Пчелата символизира душата на човек.
Duygulara ve aile içi bağlara önem vermez.Емоциите и поведението са вътрешно свързани.
Güdüleri ve duyguları çarpıtma denebilir.Действието може да засилва емоциите и чувствата.
Beck'e göre yanlı bilgi işleme süreci depresif duygudurumunda bir faktördür.Арън Бек описва как хората могат да изпаднат в депресия поради изкривено мислене.
Hayatın Trajik Duygusu.Страданието в трагедията.
Ama birbirlerinden hoşlanmaktadır sonunda Arslan Duygu'yu öpmüştür.Отначало се харесват, но постепенно симпатията се превръща в ненавист.
Keşke duygularım hakkında konuşma cesaretim olsa.Иска ми се да имах смелостта да говоря за чувствата си.
Bunlar algıdaki farklılıklar, motor becerilerde, uyku ve duygularda sorunlar olabilir.U to spadaju razlike u percepciji i problemi s motoričkim sposobnostima, spavanjem ili emocijama.
Koku insanlarında duygularını sakinleştirir.Miris cvijeta umiruje osjećaje ljudi.
Çok duygusaldır.Ja sam previše osjećajan.
Erkeksi bir kız olması rağmen o çok duygusaldır.Iako pomalo muškobanjasta, ona je u biti emotivna osoba.
Bu durum Katolik İspanyollar arasında vatansever duyguların oluşumuna yol açmıştır.Ta je pobjeda rezultirala valom patriotskog sentimenta među katoličkim Španjolcima.
Eldeki bütün işaretler Maxwell'in daha o yaşta bitmeyen bir merak duygusuna sahip olduğunu göstermiştir.Brojni pokazatelji ukazuju da je od najmanje dobi Maxwell pokazivao nezasitnu znatiželju.
Entertainment Weekly, "Sesini kullanışının ardında muazzam duygusal bir zekâ var.Entertainment Weekly nazvao je album "gotovo u potpunosti osjetilnim iskustvom".
Her ikisinin de öne sürdükleri şey, davranışın, duyguları belirlediğidir.Ove dvije funkcije uzajamno se kompenziraju, isto kao što to rade mišljenje i osjećaji.
Başlangıçta Burton, önceki filme dair karışık duyguları olduğu için devam filmini yönetmeyi istemedi.Burton isprva nije htio režirati nastavak zbog podijeljenih mišljenja o prethodnom filmu.
İçimde öyle bir duygu vardı.Osjećala sam Boga u sebi.
Diğerlerinin duygularını hissederim.Osebujna su osjećaja vremena.
Duygusal Tuzaklar, 2006.Ubojite misli, 2006.
Jackson Rathbone, Jasper Hale: Cullen ailesinin duyguları yönlendirebilen üyesi.Jackson Rathbone kao Jasper Hale, je član obitelji Cullen koji može upravaljati emocijama.
Deyimler bazen ele aldıkları konular bakımından ve anlattıkları duygular bakımından sınıflandırılabilirler.Pravne norme se mogu podijeliti na različite načine, ovisno o aspektu s kojega im pristupamo.
Trene binmeden önce acıma duygusu onu tekrar tutar ve dr.Opet dobije napadaj panike i opet ga primi dr.
Son olarak Adlandırılamayan'da tüm zaman ve mekân duygusu yok edilmişti.Napokon, u Bezimenome nestaje i osjećaj mjesta i vremena.
Örneğin farklı duygular yaşadığı zaman saç rengini değiştirebilmektedir.Može imati razne varijacije boje dlake.
O anki görünüşleri o an hissetikleri duyguları yansıtır.Njene fotografije iz ovog perioda reflektiraju njezin tadašnji način života.
Okula gidebilirler ve bir aileye ait olma duygusuna sahiptirler.Žude za pažnjom i potreban im je osjećaj pripadnosti obitelji.
Başkaldırıdan duygulananlar harekete geçme fırsatını hissedip örgütsel toplantılara katıldılar.Mnogi su nazočili organizacijskim sastancima, osjetivši priliku da se uključe u akciju.
Samimi duygulardan uzaklaşma.Vyhýbaj sa zmysovým pôžitkom.
Manon ayrılırken Des Grieux ona karşı duygularını açıklayan bir şarkı söylemeye başlar.Manon odchádza a Des Grieux spieva o svojich citoch k nej.
Kuantum sayısı dönme(pozitif veya negatif) duygusunu temsil eder.Kvantové číslo predstavuje smer rotácie (pozitívny alebo negatívny).
Duygusal ve fiziksel yetersizliklerini keşfeder.Emocionálne a fyzické vyčerpanie.
Mefistofeles, Faust'u gençleştirir ve ona aşk duygusunu tattırır.Zjaví sa Mefisto a ponúka Faustovi mladosť výmenou za jeho dušu.
Zamanla Oscar'a beslediği duygular aşka dönüşür.Einsteinov vzťah k nej prerástol časom do ľúbostného.
Karakterlerinin konuşmalarında sıklıkla varoluşçu duygulara rastlanır.Jej postavy majú často v konverzáciách existenciálny podtón.
Jackson Rathbone, Jasper Hale: Cullen ailesinin duyguları yönlendirebilen üyesi.Jackson Rathbone ako Jasper Hale, člen rodiny Cullenovcov, ktorý vie manipulovať emóciami.
İlk merkezin calışmalardan teröristlerde panik duygu yaratıldı.Na lúke v Strašniciach vzniklo prvé letisko.
Duygularımı tarif edemiyorum.Kráľ nedal najavo svoje pocity.
Duygu 21 yaşındadır.Dožíva sa 21 rokov.
Örneğin farklı duygular yaşadığı zaman saç rengini değiştirebilmektedir.Pri zmene teploty sa však môže jej farba líšiť.
Ülkede milliyetçi duyguların güçlenmesine katkıda bulundu.To veľmi posilnilo nacionalistické nálady v krajine.
Genellikle teşekkür etme yoluyla ifade edilen bir duygudur.Väčšinou ide o zapamätanie pod vplyvom emócií.
Sanatçının bu albümündeki eserler oldukça duygu yüklüdür.Biografické údaje o tomto umelcovi sú pomerne skromné.
Wordsworth'a göre şiir duyguların akışıdır.Múdrosť sa podľa Wordswortha rodí v básnikovej obrazotvornosti.
Hepsinin altında derin bir mizah duygusu yatıyor.Cítiť v nich hlboký povzdych.
Köylülerin aidiyet duygusu çok gelişmiştir.Prekvapení sedliaci sa ihneď rozutekali.
Duyguları harekete geçiren.Zvládanie emócií.
"Avrupa Resminde Gerçek Duygusu".Úloha Európy vo svete“.
Yazdıklarından, ona yönelik karşılık göremediği bazı duygular beslediği anlaşılmaktadır.Nemôže si domyslieť a doplniť to, čo sa mu zdá, že chýba.
Aşkın tarafında yer tutan Murat aslında kendi duygularının farkında değildir, tıpkı Duygu gibi.Prekvapený Simplicius si jeho vplyvom uvedomí, že on vlastne ani nevie čo je to láska.
Rahatça oturun, gevşeyin, gözlerinizi kapayın zihninizi her türlü düşünce ve duygudan arındırın.Bav sa a... buď tvorivý—pozri kam ťa tvoja myseľ a nápady zoberú.
Anlatım veya ifade; duygu, düşünce ve olguların yazılı veya sözlü olarak karşı tarafa bildirilmesi.Čokoľvek povieme, svojím neverbálnym prejavom potvrdíme, podčiarkneme, spresníme alebo vyvrátime.
Şarkı, her iki sanatçının da diğerinin sesini duymaktan duygularını anlattığı şarkının gücüyle ilgileniyor.Slová piesne sú rozprávaním toho, čo obaja počas tanca cítili.
Mello sıklıkla duygularının onu mutlu etmesine izin verir.Napriek tomu má Amélia niekoľko vecí, ktoré jej spôsobujú radosť.
Duyguların bu kadar güzel ve derin hissedildiği.Jej poézia sa vyznačuje hlboko prežívanými a citovými zážitkami.
Düşünce ve duyguların merkezi, beyin değil, kalp olarak görüldü.Središče razmišljanja in čustev je bilo v srcu in ne v možganih.
Anne karşı derin duygular beslese de henüz bunu dile getirmemiştir.Mami se še danes ne upa tega povedati.
Birilerinin duygularını bir şekilde istismar ettiysem çok özür dilerim.Torej lahko interpretacijo čustev delno sugeriramo .
Bu romanların sonunun "duygusal tatmin edici ve iyimser biten" olması gerekmektedir.Glavni namen ljubezenskega romana je »čustvena izpopolnitev«, konec pa naj bi bil optimističen.
Marx duygusal olarak babasına çok yakındı ve ölümünden sonra babasının anısına çok saygı gösterdi.Marx je bil navezan na svojega očeta in je spomin nanj ohranjal do svoje smrti.
Ama genellikle duygusal varoluşun mutluluğu ile ilişkilidir.Pogosto je prisoten občutek čustvene povezanosti s skupino.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod