İçimde öyle bir duygu vardı.זו הייתה הרגשה שלי.
Ama duygularını açığa vuramazlar.מתקשה להביע את רגשותיה.
İnsanlara öfke duygusu verir.כעס מוביל לשנאה.
Sherlock Holmes'un Irene Adler'e hissettiği duygu kesinlikle aşk değildir.לא שחש משהו בדומה לאהבה כלפי איירין אדלר.
Duyguları harekete geçiren.הולכת אחר רגשותיה.
Son olarak Adlandırılamayan'da tüm zaman ve mekân duygusu yok edilmişti.לבסוף, ב-"The Unnamable" כל התחושות של זמן ומקום נעלמו אף הם.
Bu manada doğrudan duyguyu, kalbin gerçeğini, övmüştür.תודתנו הלבבית על הרגש האנושי הזה.
Şimdi hem duygular çok sıcak hem de müzik çok iyi olacak."היחס אלינו כאן מאוד חם ואנחנו מרגישים בטוחים מאוד".
Bu yüzden de, sessel ve duygusal katmanları ayrı ayrı görmek ve saymak çoğu zaman zor." dedi.כתוצאה מכך, השכבות הקוליות והרגשיות לעיתים קרובות קשות לחילוץ ולפירוט".
Duyguların bu kadar güzel ve derin hissedildiği.ניגוניו נחשבים לניגונים עמוקים ומעוררי לב.
Ama onlar acı çektirmeyi hiçbir zaman hınç ya da intikam duygusuyla gerçekleştirmediler.מעל הכל סירבתי להרגיש שנאה או נקמה.
Bütün duygu ve düşünceler bu tek tümceye sığdırılır.כל הבקשות והחבילות יגיעו לכתובת זו בלבד.
Temel kaygı duygusu kişinin kendisinin yetersiz olduğu ve bu eksikliğini farkında olmasıdır.לא קיים שום בסיס אורגני לחששותיו של אותו אדם לגבי כך שהוא באמת חולה.
1864-1869 arasında Duygusal Eğitim’in son taslağını yazdı.בין השנים 1862 - 1869 כתב את "החינוך הסנטימנטלי".
Bizler toplum olarak farkında olmadan duygularımızı daha soslu kullanabiliyoruz.כחברה אנו חיים מעבר ליכולתנו.
Merhamet, acıma duygusudur.אתה רוצה רחמים.
Onu insan yapan tüm duyguları da gözler önüne serer.הם גורמים לכל מי שמביט בעיניהם להתאבן.
Bu sayede eserlerdeki duygu bozulmazdı.בעקבות כך הרגשתי שהעצם בציור חסר.
Dram, Duygusal, Psikolojik türdeki bir filmdir. ^ Manevra»ומה הם רוצים?"; כך בונה במאי הסרט שיא רגשי ופסיכולוגי.
Titchener, temelde üç bilinç durumunun varlığına inanmaktadır: duyumlar, imgeler ve duygusal durumlar.טיצ'נר זיהה שלוש קטגוריות: תחושות, רגשות ודימויים.
Merhamet duygusu yoktur.בנפשה אין כלל רחמים.
Hayatın Trajik Duygusu.הטרגדיה האנושית.
Duygular bilinçaltının yansımasıdır.רוחניות משמעה התעוררות.
Duygu Canbaş (d.עזיבות נפשית; ד.
Başka birinin duyguları ile oynamaktan hoşlanmaz ve bunu yaparsa istemi dışınadır.זה חייב להיות בדרך שבה זה חייב להיות ואם זה לא מוצא חן בעיניכם, אז עזבו אותי בשקט.
Yaten Kou - Hekim Yıldız Savaşçısı Güçleri: Duygusal cehennem yıldızı.חלליות קרב מסדרת TIE: חלליות הקרב הטקטיות הסטנדרטיות של האימפריה הגלקטית.
Gerçeklik duygusundan hiç uzaklaşmadık.אני לא הולך יותר מדי רחוק מהמציאות ...
Bu da filme fazladan bir gerçekçilik duygusu katmaktadır.בתום הסרט, שלומי מתמודד עם מציאות עצובה מאוד.
Bu mektup Elizabeth’in Darcy’ye de Wickham’a da olan duygularını yeniden şekillendirmesine neden olur.אליזבת משוכנעת שמר דארסי הוא האשם בכך, כמו גם בצרות שנגרמו למר ויקהם.
Bu duyguyu tekrar hatırlayınca içimin mutluluk, keder ve arzunun şiddeti ile dolduğunu hissediyorum.אנו יודעים שהמציאות טובה בדיוק כפי שהיא, כי כאשר אנו מתווכחים איתה, אנו חווים מתח ותסכול, סבל וכאב.
Yalnız kaldıktan sonra Michael duygusal bir çöküntü yaşar.מייקל - בשיא כוחו, נותר מבודד.
Duygularına göre kafasını değiştirir.כנראה ששיניו השתנו עם התבגרותו.
Locke, Boone'un Shannon'a karşı bazı duyguları olduğunu anlamıştır.ברודי מבין שאולי עוד נשארו לו רגשות כלפי קריסטין.
Marx duygusal olarak babasına çok yakındı ve ölümünden sonra babasının anısına çok saygı gösterdi.Маркс се чувства емоционално много близо до баща си и цени спомените си за него след смъртта му.
Buna ulaşmak için yazarın her bir duyguyu ve fikri dikkatlice hesaplamasının gerekli olduğunu düşünüyordu.Според него писателят трябва да пресмята с внимание всяка емоция и идея.
Duygusal bellek bilinçli olarak ulaşılabilirdir, fakat güçlü, bilinçdışı fizyolojik tepkiler oraya çıkarır.Емозионалните спомени са съзнателно достъпни, но предизвикват силни несъзнателни физиологични реакции.
Dorothy Parker nükteli bir şekilde "Katharine Hepburn A'dan B'ye her duyguyu görüp geçiriyor." diye yazdı.Дороти Паркър се шегува: „Тя показва цялата гама от емоции по целия път от А до Б“.
Willow duygusal olarak iyileşmeye başlar ve Kennedy adındaki bir potansiyel avcı ile bir ilişkiye başlar.Уилоу бавно си връща контрола върху силите си и същевременно започва връзка с Потенциалната Убийца Кенеди.
Duygu, edebi ifadelerin merkezini oluşturmuştur.Чувството се превръща в център на литературния изказ.
Başlangıçta Burton, önceki filme dair karışık duyguları olduğu için devam filmini yönetmeyi istemedi.Първоначално Бъртън няма желание да режисира продължението, поради смесените емоции от предишния филм.
İntikam duygusu hala yanmaktadır.Кръвното отмъщение е все още разпространено.
Bu duygulardan korkmamakla ilgili bir şey.Чувство, че емоциите не са техни.
Yanıklar aynı zamanda duygusal ve psikolojik rahatsızlığa da neden olabilmektedir.Изгарянията може да причинят също емоционално и психологическо страдание.
Edebiyat, okurun maneviyatını güçlendirmeli, onu aydınlatmalı ve duygularını harekete geçirmelidir.Литературата трябва да възпитава читателя морално, да го просветлява, да буди неговия разум.
Figürlerindeki pozlar ve duygular Canovanınkilerden daha resmi ve serttir.Телата на същинските бои са по-дълги и по-тежки от тези на пясъчните.
Pasifist duygular bir kuşak sonra 1960'larda tekrar yükseldi.Нивото на толерантност към хомосексуалните хора през тези години се възвръща отново една през 60-те години.
Duygusal anlamda parça beni çok etkilemişti.С времето се привързах емоционално.
Bilgilerimiz duygularımızla alabildiğimiz kadardır, bunda öteye geçmez.В опита си ние свикваме с тях и не ги подлагаме на съмнение.
Görme duyusu zayıf da olsa koku ve tat duygusu çok gelişmiştir.Имат слабо зрение, но сетивата им за мирис и слух са много добре развити.
Ve, sonuç olarak, kişi fiziksel, akılsal ve duygusal olarak da sağlıklı hale gelir.А според тях човек е щастлив, ако е физически здрав и нравствено извисен.
"Nazik ve duygusal bir son" olarak ilişkilerini böyle anlatmıştır.Тя описва връзката им като „нежна и дълбока“.
Hayal kırıklığı genellikle geçici bir duygudur.Настроение е относително продължително емоционално състояние.
Duygusal bir adamdır.Той е чувствен.
Sevinç içinde bulunduğu durumdan tam anlamıyla hoşnut olma duygusudur.На мен лично ми харесва да получавам радостите, докато съм жив.
Kıskançlık özgüven eksikliği ve yetersizlik duygusundan dolayı ortaya çıkmaktadır.Завистта е следствие от чувството за собствена непълноценност.
Sazın sesi bazen hareketli, bazen duygulu, bazen de coşkuludur.Подходът към изобразяването не е хумористичен, а емоционален, понякога дори сантиментален.
İnsanlara öfke duygusu verir.Бруталността предизвиква яростта на хората.
"Duygusal esenlik" son yıllarda artan kullanım görmüş bir terimdir.Термин, който през годините се придобива етническо значение.
Eldeki bütün işaretler Maxwell'in daha o yaşta bitmeyen bir merak duygusuna sahip olduğunu göstermiştir.По всичко личи, че Максуел е проявявал упорито любопитство от ранна възраст.
İnsanlar onun hakkında iyi şeyler düşünmezler ama o çok duygusaldır.Казва, че няма нищо общо с него, но му звучи много добре.