Hafızası da duyguları kadar kuvvetlidir Ceylan’ın."Het requiem is zo zachtmoedig als ikzelf."
Çok duygulu ve sevinçli bir aile birleşmesi kutlaması sahnesi ortaya çıkar.Dan volgt een waanzinnige en vreugdevolle dans.
Bu duygularını hem Rangiku Matsumoto’ya hem de Ichigo’nun kendisine (o sırada uyuyor olsa da) açmıştır.Haar gevoelens biecht ze op aan Rangiku Matsumoto en aan Ichigo als hij slaapt.
Kötülüğe dair içinde hiçbir duygu yoktur.Kwaad mocht niet met kwaad vergolden worden.
İnsanlara öfke duygusu verir.Angst leidt tot woede.
İzin verdiği duygular ise çoğunlukla öfke patlamalarıdır.Zijn gezicht is vaak paars van woede.
Duygu ve düşüncelerimi bu yolla iletmeye çalışıyorum.Het geeft je gevoelens en de mogelijkheid om die gevoelens te uiten.
Hayal kırıklığı bir insan beklentilerinin boşa çıkması halinde ortaya çıktan bir duygudur.Teleurstelling is een gemoedstoestand die men voelt wanneer aan een bepaalde verwachting niet wordt voldaan.
Ergen bireyler genellikle yoğun ve karışık duygular ve düşünceler içerisindedir.Meestal kennen we de gevoelens en gedachten.
Benim için çok güzel bir duygu.Nou, het is me wat moois.
Kötü duygulardan beslenirler.Zij aten onreine dingen.
Yegorov onun uzmanlık bozuklukları olmak ile, tıp alanında doktora derecesi almıştır denge duygusu.Jegorov behaalde later zijn doctoraat in de geneeskunde, met als specialiteit evenwichtsgevoel.
Bu suçluluk duygusundan dolayı Ichigo, sevdiklerini korumak için daha fazla güç elde etmeye karar verir.Haar dood zorgt ervoor dat Ichigo er alles aan doet om degene die hij lief heeft te beschermen.
Duygusal gerçekliği sembolize ettiğini düşündüğü sarı rengin onun için önemi çok büyüktü.Hierbij speelde de door hem ontwikkelde kleurensymboliek een grote rol.
Hayatın Trajik Duygusu.Absurdisme Zin van het leven
Müzik ise duygusal, melankolik ve atmosferiktir.De atmosfeer is steeds dromerig en melancholiek.
Bunu yaparken duygu sömürüsüne başvurmaz.Daarbij schuwt hij de sentimentaliteit niet.
Bu duygular kısmen doğuştan gelebilir, ama kuşkusuz çoğu toplumsal olarak koşullanmıştır.Conditie is deels natuurlijk aangeboren, maar is ook deels trainbaar.
Daha sonraları Elvira'ya beslediği duyguları iyice dışa vuran Tony, Frank ile karşı karşıya gelir.Valentijn, die voor Frank nog altijd gevoelens heeft, besluit om met Frank mee te gaan.
Sahiplenme, bir şeyi veya birini sahiplenme duygusudur.Invloed op of zeggenschap over iets hebben.
Fakat duygular sıklıkla korundu.Sommige nummers werden vaak gecoverd.
Haru’nun yön duygusu berbattır ve genelde kaybolur.Het doseren van GHB is moeilijk en gaat vaak mis.
Ve bu dönem Ginny ile duygusal ilişki yaşarlar.Stefano heeft in deze tijd een tijdelijke relatie met Janine.
Meroko ona aşıktı fakat duyguları karşılıklı değildi.Maurice wordt stapelverliefd op Lucienne, maar die gevoelens zijn niet wederzijds.
Mutlu olmayan bir kişi bile olumlu bir gelişme karşısında geçici olarak sevinç duygusu hissedebilir.Een nietszeggende belofte kan toch tijdelijk gelukkig maken.
Olumlu duyguların nedenlerini araştırmıştır.Over het ontstaan van goede gevoelens.
Bu tür eserlerde coşkun bir yiğitlik teminin ardında duygu gizlidir.Voor deze schat bestaat er uiteraard belangstelling uit verdachte hoek.
Tom'un güçlü bir sorumluluk duygusu var.Tom heeft een sterk verantwoordelijkheidsgevoel.
Her şeyi kaybetmek nasıl bir duygu?Hoe voelt het om alles te verliezen?
Bu arada, Syaoran Sakura’ya aşık olur ve duygularını açıklamanın bir yolunu bulmaya çalışır.Tymczasem Syaoran zakochuje się w Sakurze i próbuje znaleźć drogę jak okazać jej swoje uczucia.
Öykünün son sahnesi ise, anlatıcının suçluluk duygusunun sonucudur.Jednak finalna scena noweli jest rezultatem poczucia winy.
Gurur ve üstünlük duygusu her zaman görünür kalmalıdır." yazılıydı.Uczucie dumy i wyższości musi zawsze pozostawać widoczne”.
Öyle ki duyguları çoğu zaman aklının önüne geçiyor.Jakie uczucia najczęściej przeżywasz?
Duygularımı tarif edemiyorum.Nie potrafi mówić o uczuciach.
Başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu.Intuicja wobec innych jej nie zawodzi.
Bu kadın oğluna çok kuvvetli bir milliyet duygusu aşıladı.To właśnie czyni tak ciężkie ramię Mego Syna.
Fiziksel döngü 23 gün, duygusal döngü 28 gün ve zihinsel döngü ise 33 gün uzunluğundadır.Według tej teorii, cykl sprawności fizycznej powinien trwać 23 dni, a cykl stanu emocjonalnego - 28 dni.
Şimdi hem duygular çok sıcak hem de müzik çok iyi olacak."Nieco zwolniliśmy i muzyka stała się cięższa”.
Çok duygusal bir an.Sensacyjny moment.
Katy çok fazla duyguyla söylüyordu ve ilk defa koroyu dinlediğimde ürperdim.Kiedy po raz pierwszy go usłyszałem, byłem zazdrosny jak cholera.
Kısaca, herhangi bir renk, iki ayrı insanda aynı duyguları uyandırmayacaktır.Powstały w ten sposób kolor nie jest jednakowy u wszystkich osobników.
Bu yüzden de, sessel ve duygusal katmanları ayrı ayrı görmek ve saymak çoğu zaman zor." dedi.W rezultacie, dźwięki i emocjonalne warstwy są często trudne do podważenia”.
Aynı zamanda aşırı derecede duygusaldır.Jest również komicznie sentymentalna.
Birilerinin duygularını bir şekilde istismar ettiysem çok özür dilerim.Zdaje sobie sprawę, jak bardzo zraniła uczucia nieszczęśliwego człowieka.
Bu özel sahne için, Chazelle şehrin ne kadar geniş olduğunun duygusunu vermek istedi.Celem Chazelle’a było ukazanie rozpiętości miasta.
İsmail ile duygusal bir yakınlaşma yaşamıştır.Pomiędzy nim a Izą zawiązuje się sympatia.
Duygusal bağlar, ikinci sezonda çoğalmıştır.Szyszki nasienne dojrzewają w drugim sezonie.
Akılcı Duygusal Davranışçı Terapi, Albert Ellis tarafından geliştirilmiş br psikoterapi yöntemidir.Autopsychoterapia – metoda opracowana przez psychoterapeutę Alberta Ellisa.
Başka birinin duyguları ile oynamaktan hoşlanmaz ve bunu yaparsa istemi dışınadır.Lubi oglądać ból innych ludzi i nie ma z wykorzystywaniem tego.
İçimde öyle bir duygu vardı.Potrzebowałem tego uczucia.
O anki görünüşleri o an hissetikleri duyguları yansıtır.Wydaje się symbolizować to, co czuliśmy w owym okresie.
Hiçbir zaman da duygularını hissettirmemiştir.Nigdy jednak nie wyraża słowami swych uczuć.
Heteroseksüellik veya karşıcinsellik, cinsel ya da duygusal açıdan karşı cinse ilgi duyma durumudur.Jaką postać powinna przyjąć pederastia, czystą czy seksualną?
Björk, Matthew Barney'den ayrıldıktan sonra hissettiği duyguları bu albümde anlattığını belirtti.Björk powiedziała, że album ten wyraża jej uczucia przed i po jej rozstaniu z artystą Matthew Barneyem.
Kaçışları, ikisinin de daha önce bilmediği duyguları ateşler.Objawia się ona sympatią, przed którą oboje wciąż uciekają.
Aşkın gözü kör olabilir, ama duygularının olduğu yadsınamaz.Pies spogląda w górę, lecz nie wiemy, co przykuwa jego wzrok.
Şarkı, her iki sanatçının da diğerinin sesini duymaktan duygularını anlattığı şarkının gücüyle ilgileniyor.Tekst piosenki dotyczy tęsknoty, jaką oboje odczuwają.
1955 yılında psikanaliz üzerine çalışmayı bırakmış , Akılcı Duygusal Terapi üzerine çalışmaya başlamıştır.Od 1953 roku oficjalnie zerwał z psychoanalizą i zaczął nazywać siebie terapeutą racjonalnym.
Özellikle ben; duygusal radarımı bu şarkıdan ayırıyorum, yoksa çalamam.Mogę ją grać z tonami muzycznymi za mną lub tylko i wyłącznie na pianinie.
Bu sırada rehabilitasyonu sona eren Willow, karmaşık duygular içerisinde Sunnydale’e dönmek üzere yola çıkar.W końcu ucieka z Sunnydale by odzyskać duszę, co w końcu mu się udaje.