Ancak bu sayede de, bölümün bütün duygularını daha iyi anlayabiliyoruz.En effet, elles nous permettent dans ce cadre de mieux comprendre l'ensemble des conséquences de nos actes.
Onlara göre şiir düşüncelere değil duygulara seslenmelidir; çünkü şiir bir şey anlatmak için yazılmaz.Or, les animaux n’ont pas de croyances, donc pas de désirs, car avoir des croyances nécessite le langage.
Bu duygulardan korkmamakla ilgili bir şey.Ils n'ont plus peur de leurs sentiments.
Emir alıp vermek benim kişiliğimle, duygularımla hiç bağdaşmayan bir şey.Savoir, expliquer la raison des choses, suivre pas à pas les agissements de mes personnages.
İnsanları aynı düşünceler, aynı duygular, aynı heyecanlar çevresinde toplar.Ils partagent les mêmes goûts, les mêmes idées.
Ama onlar acı çektirmeyi hiçbir zaman hınç ya da intikam duygusuyla gerçekleştirmediler.Pratiquement aucun non plus n'a jamais fait acte de regrets ou de repentir.
Grubun en zayıf ve duygusal üyesi.C’est le personnage le plus faible et rêveur du groupe.
Ulaşılmaz bir duyguydu bu o zamanlar, adı henüz konmamıştı.À l'époque, il était entièrement doré, et son nom était encore inconnu.
Şehvet cinsel istek duygusudur.L'humiliation en elle-même a besoin d'être sexuelle.
Onun duyguları ile oyun oynama.No juegues con sus sentimientos.
Tom onu bir adalet duygusundan yoksun olarak yaptı.Tomás, carente de sentido de la justicia, lo hizo.
Duygularını gizlemez.Él no oculta sus sentimientos.
Sen çok duygusalsın.Eres muy emocional.
Özellikle ben; duygusal radarımı bu şarkıdan ayırıyorum, yoksa çalamam.Yo aparto mi radar emocional de esa canción, si no, no podría tocarla... me quebraría.
Hayatın Trajik Duygusu.Del Sentimiento Trágico de la Vida.
Duygusal Sahnede Rol Yapmak.Actuando en escenas emocionales.
Tim Burton'ın önceki filmden dolayı karışık duyguları vardı.Tim Burton tenía una mezcla de emociones de la película anterior.
Bu özel sahne için, Chazelle şehrin ne kadar geniş olduğunun duygusunu vermek istedi.Para esta escena en particular, Chazelle quería dar una idea de la inmensidad de la ciudad.
Hem fiziksel hem de duygusal olarak daha da yakınlaşırlar.Se vuelven más íntimos física y emocionalmente.
Metro ile evine gider, annesini uyandırır ve onunla duygusal bir konuşma yapar.Entonces toma el metro de vuelta a casa, despierta a su madre, y tiene una emotiva conversación con ella.
Doktor, buna "Evet, o duyguyu biliyorum." cevabını verdi.La respuesta del Doctor fue "Sí, conozco esa sensación".
Diğerlerinin duygularını hissederim.Comprender los sentimientos de los demás.
Oğluyla duygusal bir karşılaşmanın ardından Zoser, adamlarına Aida'nın bulunarak öldürülmesini emreder.Después de una pelea con su hijo, Zoser ordena a sus hombres que encuentren a Aida y la maten.
Spielberg elindekinden katı bir ahlaki ve duygusal bir bütün çıkarmış.Spielberg demuestra una firme comprensión moral y emocional del tema.
Figürlerindeki pozlar ve duygular Canovanınkilerden daha resmi ve serttir.Las poses y expresiones de sus figuras son más estiradas y formales que las de Canova.
Erişim tarihi: 11 Kasım 2007. ^ "Atatürk'lü reklam filmi duygulandırdı (video)".Consultado el 11 de noviembre de 2007. «Atatürk'lü reklam filmi duygulandırdı (video)» (en turkish).
Glen Ellen'daki çiftlik yıllarında London, sosyalizme karşı karışık duygular beslemeye başlamıştı.En sus años en el rancho Glen Ellen, London sintió un ligero sentimiento ambivalente hacia el socialismo.
Birilerinin duygularını bir şekilde istismar ettiysem çok özür dilerim.Si esto ha herido los sentimientos de alguien, lo lamento.
Tablo van Gogh'un kendisi için aradığı huzur duygusunu iletir.Esta pintura transmite un sentimiento de serenidad que Van Gogh busca para él.
Akılcı Duygusal Davranışçı Terapi, Albert Ellis tarafından geliştirilmiş br psikoterapi yöntemidir.Terapia racional emotiva, psicoterapia cognitiva desarrollado por el Albert Ellis.
Şarkı "biz diğerleriyiz" ve bir birliktelik duygusu taşıyan bir şarkı olması gerekiyordu.Se suponía que sería una canción sobre "somos los otros" y un sentimiento de unión.
Norman bu etmenleri Dışadönüklük, Uyumluluk, Sorumluluk, Duygusal Dengelilik ve Kültür olarak isimlendirdi.A estos factores Norman los denominó Extraversión, Agradabilidad, Conciencia, Estabilidad Emocional y Cultura.
Buffy, duygusal olarak yıkılmış hisseder ve Sunnydale'i terk eder.La dura experiencia deja a Buffy destrozada emocionalmente, y se va de Sunnydale.
Cameron Bright, Alec: İnsanların ve vampirlerin duygularını yok edebilme yeteneğine sahip bir vampir.Cameron Bright como Alec, vampiro quien es capaz de bloquear los sentidos de las personas.
Makaveli'nin tarzı hâlâ duygusaldır, ancak bu albümde daha sertleşmiştir.El estilo de rapear de Makaveli es todavía emocional, pero se intensificó a lo largo de este álbum.
Duygusal bağlar, ikinci sezonda çoğalmıştır.Las apuestas emocionales se plantean en la segunda temporada.
Olaylar, duygusal bir komedi diliyle anlatılır.Eso soy yo, un acto emocional componiendo.
Çünkü Papaz Claude Frollo da Esmeralda'ya bu tür duygular beslemektedir.No sólo eso, ha aceptado que el archidiácono Claude Frollo espíe su reunión con Esmeralda.
İsmail ile duygusal bir yakınlaşma yaşamıştır.Tiene una relación sentimental con Adrián.
Bir gizem duygusunun bulunduğu şarkı, yumuşak ve yavaşça çalan bir piyano ile başlamaktadır.La canción tiene una sensación de misterio y comienza lenta y suavemente con una introducción de piano.
Meroko ona aşıktı fakat duyguları karşılıklı değildi.Estaba enamorado de Sophie, pero ese sentimiento no era mutuo.
Aynı zamanda aşırı derecede duygusaldır.Parece ser también bastante sentimental.
Shane muhtemelen dizideki en duygusal karakter.Seth es probablemente el personaje más siniestro de la serie.
Ulaşılmaz bir duyguydu bu o zamanlar, adı henüz konmamıştı.Se trataba de un caballo Appaloosa cuando todavía no se llamaban así.
Zamanla Oscar'a beslediği duygular aşka dönüşür.La amistad que antes sentía se ha convertido en amor.
Kendisini iki birbiriyle çelişkili ruhsal duygu arasında bulur.Desterrar todo espíritu de división entre vosotros.
Burton duygu ve davranış konusunda bir ustaydı" dedi.En lo que Burton es un maestro es en estructura, actitud y sensibilidad».
Tüm bu duygular nereden geldi?¿De dónde provienen todos estos datos?
Tamamen duygulardan arınmış, vücuden güçlü olmam gereken bir dönemdi.He tenido que dejar de lado un poco de mis viejas actitudes para sentirme totalmente a gusto con mi cuerpo.
Duygularımı tarif edemiyorum.No articulan sus sentimientos.
Çünkü o zaman işin duygusu olmuyor."El trabajo, entonces, no puede tener valor.
Míster Danger: Yabancıların Venezuelalılara karşı beslediği aşağılama duygusunu temsil eder.Proviene de Alaska y representa el desprecio de los extranjeros hacia los venezolanos.
Çocuklara eziyet, çocuklara yönelik bedensel saldırı ya da zihinsel ve duygusal incitmeye verilen addır.La niña o niño lo vive como un atentado contra su integridad física y psicológica.
Bazen duygusal olur.Es a veces algo temperamental.
Ceday kodu: Duygu yoktur, barış vardır.Se detalla a continuación como curiosidad el Código Jedi: No hay emoción, hay paz.
15 yaşına geldiğinde kadınsı duyguları hissetmeye başlayan Gia aynı yaşlarda hormon tedavisine başladı.A la edad de 15 años inició la aplicación de inyecciones de hormonas femeninas.
Bunu yazdığım için dahi, tanrılara hakaret gibi bir duyguya eşlik eden bir rahatsızlık hissediyorum.Así que escribo con un sentimiento diferente cuando lo hago para la gente joven.
İnsanlara öfke duygusu verir.El miedo conduce a la ira.
Bu albümde müzikseverler "daha duygusal bir Çelik" ile karşılaştı.El músico describió el disco como un "álbum más calmado con algunos toques de jazz".
Docter, duygular oluştuğunda insan zihninde neler olduğunu hayal etti.Intrigado, quiso mostrar lo que ocurre en el espíritu humano.