Hayat, aşk yoksa duygulardan yoksundur.La vie, sans amour, est dépourvue de sens.
Kendini duygusallığa kaptıracak türden bir adam değil.Ce n'est pas le genre d'homme à se laisser aller au sentimentalisme.
Duygusallığa kapılacak türden bir adam değil.Ce n'est pas le genre d'homme à se laisser aller au sentimentalisme.
Özellikle ben; duygusal radarımı bu şarkıdan ayırıyorum, yoksa çalamam.Surtout moi, je détache mon radar émotionnel de cette chanson, ou alors je ne pourrais pas la jouer.
Bu şarkıyla duygusal olarak başa çıkabilen hayranlarımızın olduğuna inanamıyorum.Je ne peux pas croire que nous avons des fans qui peuvent gérer émotionnellement cette chanson.
Duygularımı tarif edemiyorum.Je ne peux réprimer mes sentiments.
Yanlı yorumlama yalnızca duygusal açıdan önemli konularla sınırlı değildir.L'interprétation biaisée ne se limite pas aux domaines émotionnellement significatifs.
Reese, mizah duygusu zamanla ortaya çıkan yalnız bir adamdır.Reese est un homme solitaire dont le sens de l'humour sec émerge au fil du temps.
Tüm bu duygular nereden geldi?D'où lui viennent tous ces savoirs ?
Kullananların neredeyse %99'unun olumlu duygularla bağlantıya geçtiği bilinmektedir.Plus de 99 % des membres déclarent leur expérience positive.
Yetersizlik duyguları.Échec des sentiments.
Savaş sonrası dönemde gelişen modern enka, duygusal ballad müziğinin bir şeklidir.L'enka moderne, comme développé pendant l'après-guerre, est une forme de ballade musicale sentimentale.
Sevinç ise bir insanın geçici olarak hissettiği hoş bir duygudur.Vous savez, c'est juste une journée standard agréable dans la vie de quelqu'un.
Bu arada, Syaoran Sakura’ya aşık olur ve duygularını açıklamanın bir yolunu bulmaya çalışır.Entre-temps, Shaolan est tombé amoureux de Sakura et tente de lui avouer ses sentiments.
Aşk duygularını dile getiren şen ve şakrak bir oyundur.Plaisante façon de faire une déclaration d‘amour.
Van Gogh resimleri yoluyla bir imgeden daha fazlasını, duygularını ifade etmeyi ummaktadır.À travers ses tableaux, Van Gogh rêve d'exprimer plus qu'une image : ses sentiments.
Beck'e göre yanlı bilgi işleme süreci depresif duygudurumunda bir faktördür.Selon Beck, le traitement biaisé de l'information est un élément de la dépression.
Willow duygusal olarak iyileşmeye başlar ve Kennedy adındaki bir potansiyel avcı ile bir ilişkiye başlar.Willow se lie amoureusement avec une potentielle, Kennedy.
DSM-IV-TR'e göre ise iki adet tipik belirti bulunur: depresif duygudurum ve anhedoni.Selon le DSM-5, il existe deux principaux symptômes de la dépression — humeur triste et anhédonie.
Aralarında saf ve duygusal bir yakınlık oluşmuştur.Une tendre et pure complicité s'établit entre eux.
“Müziğimin çoğu hayat tecrübelerim ve duygularım kadar özel.La plupart de ma musique est motivée par des lieux et des expériences ».
Benim için çok güzel bir duygu.C'est une sensation très agréable.
Duygusal hallerin hızlı değişimi.Un soudain revirement de sentiments !
Kısaca, herhangi bir renk, iki ayrı insanda aynı duyguları uyandırmayacaktır.En effet, une même amorce n’aura pas la même incidence sur deux personnes différentes.
Şarkı başta yavaş tınılı ve duygulu bir balad olarak hazırlanmıştır.La chanson se débute comme une ballade posée et très calme.
Duygusal Sahnede Rol Yapmak.La mise en scène la passionne.
Sevinç duygusu bizi sarmıştı".J'étais collée à la sensation présente ».
Ama duygularını açığa vuramazlar.Incapable de cacher ses émotions.
Ulusal duyguların gelişmesine yol açmıştır.Elles ont ainsi contribué à la croissance d'un sentiment d'identité nationale.
Toronto Star'dan Jane Stevenson ise performansı gösterinin duygusallıkta üst noktası olarak değerlendirdi.Jane Stevenson, du Toronto Sun a salué la performance comme se démarquant dans le spectacle.
Onun görüşüne göre sevgi dini duygu ile, inançla değil, akıl ile aynıdır.Il ajoute qu'à ses yeux l'amour n'a pas de genre, ni religion.
Duygusal Tuzaklar, 2006.Un Zèle Imbécile, 2006.
İçinde hiç acıma duygusu hissetmez.Il ne ressent aucune émotion.
Ancak Terry'nin senaryosu Disney tarafından duygu yüklü olarak görülmedi.Skinner n'apparaît pas dans le dessin animé de Disney.
Duygusal yorumlama: “Çok sıkılıyorum/çökkünüm, çünkü yaşam çok anlamsız.”Sa lettre disait simplement : « Cher monde, je m'en vais parce que je m'ennuie.
Hayatın Trajik Duygusu.Das Leben der tragischen Seele.
Bundan sonra içinde bir acıma duygusu oluşur.À l'intérieur se trouve un tableau de Pietà.
Ve şov dünyası hakkında kararsız duyguları gelişti.Une décision à contre-courant dans le monde du spectacle.
Bunun yanında açlık duygusunu ve yeme miktarını da düzenler.Il est toujours affamé et regrette sa taille d'origine.
Bu aşamadan sonra aralarında gergin duygusal gelgitler, tartışmalar yaşarlar.Plus tard, suite à des tensions entre eux, ils se ravisent.
Duyguların sayısı ve sınıflandırılması konusu tartışmalıdır.Le nombre d'espèces et leur classification exacte sont très discutés.
Çok soğukkanlı gözükür ama aslında çok duygusaldır.Il est cool et dur, mais est en réalité très sensible.
Ancak Stipe'ın sözleri daha duygusallaşmıştı.La disposition de Victor semble cependant plus raisonnable.
Duygusal bir adamdır.C'est un homme sensible.
Bu tablo onda daha önce hiç hissetmediği duygular uyandırır.Il commence à ressentir des sensations qu'il n'avait jamais connu.
Birilerinin duygularını bir şekilde istismar ettiysem çok özür dilerim.Il devine aussi facilement les faiblesses mentales d'une personne en quelques instants.
Baba olarak çocuklarına karşı ters cevaplar verir ve duygusal olarak sömürür.Contrairement à leur fils, les parents semblent extrêmement nerveux et stressés.
Kuantum sayısı dönme(pozitif veya negatif) duygusunu temsil eder.Ce, quel que soit le solde du compte (positif ou négatif).
Bunun sebebini eksiklik duygusu olarak görür.Il ressent cette carence comme une véritable malédiction.
O çok duygulu..çok kibar..ve çok iyi...ve çok da dostca.Il est si raisonnable, si gentil et si bon et si aimable aussi.
Aynı zamanda aşırı derecede duygusaldır.Il est aussi incroyablement stupide.
Felsefe akla dayanırken, Sanat duygulara dayanır.Pour lui, l’art doit atteindre la raison à travers les sentiments.
Charlie yeni erkek kardeşinin gelmesiyle abla olduğu duygusuna takılıyor.Susan arrive avec le bébé car sa sœur a disparu.
İsmail ile duygusal bir yakınlaşma yaşamıştır.Il entretiendra une courte relation avec Izzie.
Jack Twist Damien'ın teknolojik ve çok duygusal olan erkek arkadaşı.Jack Twist - Petit ami de Damien, il a une affinité avec la technologie.
Kral, babasına göre, hem fiziksel hem de duygusal açıdan daha fazla enerjiye sahipti.Il ressemble beaucoup à son père, aussi bien physiquement que mentalement.
Bu bir yükümlülük duygusudur.C'est pour moi un devoir moral.
Annesinin dayanılmaz sahiplenme duygusu, Paul'un yaşamını baştan sona etkileyir.Inquiète de leur relation, la mère de Paul va s’opposer ouvertement à leur liaison.
Kendisini başka insanların yerine koyup onların duygularını paylaşmayı biliyordu.Il a la foi et il a su la faire partager à ses hommes.
Gösterilen şeyler yaşanmış anların ve bunlara bağlı duyguların temsilleridir.Mon cœur est tout plein des émotions que vous y avez fait naître.