Ana içeriğe geç
Sözlük

durmak ile cümle

durmak kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Günler boyu durmaksızın yağmur yağdı.Все эти дни шёл дождь.
Karşılaşma günleri Milano'da hayat durmaktadır.Переговоры об обручении проходили в Милане.
Bu arada durmaksızın alkol almaktadır.Одновременный прием алкоголя.
Bina atıl durumda durmaktadır.Здание находится в худом состоянии.
Geriye kalan üç köprü ise hala ayakta durmakta.Рядом с нынешним мостом сохранились старые опоры.
Ve onlardan uzak durmak istersiniz.И все не прочь оставить их себе.
Özgün vitrayların hemen hemen hepsi bozulmadan durmaktadır.Практически все притоки пересыпаны непроточными плотинами.
Kilisenin kalıntıları durmaktadır.Состояние церкви — сохранена.
Burada durmak yerine Şam'a gidip kendimizi orada savunalım." düşüncesiyle bulundukları mevkiden çıktılar.Иду вперед» вскричал он, взмахнув шашкою к стороне, где лежит Хунзах, — «и ею же защищаюсь сзади.»
Sarhoş edici maddelerden uzak durmak.Пристрастны к выпивке.
Birinci duvar ise halen durmaktadır.جدار القلعة الأول لا يزال قائما.
Resmin tam ortasında ve sağ tarafında ise diğer kurbanlar ateş hattında durmaktadırlar.أما يمين ووسط اللوحة تقف ضحايا أخرى في خط أطلاق النار.
Yeşil bir perde ise asılı şekilde durmaktadır.وأما الستارة الخضراء تقف كأنها معلقة.
Burada biraz durmak gerek.يجب عليك ان تحتمي هنا.
Sözcük anlamı 'bir ağaç gibi ayakta durmak'tır.واسمه يعني: «فلتبقى كاءاته مثل رع».
Ayrıca bataryaların geri dönüşümünü sağlamak da bir sorun olarak durmaktadır.وتوفير أيضاً إعادة تدوير البطاريات التي لا تزال تمثل مشكلة كامنة.
Bu heykelde şairin elinde bir kitap, hemen arkasında ise bir martı durmaktadır.ونُحت في هذا التمثال كتاباً في يد الشاعر ويقف خلفه طائر النورس.
Ayrıca başka bir çiçek de masanın üzerinde durmaktadır.وقد اشتهر أيضًا وجود الطاولة بجانب السرير.
Bu tipte figürlerin her biri bir sütun arasında durmaktadır.كل نوع حساس لأحدى تلك النطاقات .
25 yaşında evini bırakıp Çin'i gezmek için yollara düştü, 20 yıl durmaksızın gezdi.استيقظ وعاد إلى قريته، لكنه وجد عشرين عاما قد مرت.
Kötülüklerin ve acımasızlığın karşısında durmak.تجنب اساليب العقاب والاساءة .
İstasyonunun merkezi dört ana dikme üzerinde durmaktadır.على متن المحطة الدولية هذه اللحظة أربعة رواد.
Bu nedenle 140 dost ayıcık sembol olarak da yan yana "el ele" durmaktadırlar.Por esta razão os 140 ursos são posicionados um ao lado do outro, como se estivessem de mãos dadas.
Adına 18. yüzyılda dikilen bir anıt hala İsveç Kilisesi’nde durmaktadır.Um memorial construído no século XVIII permanece na igreja sueca.
Ancak, Mileoni metinde tanımlanmamıştır, ancak açıkça coğrafi bir terim olarak durmaktadır.Contudo, Mileoni não pode ser identificado no texto mas obviamente permaneceu como um termo geográfico.
İnsan doğasını tümden reddetmek insanı edimsel olarak umutsuzluğa götüren bir noktada durmaktır.Suplício do qual o homem, cumprindo seu destino, libertou-se e transcendeu.
Her biri heykel gibi durmaktaydı.Todas as estátuas são de barro.
Sadece konunun geçtiği kentler ve kişilerin adları değiştirilmiş gibi durmaktadır.Nomes de vilas e cidades de inspiração religiosa foram mudados, tal como nomes pessoais.
Ayrıca başka bir çiçek de masanın üzerinde durmaktadır.Em uma cena ela coloca um vaso de flores sobre uma mesa.
Askerler insanları kıyıma uğrattığı halde merdivenler sapasağlam durmaktadır.Segundo testemunhas, os bandidos desceram as escadas calmamente.
Şehir surları: Bazı kısımları hala ayakta durmaktadır.As muralhas da cidade, algumas das quais ainda estão intactas.
Etrafını saran yüksek ağaçlar arasına saklanmış gibi durmaktadır.É rodeada de areais e encontra-se aninhada entre altas montanhas.
Anısına çok sayıda anıt dikildi ve Teksas'taki radyo istasyonlarında şarkıları durmaksızın çaldı.Rádios do Texas tocaram suas canções sem parar.
Konuştuğu sürece, ki bunu durmaksızın yapar, düşünmesine gerek kalmaz.Porque quando você está pensando, você não pode ver.
İblis’ten ve tüm kötülerden uzak durmak.Alle IJslanders spreken elkaar met þú (jij) aan.
Geriye kalan üç köprü ise hala ayakta durmakta.Er zijn nu nog drie bruggen in gebruik.
Hollanda, Fransayla omuz omuza durmaktadır.Nederland tot aan het Vlie viel in Frankische handen.
Bir farsça tercümesi de el yazması olarak durmaktadır.Deze vertaling is eveneens in handschrift bewaard.
Bunun sebebi genetik hata ve çok ayakta durmak sayılabilir.Dat kan tot grote spanning en fouten leiden.
Bu eserde, pek çok insan barda durmaktadır.En velen moeten dan ook staan in de trein.
Balışeyh'de günde iki anahat treni durmaktadır.Naar Belfast vertrekt iedere twee uur een trein.
Günler boyu durmaksızın yağmur yağdı.Het regende het de hele dag.
Tipik bir demo partisi bir hafta sonu boyunca durmaksızın sürer.Het schaaktoernooi duurt een geheel weekend.
İstasyonunun merkezi dört ana dikme üzerinde durmaktadır.Station Admiralty zal dan een druk station worden voor vier verschillende lijnen.
Bu ikiliden uzak durmak için her şeyi yapmaya hazırdır.Besloten wordt om de tweeling uit elkaar te halen.
Hemen ardından bu ödül yine masanın üzerinde durmaktadır.Die plannen verdwenen later weer van tafel.
Ayrıca başka bir çiçek de masanın üzerinde durmaktadır.Ook ander klein gedierte stond op zijn menu.
Ortada iki kadın ve bir erkek ayakta durmaktadır.Daarboven staan een vrouw en een man hand in hand.
Bu yüzden Nartlar sürekli emegenlerle savaşıp durmaktadırlar.Mannetjes vechten regelmatig met andere mannetjes.
İnsan figürü, ayakta durmakta ya da bir dizi üzerine oturmaktadır.Bij het kabelskiën wordt er staande gestart, of zittend vanaf een helling.
Bu ad, bir liman köyü olan (liman kalıntıları hala durmaktadır.)Hij bouwde daar zijn "Borg ved Havn" (Burcht bij de Haven).
Dönmek, durmak ve park etmek yasaktır.Laden, lossen en parkeren op een bushalte is niet toegestaan.
Halen ayakta durmakta ama harap bir şekildedir.Ze leeft nog, maar verkeert in kritieke toestand.
Bu kolonların büyük bir kısmı hala ayakta durmaktadır.Een deel van de gebouwen staat nog steeds overeind.
Sözcük anlamı 'bir ağaç gibi ayakta durmak'tır.Het is te vergelijken met het gezegde "om een hoekje staan".
Penumbra, bu durumda Ay Güneş’in yalnızca bir kısmının önünde durmaktadır.Het overgrote deel hiervan bevindt zich aan de naar de aarde gerichte zijde ('voorkant') van de Maan.
Kilisenin sadece temeli durmaktadır.Alleen de kerk staat nog overeind.
Bunun yerine durmak için mekanik bir fren kolu bulunur.Een enkelvoudige zuiger bedient hier de rem.
Telefon durmak bilmiyor.De telefoon staat roodgloeiend.
"Çocuklar belli bir sıraya göre mi durmak zorundalar?" - "Evet, yaşa göre, lütfen."„Moeten de kinderen in een bepaalde volgorde gaan staan?” - „Ja, volgens leeftijd, alstublieft.”
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod