Vaktini bekleyip durmaksızın çağırıldığınızda girin, ancak yemeği yiyince hemen dağılın.But if ye are invited, enter, and, when your meal is ended, then disperse.
Şu iki hasım takım, Rab'leri hakkında çekişip durmaktalar.Those are two who disputed concerning their Lord.
"Allah adına, hayret" dediler. "Hala Yusuf'u anıp durmaktasın.They said, "You are always remembering Joseph.
Demo modu. Durmak için tıkla.Demo mode. Click mousebutton to stop.
Ancak taze bağımsız ülke, IOC kriterlerini karşılayana dek Olimpiyatlardan uzak durmak zorunda.Until it meets IOC criteria, though, the fledgling state will have to sit out the Games.
Kostunica, "Geri kalan davaları çözme konusundaki çalışmalarımızı durmaksızın sürdürüyoruz ..."We are continually working on solving the remaining cases ...
Bu dönemdeki hikâye, geleneğin etkisiyle gerçekliğe, günlük yaşama uzak durmaktadır.The story in this period stays away from reality and daily life with the influence of tradition.
Sorunları çözmek durmak, ilk seferde doğru kalite elde etmek üzere bir kültür oluşturun.Build a culture of stopping to fix problems, to get quality right the first time.
Yılda 51 sayı çıkararak günümüzde kitap incelemeleri üzerine durmaktadır.With 51 issues a year, the emphasis today is on book reviews.[2]
Parlak beyaz taştan inşa edilmiş üç nefli bir bazilika olan yapı hala ayakta durmaktadır.It still survives and is a three-nave basilica constructed from bright white stone.
Teslim olmak için gruplar halinde gelen köylüleri durmaksızın kurşuna dizdik.I do not have a single prisoner to reproach myself with.
Sütun, taştan yapılmış üç katlı bir kaldırım üzerinde durmaktadır.The column stands on a three-tiered pavement, which was built of stone.
Duvarların büyük bir kısmı ve birkaç gözetleme kulesi hala sağlam bir şekilde durmaktadır.A large portion of the walls and several watchtowers still remain in reasonable shape.
Tam uzunlukta bir poz da gurur gösterebileceğinden genellikle ayakta durmaktan kaçınılır.Even a standing pose is usually avoided, as a full-length might also show pride.
Demiryolu şu anda South Lanarkshire ve Dumfries ve Galloway sınırında durmaktadır.The railway currently stops at the border of South Lanarkshire and Dumfries and Galloway.
Girişte "Teksas şeklindeki" bir anıtın üzerinde durmaktadır.It rests on a "Texas-shaped" memorial at the entrance.
Byeong-soo tren tünelinin dışında durmaktadır.Byeong-soo stands outside a train tunnel.
Canlı Devre: Durmaksızın Değişen Beynin İçyüzüLivewired: The Inside Story of the Ever-Changing Brain
Çarlık Rusya, stanitsa direnişine Bolşeviklere karşı durmak için bir ordu gönderdi.The Bolshevik resistance, centered in the Kamenskaya stanitsa, was joined by an army sent by Moscow.
Alan Mesozoyik kayaların üzerinde durmaktadır.The area rests on Mesozoic rocks.
Tayvan polisi olası bir isyan ihtimali üzerinde durmaktadır.The Taiwanese police deemed a mutiny probable.
İçeride durmaktansa dışarı gitmeyi tercih ederim.Ich würde lieber rausgehen statt drinnen zu bleiben.
Evde durmak sıkıcıdır.Zuhause zu bleiben ist langweilig.
Ayakta durmak istiyorum.Ich will stehen.
Burada biraz durmak gerek.Bleib doch noch ein bisschen.
Birinci duvar ise halen durmaktadır.Das erste Sternum hat mittig einen Fortsatz.
Üstün olmak, isteyerek iyinin ve kötünün ötesinde durmaktır.Immanenz und Differenz in Jenseits von Gut und Böse.
Ve onlardan uzak durmak istersiniz.Er beschließt, ihr fernzubleiben.
Günler boyu durmaksızın yağmur yağdı.Es regnete den ganzen Tag weiter.
13. yüzyıl da burada yapılan manastır kilisenin kalıntıları hala durmaktadır.Zudem entstand im 13. Jahrhundert die heute noch erhaltene Dorfkirche.
Dönmek, durmak ve park etmek yasaktır.Eine Nutzung der Gegenfahrbahn sowie ihrer Auf- und Abfahrten ist verboten.
Tipik bir demo partisi bir hafta sonu boyunca durmaksızın sürer.Das Patroziumusfest fällt regulär an einem Wochenende.
Lübeck Havalimanı'nda durmaktadırlar.Lizenz für Flughafen Lübeck.
Yeşil bir perde ise asılı şekilde durmaktadır.Die Grünanlage wurde mit einem Zaun eingefriedet.
Bu ad, bir liman köyü olan (liman kalıntıları hala durmaktadır.)Der Ursprung des Ortes liegt in einem Landgut (port.
Bunun yerine durmak için mekanik bir fren kolu bulunur.Ein mechanischer Bremskraftverstärker gehörte zur Ausstattung.
İsa dik durmakta ve hemen hemen desteklenmemektedir.Christus hat für uns gelitten wahrhaft, nicht scheinbar.
Hot Springs dışındaki kasabalarda hala bu olayın kalıntıları durmaktadır.In Desert Hot Springs gibt es mehrere Spas mit heißem Wasser.
Günümüzde dört duvar durmaktadır.Heute bestehen vier Stadttore.
Günümüzde ise yerlerinde orduevi durmaktadır.An ihrer Stelle befinden sich heute Parkplätze.
Geriye kalan üç köprü ise hala ayakta durmakta.Heute sind nur noch die renovierten westlichen Brücken in Betrieb.
Caner, Pelin’e kötü davranmaktadır, ondan uzak durmak istemektedir.Jean-Paul gefällt es in der Lüders-Klinik so gut, dass er sie nicht mehr verlassen möchte.
Kadının saçlarında ise sarmaşık yaprakları rastgele dağıtılmış şekilde durmaktadır.Die Schenkel (Femora) der Hinterbeine haben unten basal rundliche Haarflecken.
Gezi teknelerinde ayakta durmak ve sallanmak yasaktır.Schwimmen und Bootsfahrten sind im Weiher verboten.
Bu durmaksızın devam eder.Ça continue sans s'arrêter.
Pazar gününden beri durmaksızın yağmur yağıyor.Il pleut sans discontinuer depuis dimanche.
Neden durmak zorunda kaldı?Pourquoi a-t-il dû s'arrêter?
Dönmek, durmak ve park etmek yasaktır.L'arrêt, le stationnement et le demi-tour sont interdits.
Bu nedenle 140 dost ayıcık sembol olarak da yan yana "el ele" durmaktadırlar.C’est pourquoi ces 140 ours se tiennent symboliquement côte à côte et main dans la main.
Ayrıca başka bir çiçek de masanın üzerinde durmaktadır.Une autre fleur est posée sur la table.
En doğru yer tam hizasında ve karşısında durmaktır.Quel mauvais gîte et lieu de séjour !
Günümüzde, Kaiping'de yaklaşık 1,833 diaolou ayakta durmakta ve Taishan'da ise yaklaşık 500'ü ayaktadır.Il en reste 1 833 à Kaiping et environ 500 à Taishan.
Efsanelere göre bu kuş çok hızlı bir şekilde ve durmaksızın uçabilirdi.Cette silhouette permettait à l'oiseau de voler vite et avec agilité.
Ortada iki kadın ve bir erkek ayakta durmaktadır.Désormais il y a deux femmes et un homme à cette fonction.
Filmde iki öğrenci merkezde durmaktadırlar.Ce sont les deux lycéens figurant sur le poster du film.
Ve onlardan uzak durmak istersiniz.Elle préfère donc s'en écarter.
Nerede Durmaktadır?Où s'arrête-t-il ?
İnsan doğasını tümden reddetmek insanı edimsel olarak umutsuzluğa götüren bir noktada durmaktır.Il leur oppose la faiblesse de l'humain, faiblesse dont l'homme ne peut se relever que par la raison (gnômè).
Bina atıl durumda durmaktadır.L'édifice est demeuré en bon état.
Burada biraz durmak gerek.Nous allons rester ici.