Ağrı geceleri kötüleşebilir, şiddetlenebilir, durmadan devam edebilir.Smerten kan være værre om natten og kan øges med tiden til at blive alvorlig og konstant.
Ortada iki kadın ve bir erkek ayakta durmaktadır.Udover de to mænd er en kvinde og en mand blevet anholdt.
Bu süre zarfında Halit rahat durmamış, İstanbul'da okulların önünde adamlarını uyuşturucu satmaya başlamıştır.På dette tidspunkt startede han også som pusher med at sælge hash til sine skolekammerater.
Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durmayı ifade eder.Tobaksrygning er inhalering af røgen fra tobaksvarer.
Bina atıl durumda durmaktadır.Stenen er i hel tilstand.
Küp yapmakla ilgilenmiyordum; ben de pek üstünde durmadım.De kunne ikke lide mig mere, og bare ville have mig væk.
Ölüm nedeni iç kanama ve kalp durmasıydı.Dødsårsagen var respirationssvigt og hjertesvigt på grund af kræft.
Tipik bir demo partisi bir hafta sonu boyunca durmaksızın sürer.En turnering spilles typisk over en weekend.
Her şey beni ona bağlar, kalbim durmadan ağlar.Mit hjerte er faret vild, frygten overvælder mig.
Burada biraz durmak gerek.Bli en stund
Durmaksızın devam eder."Og udviklingen fortsætter.'
Hemen ardından bu ödül yine masanın üzerinde durmaktadır.Her efter bliver der dog stille om bandet igen.
Bir kadının üreme süresi sonunda âdet döngüsünün durması, menopoz olarak adlandırılır.Menstruationscyklussens ophør markerer enden på en kvindes kønsmodne alder, og betegnes menopause.
Taş döşeme yol bugün bile hala bozulmadan durmaktadır.Enden op mod Tagensvej er i dag ret stille.
Bu ikiliden uzak durmak için her şeyi yapmaya hazırdır.Hun gør alt for at splitte de to .
Tom asla durmaz.Tom stopper aldrig.
Artık onların yaptıkları yüzünden tasalanıp durma.Avstå fra å ta ting som ikke har blitt gitt (tyveri).
Ve zulmedenler hakkında benimle karşılıklı laf edip durma.La meg ikke få lyst til noe ondt, til å gjøre gudløse gjerninger sammen med ugjerningsmenn!
Dönmek, durmak ve park etmek yasaktır.Det er forbudt å snu, rygge, stanse eller parkere.
Zaman içinde evler durmadan yeniden yapılıyordu.Bygningene ble med tiden gradvis gjenoppbygd.
Yine de Yavuz durmadı.Bækken gjør dog ikke stop.
Günümüzde, Kaiping'de yaklaşık 1,833 diaolou ayakta durmakta ve Taishan'da ise yaklaşık 500'ü ayaktadır.I dag (2010) kjenner man til 1833 som finnes i Kaiping og omkring 500 i Taishan.
Durmayan bir aracı tarayıp bir er ve bir kadını öldürdü.En bilist har kjørt ned og drept ei jente.
Durmaksızın devam eder."Kommer nærmere hele tiden …».
Bu albümü 2004'te çıkan Yürüdük Durmadan takip etti.Albumet fulgte opp What I Do fra 2004.
Ortada iki kadın ve bir erkek ayakta durmaktadır.I parløp går en kvinne og en mann sammen.
Konuştuğu sürece, ki bunu durmaksızın yapar, düşünmesine gerek kalmaz.Og hvis du under slike omstendigheter følger hans råd, trenger du ikke å gjøre noe mer.
Bunun sebebi genetik hata ve çok ayakta durmak sayılabilir.Han var dermed i stand til å gjøre viktige feil og alvorlige feilberegninger.
Tüm toplu taşım hizmetleri 1941-42 kışında durma noktasına gelir.Alle fire søsterskipene var i drift fra vinteren 1841.
Fakat kendilerine durmadan kin besleyen NOD halkına bu aşıyı vermemişlerdir.Disse slo ikke an blant Wiens selebriteter (kjendiser).
Bina atıl durumda durmaktadır.Hytta er fortsatt i god stand.
Ağrı geceleri kötüleşebilir, şiddetlenebilir, durmadan devam edebilir.Smertene kan oppstå hurtig, eller tilta gradvis over tid.
Bosna çok acı günler yaşasa da hayat orada hiç durmamıştır.Her var det evig ungdom og lykken tok aldri slutt.
Doktorlar en azından iki hafta buzdan uzak durmasını tavsiye etti.Etter to dagers ferd strandet ekspedisjonen på isen.
"HİÇ DURMADAN ÇIKMAK İSTİYORUZ". gazetegercek.com.tr.Og vi trenger alltid nye fortellinger»». itromso.no.
Vuruş yaparken arkasında ya da onu rahatsız edecek kadar yakın durmayınız.Halen bæres ringlet, men ikke for hardt rullet over eller nær inntil ryggen.
Her şey bu çemberin içine bağlıdır ve çember durmadan eskir ve yenilenir.Ringes klokken for hardt vil denne bommen knuses og måtte erstattes.
Geriye kalan üç köprü ise hala ayakta durmakta.Ytterligere to broer er under bygging.
Artık onların yaptıkları yüzünden tasalanıp durma.Di samping itu, janganlah kamu bemiat jahat terhadap sesamamu.
İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle havalimanındaki yolcu trafiği durma noktasına geldi.Perang Dunia Kedua mengakhiri lalu lintas penumpang di lapangan terbang tersebut.
Örnekler: Hey, orada durma!Contoh: Hey......., jangan lakukan itu!.
Ve zulmedenler hakkında benimle karşılıklı laf edip durma.Dan jangan kiranya Engkau limpahkan untuk golongan yang zalim itu, selain Azab."
El Nusra Cephesine ise mesafeli durmaktadır.Temannya juga mengingatkan tentang kedudukan Nurul yang sudah mapan dengan gaji yang cukup besar.
Bu yüzden kutu açılmadan önce kedinin tanımlanan durum boyunca sabit durması beklenir.Dengan demikian, kucing tersebut diperkirakan akan berada dalam keadaan pasti jauh sebelum kotak dibuka.
Kulaklık, 2 küçük hoparlörün kullanıcının kulağına yakın yerde durmasını sağlayan bir çevre birimidir.Umum) adalah sepasang pengeras suara kecil yang digunakan sangat dekat dengan telinga.
(Merdivenler hala sapasağlam durmaktadır ve görülebilecek durumdadır.Peranginangin Tanjung di Penampen dan Berastepu.
Durma yürü, haydi ileri!Pantang mundur, terus maju, Tetap semangat!
Boston emniyet müdürü Edward F. Davis vatandaşlara sokaklardan uzak durmalarını tavsiye etmiştir.Komisaris polisi Ed Davis sangat menyarankan agar masyarakat menjauhi jalanan.
Bu nedenle eğim açısı yerdurağan değildir; yani gökyüzünde aynı yerde durmaz.Karena kecenderungan ini, mereka tidak geostasioner; Mereka tidak tinggal di tempat yang sama di langit.
Yine de Yavuz durmadı.Dayawanti tidak berhenti.
Ben durmadan düşünen biriyim.Yang selalu menginspirasi saya.
Tarihi kalıntı olarak durmaktadır.Tafsir Sejarah Nagarakretagama.
Bina atıl durumda durmaktadır.Kini gedung bagian depan telah berdiri megah.
Sonra pompalama durmakta ve yerçekimi ile aracın tankına akmasına izin veriliyordu.Kemudian pemompaan dihentikan dan bensinnya masuk ke tangki pelanggan dengan gravitasi.
Sanjo, daha hızlı tempoda durma yapmaksızın çalınır.Tempo sanjo dimulai dari yang paling lambat sampai tercepat.
Nesneler durmaksızın varolup ardından yok olmaktadır.Makalah-makalahnya dihancurkan setelah ia wafat.
Fakat kendilerine durmadan kin besleyen NOD halkına bu aşıyı vermemişlerdir.Mereka tidak lagi hidup bergerombol sesama suku bangsanya, sebagaimana yang dilakukan oleh Orang Rimba.
Geriye kalan üç köprü ise hala ayakta durmakta.Maka dari itu, dibangunlah jembatan ketiga yang masih berdiri hingga saat ini.
Her şey beni ona bağlar, kalbim durmadan ağlar.Cinta dalam seluruh kemegahannya telah memabukkan hatiku; hatiku tak akan pernah tertutup lagi.
Durmadan indiriyoruz.Selalu naik turun.