Xuanzang'ın heykeli tapınak alanının önünde durmaktadır.Przed świątynią stoi posąg mnicha Xuanzanga.
Günler boyu durmaksızın yağmur yağdı.Od wielu dni pada deszcz.
Yeşil bir perde ise asılı şekilde durmaktadır.Tło stanowi rozciągnięta po przekątnej zielona zasłona.
2 sene sonra geri döndü, ancak pek fazla durmadan gitti.Powrócił dwa lata później, ale jego stan wcale się nie polepszył.
Etrafını saran yüksek ağaçlar arasına saklanmış gibi durmaktadır.Przez wieś biegnie długa szosa, ukryta pośród wysokich drzew.
Durma isteği vardı ve alkolü azaltarak tamamen ayık kalmaya çalıştı.Pychą gardził, pijaństwa zupełnie unikał.
Kafeinli içecekler, sigara ve alkol kullanımından uzak durmalısınız.Wyzbycie się nałogów – rezygnacja z papierosów, alkoholu i kawy.
Ve onlardan uzak durmak istersiniz.Już dosyć, Proszę mnie stąd zabrać.
Çarpışmanın durması onlarca, hatta milyonlarca yıl sürebilir.Ich złamanie powinno zajmować dziesiątki albo nawet setki lat.
"Kerimcan Durmaz neden ünlü?".Dlaczego zrezygnowali ze sławy? (pol.).
Pierre Radvanyi: Akıntıya Karşı Durmak.Peter Ward: Kres ewolucji.
Bosna çok acı günler yaşasa da hayat orada hiç durmamıştır.Odtąd wojna na stałe zagościła w Beleriandzie i nigdy już nie ustała na dłuższy czas.
Ağrı geceleri kötüleşebilir, şiddetlenebilir, durmadan devam edebilir.Ból jest nieustający, tępy, pogarszający się w czasie nocy.
Alacakaranlık'ın sonunda Bella'ya Jacob aracılığıyla Edward Cullen'dan uzak durmasını söylemiştir.Pod koniec Bella wybiera miłość Edwarda, nie Jacoba.
Monte edildiği makinanın sık durmasına sebep olur.Często buduje maszyny, które wybuchają.
Projenin gerçekliği sır perdesi olarak durmaktadır.Natura obiektu pozostała tajemnicą.
Renault 5 in üretiminin durmasıyla üretimine geçilmiştir.W tym roku rozpoczęto produkcję Renault 5 Alpine.
Üstün olmak, isteyerek iyinin ve kötünün ötesinde durmaktır.Główna bohaterka staje poza dobrem i złem.
Bu eserde, pek çok insan barda durmaktadır.W tym czasie kobieta pozostaje w barze.
Kyoto ekolü de yokluk kavramının üzerinde durmaktadır.Kolejny relikt komunizmu odchodzi w zapomnienie!
Geriye kalan üç köprü ise hala ayakta durmakta.Te trzy mosty stoją w odległości ok.
Aynı zamanda bireylerin özel mülkiyetten uzak durmalarını denetliyordu.Ponadto rozróżniają oni własność prywatną od mienia osobistego.
Ama sözünde durmadı.Obietnicy nie dotrzymał.
Ancak biz durmayacağız...Ja nie zabudu...
Doktorlar en azından iki hafta buzdan uzak durmasını tavsiye etti.Zdaniem lekarzy miał się nie pojawić na boisku przez około 12 miesięcy.
Yine de Yavuz durmadı.Waśnie jednak się nie skończyły.
Günümüzde, Kaiping'de yaklaşık 1,833 diaolou ayakta durmakta ve Taishan'da ise yaklaşık 500'ü ayaktadır.Idag känner man till 1 833 som finns i Kaiping och omkring 500 i Taishan.
Dönmek, durmak ve park etmek yasaktır.Förbud mot att stanna och parkera eller att parkera.
En doğru yer tam hizasında ve karşısında durmaktır.Det avträdda skall därvid vara i gott skick och avstädat.
Durma yürü, haydi ileri!Framåt, framåt!
Ayrıca bataryaların geri dönüşümünü sağlamak da bir sorun olarak durmaktadır.Problemet är att det går lika fort att ladda ur batteriet igen.
Ve onlardan uzak durmak istersiniz.Hon vill att de skall resa bort.
Anısına çok sayıda anıt dikildi ve Teksas'taki radyo istasyonlarında şarkıları durmaksızın çaldı.Flera vakor och minneshögtider hölls och radiostationer i Texas spelade hennes musik nonstop.
Anafilaksiden korunmak için tavsiye edilen yöntem, geçmişte reaksiyona sebep olan koşullardan uzak durmaktır.Den rekommenderade sättet att förebygga anafylaxi är att undvika det som föranledde reaktionen.
Konuştuğu sürece, ki bunu durmaksızın yapar, düşünmesine gerek kalmaz.Vad som än händer, svarar de, så kommer de inte att ångra någonting.
Bölüğe ait on adet Vickers 12 saat boyunca durmaksızın ateş etmiştir.Deras tio Vickerskulsprutor turades om att skjuta ihållande eld under en period på 12 timmar.
Bu arada durmaksızın alkol almaktadır.Just nu är han alkoholfri.
Son cemaat yerinin kullanılış tarzı üzerinde durmak gerekir.Den ligger i Viimsi kommun i landskapet Harjumaa.
Hot Springs dışındaki kasabalarda hala bu olayın kalıntıları durmaktadır.I omgivningarna runt Hot Springs växer i huvudsak städsegrön lövskog.
Durmaksızın devam eder." sözlerini söyledi.("Försvinn!") - vilket han genast gjorde.
Radyo ve televizyon yayınları durmaktadır, havaalanları kapalıdır ve toplu taşıma araçları çalışmaz.All radio- och TV-sändning är låst så att det ej går att se utländska program via satellit.
İstasyon bir buzulun üstünde durmaktadır ve yılda 10 metre kaymaktadır.Eftersom basen ligger på en glaciär flyttar den sig cirka 10 meter per år.
Birlikte hareket eden bu safha, sonunda genişlemenin durmasına yol açar.Något som får den resande att till slut falla ihop av utmattning.
Britney boş durmayıp, sonbaharda Las Vegas konserlerine başlayacağını belirtti.Leonard sa först nej men till slut möttes de ändå våren 1987 i Las Vegas.
Albümde mükemmel durmayacak hiçbir şarkıyı zaten yazmam," dedi.Jag lyssnar inte på albumet alls".
Kilisenin kalıntıları durmaktadır.Klosterkyrkan står kvar.
Bu kalenin kulelerinden biri bugün hala ayakta durmaktadır ve ziyaretçilere açıktır.Delar av slottet är idag öppna för besökare.
2 sene sonra geri döndü, ancak pek fazla durmadan gitti.Han återkommer efter några år, men försvinner igen.
Burada biraz durmak gerek.Jag menar, vi ska alla vistas här ett tag.
Mavi spor araba durma noktasına geldi.Den blåa sportsbilen kom till ett skrikande stopp.
Denek bu dört uyarıdan sonra bile hala durmak istediğini ifade ederse deney durduruluyordu.Якщо піддослідний хотів зупинитися навіть після четвертої фрази, експеримент припинявся.
Ama durmadı.Не закінчив.
Bu kent devletleri aralarında durmadan savaşırlar.Ці держави-блоки постійно воюють між собою.
Örnekler: Hey, orada durma!Приспів: Не зупиняй гей! гей!
Bu ad, bir liman köyü olan (liman kalıntıları hala durmaktadır.)Також — Алме́йдівська форте́ця (порт.
Geriye kalan üç köprü ise hala ayakta durmakta.Решта мостів добудовувалися вкрай повільно.
Etrafını saran yüksek ağaçlar arasına saklanmış gibi durmaktadır.Разом з Шукачем вони ховаються всередині величезного дерева.
Dört yıldır hiçbir buharlı tren Black Rock'ta durmamıştır.Впродовж останніх років в Чорному морі не зафіксовано жодного гребінця.
Durmayan bir aracı tarayıp bir er ve bir kadını öldürdü.Він був за кермом свого автомобіля і збив жінку.
Durmaksızın devam eder."Бігти, не зупиняючись».