durma ile cümle

durma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Ama durmadı.Mas ele não cessou.
O oğlundan uzak durmaya mecbur olmuştur.Foi aconselhada a viver longe da filha.
Küp yapmakla ilgilenmiyordum; ben de pek üstünde durmadım.Todavia não me destes atenção, tampouco me obedecestes.
Bu durum, kalbin tamamen durmasına kadar ilerleyebilir.Esta situação pode evoluir para paragem cardíaca.
Etrafını saran yüksek ağaçlar arasına saklanmış gibi durmaktadır.É rodeada de areais e encontra-se aninhada entre altas montanhas.
Türkiye Millî Şef İnönü yönetiminde savaşın dışında durmayı başardı.(2)O Sudão perdeu o direito a um representante na competição em função da Guerra Civil.
Anısına çok sayıda anıt dikildi ve Teksas'taki radyo istasyonlarında şarkıları durmaksızın çaldı.Rádios do Texas tocaram suas canções sem parar.
Bunun üzerinde ciddiyet ve kesinlikle durmaya mecburuz.É bastante silencioso e leva tudo a sério.
Evinde pek durmaz."Não parava em casa.
Konuştuğu sürece, ki bunu durmaksızın yapar, düşünmesine gerek kalmaz.Porque quando você está pensando, você não pode ver.
Durmadan gülüyordu.Ele sorria sem parar.
Durmalı mıyım?Devo parar?
Ve zulmedenler hakkında benimle karşılıklı laf edip durma.En roep Mij omtrent de onrechtvaardigen niet aan.
İkinci eşinin sözünde durup durmadığı bilinmiyor.Het is niet geweten wanneer zijn tweede echtgenote stierf.
Durma atı içeri çek.”Sla vooral naar de paarden".
Hatların ticari hızı (istasyonlardaki durma sürelerinin de dahil olduğu ortalama hız) 42 km/sa'tir.De commerciële snelheid (gemiddelde snelheid inclusief haltetijden in de stations) bedraagt 42 km/u.
Ancak biz durmayacağız...Toch geeft ze niet op...
Büyülü Ülek (Sihirli Testi): Hiç durmadan su akıtır.Het is een zware houtsoort die (in de regel) in water zinkt.
İblis’ten ve tüm kötülerden uzak durmak.Alle IJslanders spreken elkaar met þú (jij) aan.
Artık onların yaptıkları yüzünden tasalanıp durma.Stel niet uit tot morgen, wat gij heden doen kunt.
Gün ağarana dek durmadan ağladık.”Anders lag ze de hele avond op de grond te huilen.
Geriye kalan üç köprü ise hala ayakta durmakta.Er zijn nu nog drie bruggen in gebruik.
Hollanda, Fransayla omuz omuza durmaktadır.Nederland tot aan het Vlie viel in Frankische handen.
Ancak François serbest kalınca sözünde durmadı.Nadat Maximiliaan vrij was gekomen hield hij zich niet aan zijn beloften.
Senin önünde durmaya hakkımız olmadığı halde, suçlarımızın içinde önünde duruyoruz" der.En voorspelt bij gelegenheid de ondergang van onze corrupte Geestelijkheid, dan op hun hoogtepunt.")
Bir farsça tercümesi de el yazması olarak durmaktadır.Deze vertaling is eveneens in handschrift bewaard.
Violet Beauregarde: Durmadan sakız çiğneyen kız.Violet Beauderest (Violet Beauregarde) is een meisje dat voortdurend kauwgom kauwt.
Bunun sebebi genetik hata ve çok ayakta durmak sayılabilir.Dat kan tot grote spanning en fouten leiden.
Durmadan yürüyeceğiz."En dan gaan we wandelen."
Durma yürü, haydi ileri!Klang! - Marsch, op.
Bu eserde, pek çok insan barda durmaktadır.En velen moeten dan ook staan in de trein.
Balışeyh'de günde iki anahat treni durmaktadır.Naar Belfast vertrekt iedere twee uur een trein.
Günler boyu durmaksızın yağmur yağdı.Het regende het de hele dag.
Tipik bir demo partisi bir hafta sonu boyunca durmaksızın sürer.Het schaaktoernooi duurt een geheel weekend.
İstasyonunun merkezi dört ana dikme üzerinde durmaktadır.Station Admiralty zal dan een druk station worden voor vier verschillende lijnen.
Bu ikiliden uzak durmak için her şeyi yapmaya hazırdır.Besloten wordt om de tweeling uit elkaar te halen.
Küp yapmakla ilgilenmiyordum; ben de pek üstünde durmadım.Ik had rustig gezeten als ik niet zo bemoeizuchtig was geweest.
Sırası geçen oyuncu ve izleyiciler, çivi atan oyuncudan uzakta durmalıdır.Spelers die af zijn moeten in het vak achter de speelhelft van de tegenstander gaan staan.
Doktorlar en azından iki hafta buzdan uzak durmasını tavsiye etti.Haar dokters adviseerden haar nadien om twee maanden niet meer te schaatsen.
Toplam 74 asansör vardır, bunların bir kısmı ara katlarda durmadan en üst kata çıkan ekspres asansörlerdir.Van de 73 liften gaat er niet één rechtstreeks naar de bovenste verdieping.
Onu kendi bakireler grubundan uzak durması için ikaz eder.Zijn moeder probeert hem vergeefs weg te houden van de bende.
Hemen ardından bu ödül yine masanın üzerinde durmaktadır.Die plannen verdwenen later weer van tafel.
Ayrıca başka bir çiçek de masanın üzerinde durmaktadır.Ook ander klein gedierte stond op zijn menu.
Ortada iki kadın ve bir erkek ayakta durmaktadır.Daarboven staan een vrouw en een man hand in hand.
Bu yüzden Nartlar sürekli emegenlerle savaşıp durmaktadırlar.Mannetjes vechten regelmatig met andere mannetjes.
İnsan figürü, ayakta durmakta ya da bir dizi üzerine oturmaktadır.Bij het kabelskiën wordt er staande gestart, of zittend vanaf een helling.
Aynı zamanda bireylerin özel mülkiyetten uzak durmalarını denetliyordu.Tevens hield hij zich vaak bezig met het plunderen van de bezittingen van de vergaste mensen.
Örnekler: Hey, orada durma!Voorbeeld: Üljön le! = Gaat u zitten!
Bu ad, bir liman köyü olan (liman kalıntıları hala durmaktadır.)Hij bouwde daar zijn "Borg ved Havn" (Burcht bij de Haven).
O oğlundan uzak durmaya mecbur olmuştur.Hij hield zijn zoon ver weg van zijn zaken.
Dönmek, durmak ve park etmek yasaktır.Laden, lossen en parkeren op een bushalte is niet toegestaan.
Halen ayakta durmakta ama harap bir şekildedir.Ze leeft nog, maar verkeert in kritieke toestand.
Bu kolonların büyük bir kısmı hala ayakta durmaktadır.Een deel van de gebouwen staat nog steeds overeind.
Sözcük anlamı 'bir ağaç gibi ayakta durmak'tır.Het is te vergelijken met het gezegde "om een hoekje staan".
Bu kent devletleri aralarında durmadan savaşırlar.Het bestond uit stadstaten die elkaar voortdurend bevochten.
Penumbra, bu durumda Ay Güneş’in yalnızca bir kısmının önünde durmaktadır.Het overgrote deel hiervan bevindt zich aan de naar de aarde gerichte zijde ('voorkant') van de Maan.
Ancak sivri, ucuz kahramanlıklardan da uzak durmaya çalıştım.Bovendien mochten ze alleen in de kleinere, goedkopere producties meespelen.
Piccard, aynı zamanda dünyanın etrafını hiç durmadan balonla dolanan uçuşun yardımcı pilotuydu.Piccard realiseerde als eerste een non-stop ballonvaart rond de wereld.
"Bir anda durmadan çalışır olmuştum."Hier heb ik altijd snel gelopen.
Çarpışmanın durması onlarca, hatta milyonlarca yıl sürebilir.Dit proces kan zomaar miljoenen of zelfs miljarden jaren gaan duren.

İlgili Sayfalar