Günler boyu durmaksızın yağmur yağdı.Es regnete den ganzen Tag weiter.
O oğlundan uzak durmaya mecbur olmuştur.Er verkraftet es nicht, von seinem Sohn getrennt zu sein.
13. yüzyıl da burada yapılan manastır kilisenin kalıntıları hala durmaktadır.Zudem entstand im 13. Jahrhundert die heute noch erhaltene Dorfkirche.
Gey bar baskınları Stonewall ayaklanmalarının ardından durmamıştı.Die Razzien nahmen mit dem Stonewall-Aufstand keineswegs ein Ende.
Küp yapmakla ilgilenmiyordum; ben de pek üstünde durmadım.Ich habe nicht etwa zu Dir gesagt, es ginge mir schlecht; es geht mir gar nicht schlecht.
Dönmek, durmak ve park etmek yasaktır.Eine Nutzung der Gegenfahrbahn sowie ihrer Auf- und Abfahrten ist verboten.
O daima sürekli durmadan Wendy Winkle 'ye aşır derecede kızar, onu daima ezer.Eine Uhr für Wendy Wendy ist sehr unzufrieden, dass ständig alle zu spät kommen.
İncil’de ölüm meleği geçen bölüm: “Kimileri gibi de söylenip durmayın.Der Engel sollte die Weihnachtsbotschaft verkünden: „Fürchtet euch nicht.
Tipik bir demo partisi bir hafta sonu boyunca durmaksızın sürer.Das Patroziumusfest fällt regulär an einem Wochenende.
Britney boş durmayıp, sonbaharda Las Vegas konserlerine başlayacağını belirtti.Erst im Februar wurde bekannt gegeben, dass das Saisonfinale in Las Vegas stattfinden wird.
Zurnacılar da durmadan eski havalar çalarlardı.Die Drehkreuze akzeptierten aber auch weiterhin die alten Tokens.
Lübeck Havalimanı'nda durmaktadırlar.Lizenz für Flughafen Lübeck.
Arkadin'in bir şartı da kızından uzak durmasıdır.Der Skandal veranlasst Karenin, sich von seiner Frau zu trennen.
Tam durma için yine sürtünmeli frenlere ihtiyaç vardır.Zum Bremsen musste der Hebel wieder ganz zurückgezogen werden.
Yeşil bir perde ise asılı şekilde durmaktadır.Die Grünanlage wurde mit einem Zaun eingefriedet.
Bu ad, bir liman köyü olan (liman kalıntıları hala durmaktadır.)Der Ursprung des Ortes liegt in einem Landgut (port.
1460 ve 1463'te yapılan ateşkesler dışında Arnavut-Osmanlı savaşı hiç durmadan sürdü.Nur 1460 und 1463 unterbrachen Waffenstillstände die Kampfhandlungen.
Bunun yerine durmak için mekanik bir fren kolu bulunur.Ein mechanischer Bremskraftverstärker gehörte zur Ausstattung.
Durma atı içeri çek.”Raus mit dem Pferd.
İsa dik durmakta ve hemen hemen desteklenmemektedir.Christus hat für uns gelitten wahrhaft, nicht scheinbar.
Her şey beni ona bağlar, kalbim durmadan ağlar.Mein Herz wendet sich gegen mich, mein Mitleid lodert auf.
Hot Springs dışındaki kasabalarda hala bu olayın kalıntıları durmaktadır.In Desert Hot Springs gibt es mehrere Spas mit heißem Wasser.
Günümüzde dört duvar durmaktadır.Heute bestehen vier Stadttore.
Vuruş yaparken arkasında ya da onu rahatsız edecek kadar yakın durmayınız.Beim Stierlauf darf niemand stehenbleiben oder rückwärtslaufen.
Ancak biz durmayacağız...Aber ich gebe trotzdem nicht auf.
Günümüzde ise yerlerinde orduevi durmaktadır.An ihrer Stelle befinden sich heute Parkplätze.
Geriye kalan üç köprü ise hala ayakta durmakta.Heute sind nur noch die renovierten westlichen Brücken in Betrieb.
Caner, Pelin’e kötü davranmaktadır, ondan uzak durmak istemektedir.Jean-Paul gefällt es in der Lüders-Klinik so gut, dass er sie nicht mehr verlassen möchte.
Kadının saçlarında ise sarmaşık yaprakları rastgele dağıtılmış şekilde durmaktadır.Die Schenkel (Femora) der Hinterbeine haben unten basal rundliche Haarflecken.
Bebekler bu dönemde yürümeyi ve ayakta durmayı öğrenirler.In dieser Zeit lernen die Jungen Dinge wie Schießen und Marschieren.
Böylece bir-iki senede olgunlaşan besteleri her gün durmadan çalışarak beraber bitirmeye başladılar.Wer Stunden hart geschuftet hat, ist jedesmal geschafft.
Gezi teknelerinde ayakta durmak ve sallanmak yasaktır.Schwimmen und Bootsfahrten sind im Weiher verboten.
Bu onun dört yıldır sevmeden yaptığı öğreniminin durmasına imkan tanıdı.Er trat an, um das nachzuholen, was ihm vier Jahre zuvor nicht gelungen war.
Onlar durmadan kavga eder.Ils se chamaillaient sans cesse.
Durmadan kar yağıyor.La neige tombe sans cesse.
Bu durmaksızın devam eder.Ça continue sans s'arrêter.
Pazar gününden beri durmaksızın yağmur yağıyor.Il pleut sans discontinuer depuis dimanche.
Sabahtan akşama kadar durmadan çalışıyordu.Il travaillait sans cesse, du matin jusqu'au soir.
Burada dikilip durma!Ne restez pas plantée là !
Alkolden uzak durmalısınız.Vous devez limiter la consommation d'alcool.
Neden durmak zorunda kaldı?Pourquoi a-t-il dû s'arrêter?
Artık onların yaptıkları yüzünden tasalanıp durma.Ne t'afflige pas de ce qu'ils faisaient.
Ve zulmedenler hakkında benimle karşılıklı laf edip durma.Et ne M'interpelle plus au sujet des injustes, car ils vont être noyés.”
Dönmek, durmak ve park etmek yasaktır.L'arrêt, le stationnement et le demi-tour sont interdits.
Bu nedenle 140 dost ayıcık sembol olarak da yan yana "el ele" durmaktadırlar.C’est pourquoi ces 140 ours se tiennent symboliquement côte à côte et main dans la main.
Ayrıca başka bir çiçek de masanın üzerinde durmaktadır.Une autre fleur est posée sur la table.
En doğru yer tam hizasında ve karşısında durmaktır.Quel mauvais gîte et lieu de séjour !
Günümüzde, Kaiping'de yaklaşık 1,833 diaolou ayakta durmakta ve Taishan'da ise yaklaşık 500'ü ayaktadır.Il en reste 1 833 à Kaiping et environ 500 à Taishan.
Gün ağarana dek durmadan ağladık.”Elle « pouvait pleurer toute la journée durant ».
Efsanelere göre bu kuş çok hızlı bir şekilde ve durmaksızın uçabilirdi.Cette silhouette permettait à l'oiseau de voler vite et avec agilité.
Ortada iki kadın ve bir erkek ayakta durmaktadır.Désormais il y a deux femmes et un homme à cette fonction.
3- Gücün karşısında durma.Ne lache pas le combat 3.
Gey bar baskınları Stonewall ayaklanmalarının ardından durmamıştı.Les descentes de police ne cessent en rien après la révolte de Stonewall.
Ama durmadı.Ça n’arrêtait pas.
Ağrı geceleri kötüleşebilir, şiddetlenebilir, durmadan devam edebilir.Puis la douleur peut s'intensifier et devenir permanente, présente même au repos.
Filmde iki öğrenci merkezde durmaktadırlar.Ce sont les deux lycéens figurant sur le poster du film.
Ve onlardan uzak durmak istersiniz.Elle préfère donc s'en écarter.
İnsan yerlerinin ve toplam nüfusun sayısı durmadan artıyor.Mais alors nous comptons sur de plus en plus de gens sans arrêt.
Bunlara rağmen saldırılar durmamıştır.Les attaques ne cessent pas pour autant.
Nerede Durmaktadır?Où s'arrête-t-il ?