dolu ile cümle

dolu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Skandal günümüzde dahi bilinmeyenlerle doludur.Prameny v Lipovcích jsou lidem známé již od nepaměti.
Polis memurları, aracın içinde biri dolu iki tabanca bulduklarını söylediler.Všichni dostali dvě otázky: Nosil jste u sebe zbraň?
NGC 2477, gökyüzünde neredeyse dolunay büyüklüğünde bir alan kaplayan çarpıcı bir kümedir.NGC 2477 je nádherná hvězdokupa, veliká skoro jako Měsíc v úplňku.
Arkadaşları arasında hayat dolu, eğlenceli ve esprili bir kişi olarak tanınır.Kolegové ho znali jako vtipného, zábavného a taktního společníka.
Burası aynı Silent Hill gibi garip canavarlarla doludur.To je osud podobný filmovému Silent Hillu.
Son parça "Like Father, Like Son", "melodramatik, yaylılarla-dolu" bir ritme sahiptir."Like Father, Like Son 2" obsahuje části písně "Like Father, Like Son" od The Game ft.
İçerisi ceset doludur.Uvnitř je zaklenuta plackou.
Sanat dolu bir ailede ve Atina ile Napoli arasında gidip gelerek büyüdü.Vyrůstala v uměleckém prostředí, po rozvodu rodičů žila střídavě v Athénách a Neapoli.
Dahası da arkasında tıka basa para dolu koca bir çanta bırakmıştır.Brzy narazil na měděný kotel plný peněz.
Fakat atmosfer hala barış dolu.Zavládla mírová atmosféra.
Önemsiz sakatlanmalarla dolu bir haftadan sonra, Tier II turnuvası Generali Ladies Linz'de final oynadı.Do druhého a svého závěrečného finále dvouhry na túře WTA postoupila na halovém Generali Ladies Linz 1991.
Kek tabakaları arasında kullanıldığında dolum denir.V té době nazývána Mezi pekaři.
Herkes dışarıya çıkar ve okul otobüsüne doluşur.Ples skončil a všichni jedou vlakem domů.
Pasaportunun geçerlilik süresi dolunca, bir süre illegal işçi olarak çalıştı.Poté pracoval (na dohodu) nějaký čas jako nelegální taxikář.
Ay takvimine göre; dördüncü ayın dolunaylı gününde kutlanmaktadır.Připadá na den úplňku třetího lunárního měsíce.
Çünkü soygundan içi dolu bir çanta almıştır.Ten se dostane do potíží kvůli tašce plné kradených peněz, kterou má u sebe.
Suavi; hırçın, aşırılıklarla dolu, uyumsuz, iddialı, dost tutamayan bir insandı.Jednalo se o výstředního, neschopného, neupraveného a zapáchajícího (ale milého) čaroděje Čáryfuka.
Coşku dolu resimler yaptı.Malovala obrazy plné numerických vzorců.
Sırtı pıçılarla doludur.Dziób je zcela zalesněn smrčinami.
Bazı durumlarda kar veya dolunun da eşlik ettiği görülebilir.K docílení takovéto konzistence se do něj může přidat voda či sníh.
Marks’ın çalışması kapitalizmin suçlamalarıyla doludur.Marx se zabýval především popisem kapitalismu.
Filmde Los Angeles sahtelikler ve yapmacık insanlarla doludur.Dále hrál ve filmech Strach a hnus v Las Vegas a Skvělí chlapi.
Bunun yerine hayat, hata hatta komedi dolu.Přesto není dílo tragédií, ale komedií.
Huşu, Tanrı'ya boyun eğme, gönlü korku ve saygı ile dolu olma.Na Svatého Ducha nesvlékej kožicha Po svatém Duchu nezbavuj se kožichu.
Ona yukarıdan bakan herkese güzel ve hayat dolu görünür.Alan zjišťuje, že svět kolem něj je krásný a strašně zajímavý.
Coşkun bir yaşama sevgisiyle, öğrenme aşkıyla doludur.Postačujícím lidským údělem je život vedený láskou a orientovaný věděním.
Tabii ki dolunayın katkısı da büyük.Důležité jsou i zárubně.
Ardından yogi bir sonraki dolunaya kadar onunla birlikte yaşamasını ister.Následující den mu Isabelle nabídne, aby u nich Matthew zůstal celý měsíc.
Göl ve akarsuları ise, alabalık ve diğer tür balıklarla doludur.Jezera a potoky jsou obydleny pstruhy, lipany i jinými rybami.
Philo, Caligula'nın ilk yedi aylık yönetimini tamamen mutluluk dolu olarak tasvir eder.Filon descrie primele șapte luni ale domniei lui Caligula ca fiind fericite.
Kış mevsiminde dolunayda en yüksek noktaya ulaşır.Luna plină este la punctul cel mai ridicat pe cer iarna.
Zamanı sıkışan kardeşler banka tamamen müşteri ile dolu olsa bile soyguna devam ederler.Presați de timp, frații continuă cu jaful, chiar dacă banca este plină de clienți.
Ama mix ve prodüksiyon işlemleri benim için o kadar stres doluydu ki.În cele din urmă, procesul de mixare și finalizare a producției a fost unul foarte stresant pentru mine.
Ama şehir depoları yiyecekle doluydu.Locurile de mâncare erau pline de murdărie.
Görünümü doğal ve basittir, davranışları öz güven doludur, ciddi ve korkusuzdur.Aspectul lor este natural și rustic, comportamentul lor sigur de sine, echilibrat și neînfricat.
Genel olarak başarısızlıkla dolu bir güvensizlik abidesi çizer.În general, le vom da un sentiment de neputință.
İvan'ın korku dolu çehresi ile oğlunun, huzurlu yüzü bir tezat oluşturmaktadır.Chipul îngrozit a lui Ivan este în contrast cu expresia calmă și resemnată a fiului său.
Erendira çok zengin büyükannesiyle beraber antikalarla dolu bir evde yaşamaktadır.Locuiesc cu Gus într-o casă mare veche.
Yaşamının her dönemi katı tartışmacı yazılarla doludur."Fiecare an pentru mine este încărcat cu multe surprize.
Bu garip yaratık hep dolunay zamanı ortaya çıkıyordu.Complexul arhitectural s-a extins de-a lungul timpului continuu.
Roma, konversolarla doluydu.Roma se află în plin avânt.
Atomların içi dolu değildir.Asteroizii nu au atmosferă deloc.
Müzik odaklı olan bu seride Giovanni Cera ve Angelo Poggi tarafından yazılan şarkılar doludur.Seria, fiind axat pe muzica, este bogat în cântece, scris de Giovanni Cera și Angelo Poggi.
Birincil olarak, plazma dolu aşırı yoğun döngüler direkt olarak kromosfer tarafından boşaltılır.În primul rând, plasma utilizată la umplerea buclelor foarte dense este drenată din cromosferă.
Ertesi şovda arena Austin 3:16 pankartlarıyla doluydu.De la acest citat, el a mai primit porecla și de "Austin 3:16".
Bunun üzerine çok ağır sözlerle dolu mektuplar yolladı.Acestuia i-a donat însemnătoare colecții de deosebite obiecturi.
"Sakarya Marşı" Hürmet sana ey şan dolu sancağım.Potrivit inscripției, COVACIU MASTEIU, „ născ.
Baştan sona kadar çizim örnekleriyle doludur.Manuscrisul era plin de miniaturi, de la început, până la sfârșit.
Mide dolu hissederken tatlı yeme.Nu confundați cu Plăci aglomerate.
İyilik dolu kalbini ve yumuşak başlılığını annesinden almış.Vârsta și vorbirea sa blândă i-au dat o imagine caldă de bunic.
Bir sandık dolusu RPK.O hoardă de cca.
Sokakları kahvehanelerle doludur.Străzile se golesc.
Rikishi'yi kafesin üzerinden saman dolu kasaya fırlattı Undertaker.Intro-zi aruncă cățelul vecinului în containerul de gunoi.
Odası metal eşyalarla doludur.Locașul este acoperit în întregime cu plăci de aramă .
İçerisi ceset doludur.El este gol pe interior.
Dolunay zamanında, ayda üç gece canavara dönüşür.În Muntele Negru, se practică păstoritul, într-un sezon de 5 luni pe an.
Modern toplum her türlü bilgi ile dolup taşıyor.Societatea modernă este plină de tot felul de informații.
Atasözleri bilgelik doludurlar.Proverbele sunt pline de înțelepciune.
Mısırlılar başlangıçta evrenin kaosun karanlık sularıyla dolu olduğuna inanırlardı.Az egyiptomiak hite szerint kezdetben az univerzumot a káosz sötét vizei töltötték be.
Müzik odaklı olan bu seride Giovanni Cera ve Angelo Poggi tarafından yazılan şarkılar doludur.A zenére koncentráló sorozat tele van olyan dalokkal, amelyeket Giovanni Cera és Angelo Poggi írt.

İlgili Sayfalar