Uyuşturucu dolu uçağın gerçek yüzünü öğreniriz.Вони ховаються у впалому літаку, де виявляють вантаж наркотиків.
Bu sahneler tamamen oyun içi görsellerden ve "24" tarzı aksiyon sekanslarıyla dolu.Так, гравці бачать анімовані екшен-сцени в стилі серіалу «24».
Burası aynı Silent Hill gibi garip canavarlarla doludur.Тут також знаходяться такі чарівні місця, як, наприклад, гора Сильвестр.
Modern Oreo çerez dolumu, Nabisco'nun başlıca gıda bilimcisi Sam Porcello tarafından geliştirildi.Сучасну начинку печива Oreo розробив Сем Порселло, головний фахівець з харчових технологій в Nabisco.
Boş olduğu söylenen bir kavanoz Filyon’a göre boş değildir; hava ile doludur.Павільйон «Філософський будиночок» напівзруйнований, ніяк не використовується, стоїть пусткою.
İşçilerin hayatları zorluklarla doluydu.Умови праці робітників були тяжкі.
Önemsiz sakatlanmalarla dolu bir haftadan sonra, Tier II turnuvası Generali Ladies Linz'de final oynadı.Відразу ж після цього Маша виграє другий турнір підряд — Generali Ladies Linz.
Silindir biçimli olup ağızları dilinin üstü dahil çok keskin dişlerle doludur.Є у них рот, що повний гострих зубів, які розміщені навіть на язиці.
Cılız boyunun etrafından sayısız zincir ve boncuk sarkar ve elleri kolları bileziklerle yüzüklerle doludur.Із її довгої шиї звисало безліч ланцюжків і намиста, а пальці й руки були всіяні перснями та браслетами.
Kelimelerle dolu iki tane çanta hayal edin.Коментар виконаний двома почерками.
2003 yılında ise Amerika, Nepal'e trenler dolusu silah yolladı.Після кількарічної реставрації літак у 2002 році перевезли до Нідерландів із США.
Ondan bana kalan tek anılar sevgi dolu olan anlardı.Єдиний природний аспект в ньому — емоція, яка залишилася — це його любов до своєї сестри.
Örtük anlamlarla dolu şarkı sözleri, nakaratsız ve kısa şarkılar övgüler topladı.Цілий день тільки і чуєш непристойні слова і пісні.
Şehrin limanı gemilerle doludur.Портами курсують кораблі.
Hüzün dolu bir hayat sürmüş Fahriye, aşka hasret yaşamış.Ти вмираєш від невтолимого любовного стаждання, глибоко засмучений тугою...
Dolu kardan daha sık görülmektedir ve özellikle kış ve bahar aylarında rastlanır.Град випадає частіше, ніж сніг, і найбільш часто випадає протягом зимових та весняних місяців.
Odası metal eşyalarla doludur.Церкву перекрито листовим металом.
Bunun yerine hayat, hata hatta komedi dolu.Хоч фільм і є комедією, але комедією чорною.
Skandal günümüzde dahi bilinmeyenlerle doludur.До теперішнього часу числиться зниклим без вісті.
Buz Mağarası ve Rüzgar Mağarası, yetkililerin çabalarına rağmen, çöp doludur.Для проходження утрамбованого вітром і заледенілого снігу, фірну, застосовуються кішки.
Hücum eden Rus gemileri humbara ve yağlı paçavara ile dolu top ateşiyle ateş gemilerinde yangın başlattılar.Також на російському телебаченні демонстрували тіла загиблих біля підбитої й згорілої легкової автівки.
Bununla birlikte hatların doluluk oranı da önemli bir faktördür.До того ж складність необхідних обчислень досить висока.
Bu garip yaratık hep dolunay zamanı ortaya çıkıyordu.Слід враховувати, що ця порода завжди вирізнялася кмітливістю.
Bir sandık dolusu RPK.За якісним складом М.р.
Afedersiniz, burası dolu mu?Перепрошую, це місце зайняте?
Dün bir dolunay vardı.Учора був повний місяць.
Bunun üzerine Ammar dedi ki, "Benim kalbim sonuna kadar Allah'ın dini ile doludur".Heslem spolku bylo: „Srdce u Boha a ruku při práci.
Barda çeşme yoktu - kullanılmış bardaklar su dolu küvetlerin içinde yıkanıp hemen sonra tekrar kullanılıyordu.Neměl ani tekoucí vodu za barem — použité skleničky byly namočené do kádě s vodou a hned znova použity.
En parlak olduğu dolunay evresinde Ay'ın görünür kadir derecesi yaklaşık −12,6'dır.Během nejjasnějšího úplňku může mít Měsíc magnitudu asi −12,6.
Yalanla, talanla dolu.A bez mrknutí lhala.
Dolu; ender olarak dolu görülebilir.Nebo lépe: vypadá jako zbytečně přeplněná.
Mısırlılar başlangıçta evrenin kaosun karanlık sularıyla dolu olduğuna inanırlardı.Nejdříve byl vesmír naplněn tmavými vodami chaosu.
O yaz, hayatımın en hoş ve en zafer dolu günlerini yaşadım.Následovalo nejplodnější a nejslavnější období jeho života.
2006/2007 sezonundan dolu bir sıralama oyunu idi.Až sezóna 2006/2007 pro něj znamenala průlom.
Yalnızlık çeken insan içinde bir boşluk veya kopukluk hisleriyle doludur.Vnitřně trpí silnými pocity osamělosti a prázdnoty.
Söyleşide, Yıldırım Gürses’in ilk bestesinin, İçime Hep Hüzün Doluyor olmadığı ortaya çıktı.Obvykle bývá Červený trpaslík jedinou show, kterou dělám, před níž nejsem nervózní.
Skandal günümüzde dahi bilinmeyenlerle doludur.Prameny v Lipovcích jsou lidem známé již od nepaměti.
Polis memurları, aracın içinde biri dolu iki tabanca bulduklarını söylediler.Všichni dostali dvě otázky: Nosil jste u sebe zbraň?
NGC 2477, gökyüzünde neredeyse dolunay büyüklüğünde bir alan kaplayan çarpıcı bir kümedir.NGC 2477 je nádherná hvězdokupa, veliká skoro jako Měsíc v úplňku.
Arkadaşları arasında hayat dolu, eğlenceli ve esprili bir kişi olarak tanınır.Kolegové ho znali jako vtipného, zábavného a taktního společníka.
Burası aynı Silent Hill gibi garip canavarlarla doludur.To je osud podobný filmovému Silent Hillu.
İçerisi ceset doludur.Uvnitř je zaklenuta plackou.
Sanat dolu bir ailede ve Atina ile Napoli arasında gidip gelerek büyüdü.Vyrůstala v uměleckém prostředí, po rozvodu rodičů žila střídavě v Athénách a Neapoli.
Dahası da arkasında tıka basa para dolu koca bir çanta bırakmıştır.Brzy narazil na měděný kotel plný peněz.
Fakat atmosfer hala barış dolu.Zavládla mírová atmosféra.
Önemsiz sakatlanmalarla dolu bir haftadan sonra, Tier II turnuvası Generali Ladies Linz'de final oynadı.Do druhého a svého závěrečného finále dvouhry na túře WTA postoupila na halovém Generali Ladies Linz 1991.
Kek tabakaları arasında kullanıldığında dolum denir.V té době nazývána Mezi pekaři.
Herkes dışarıya çıkar ve okul otobüsüne doluşur.Ples skončil a všichni jedou vlakem domů.
Pasaportunun geçerlilik süresi dolunca, bir süre illegal işçi olarak çalıştı.Poté pracoval (na dohodu) nějaký čas jako nelegální taxikář.
Ay takvimine göre; dördüncü ayın dolunaylı gününde kutlanmaktadır.Připadá na den úplňku třetího lunárního měsíce.
Çünkü soygundan içi dolu bir çanta almıştır.Ten se dostane do potíží kvůli tašce plné kradených peněz, kterou má u sebe.
Suavi; hırçın, aşırılıklarla dolu, uyumsuz, iddialı, dost tutamayan bir insandı.Jednalo se o výstředního, neschopného, neupraveného a zapáchajícího (ale milého) čaroděje Čáryfuka.
Coşku dolu resimler yaptı.Malovala obrazy plné numerických vzorců.
Sırtı pıçılarla doludur.Dziób je zcela zalesněn smrčinami.
Bazı durumlarda kar veya dolunun da eşlik ettiği görülebilir.K docílení takovéto konzistence se do něj může přidat voda či sníh.
Marks’ın çalışması kapitalizmin suçlamalarıyla doludur.Marx se zabýval především popisem kapitalismu.
Filmde Los Angeles sahtelikler ve yapmacık insanlarla doludur.Dále hrál ve filmech Strach a hnus v Las Vegas a Skvělí chlapi.
Bunun yerine hayat, hata hatta komedi dolu.Přesto není dílo tragédií, ale komedií.
Huşu, Tanrı'ya boyun eğme, gönlü korku ve saygı ile dolu olma.Na Svatého Ducha nesvlékej kožicha Po svatém Duchu nezbavuj se kožichu.
Ona yukarıdan bakan herkese güzel ve hayat dolu görünür.Alan zjišťuje, že svět kolem něj je krásný a strašně zajímavý.