Korkutucu heykellerle doludur.Het staat er vol met standbeelden.
Siyaset yaşamı birçok çelişki ile doludur.De eisen van de samenleving zijn vol tegenstellingen.
Bu tanışma giderek tutku dolu bir birlikteliğe dönüşür.De vereniging veranderde steeds meer naar gezelligheidsvereniging.
Özellikle Fransız tarihi bu tip mücadelelerle doludur.Vooral de geschiedenis van Frankrijk komt aan bod.
Roma, konversolarla doluydu.Hij is aangesloten bij CUS Roma.
Hüzün dolu bir hayat sürmüş Fahriye, aşka hasret yaşamış.De tekst roept een - door liefdesverdriet gedreven - verlangen naar de dood op.
"Bi dolu albüm ama."Het is een openhartig album.”
Her şeyin Tanrılarla (daimonlarla) dolu olduğuna inanmış olabilir.Ze kunnen dan volgens gelovigen communiceren met de goden.
ÇALACAK AŞK DOLU ŞARKILAR 02.Ik zong een liefdeslied; 12.
Mağara içi hava doludur.Het graf bleek leeg.
Şarj durumu yüzde ile gösterilirken (%0 = boş; %100 = dolu), boşalma derinliği Ah (ör.Wordt uitgedrukt in procenten, en loopt van 0% (flets, grijs) naar 100% (volle kleur).
Evren sırlarla dolu.Het heelal is vol geheimen.
Yağmurdan kaçarken doluya tutuldu.Hij kwam van de regen in de drop.
Evren sırlarla dolu.Het heelal zit vol geheimen.
Tüm otobüsler dolu.Alle bussen zitten vol.
Midem dolu.Mijn buik zit vol.
Midem dolu.Mijn buik is vol.
Midem dolu.Mijn maag zit vol.
Onun yüreği sevinç doluydu.Vreugde vulde haar hart.
Balon havayla dolu.De ballon is gevuld met lucht.
Sokak reklam ile doluydu.De straat lag bezaaid met reclame.
Otobüs tamamen doluydu.De bus was helemaal vol.
Yağmurdan kaçarken doluya tutuldu.Ze kwam van de regen in de drup.
Yağmurdan kaçarken doluya tutuldu.Hij geraakte van de regen in de drop.
Plautus sevgi dolu bir eş ve baba olarak kabul edilir.Plaut był uważany za kochającego męża i ojca.
Şimdi bunun için sadece bir dahaki dolunaya kadar vakti kalmıştır.Dopiero po tym okresie przystępuje do kolejnego rozrodu.
Bardağın yarısı boş mu yoksa yarısı dolu mu?(2) Szklanka jest w połowie pusta.
Deli dolu bir kadındır.Jest to zabłąkana kobieta.
Şehrin limanı gemilerle doludur.Port miejski wypełnił się opuszczonymi statkami.
Tam ay altında yıldızlarla dolu bir gök.Gwiazda podlega zakryciom przez Księżyc.
Ona yukarıdan bakan herkese güzel ve hayat dolu görünür.Twarz kobiety cechuje się pięknym, pełnym wdzięku obliczem.
Ayağı kaymasaydı, hücrenin ortasında bulunan ve içi su dolu olan bir kuyuya düşeceğini anlar.Zdaje sobie sprawę, że gdyby się nie potknął, wpadłby do głębokiej studni z wodą w środku pomieszczenia.
Half-Life 2 oyununun en korkunç ve adrenalin dolu bölümü; "We Don't Go To Ravenholm".Demo zawiera część pierwszego poziomu gry i część rozdziału „We Don't Go To Ravenholm”.
Atomların içi dolu değildir.Obiekt ten nie posiada atmosfery.
Efsaneye göre lanetlenmiş olan kişi tam dolunay zamanında bir Kurt Adam'a dönüşür.Nie wiedzą, że ciąży na nim klątwa i że w każdą pełnię księżyca zmienia się on w wilkołaka.
Çeşitli güçlükler ve tehlikelerle dolu bir yaşam geçirdi.Prowadzili trudne, pełne niebezpieczeństw życie.
Dolunay, Ay ile Güneş'in jeosentrik zahir (ekliptik) boylamlarının farkı 180 derece olduğunda gerçekleşir.Dokładniej, pełnia występuje wtedy, gdy długości ekliptyczne Słońca i Księżyca różnią się o 180 stopni .
Dahası da arkasında tıka basa para dolu koca bir çanta bırakmıştır.Okazuje się, że oprócz niego w skrzynce było całe mnóstwo pieniędzy.
Ormanda, tam olarak ne olduklarını bilemeseler de onlara korku dolu bir yaşantı sürdüren yaratıklar vardır.Jedynie Szarka nie wie na czym polega jej wyjątkowość i dlaczego wzbudza wśród ludzi strach.
Tanrı özünde iyilikle dolu olduğundan Tanrı'ya ibadet ederek onun gönlünü kazanmak gerekmez.Samemu sobie służy, a nie Bogu, kto w służbie Boga zapobiega o własne korzyści.
Hüzün dolu kalbini hissettirmek için sevgili eşinin ruhuna seslenir.Przyszłam, aby pocieszyć twoje udręczone serce!
Korkutucu heykellerle doludur.Świątynia wypełniona jest rzeźbami.
Daha sonra da Temuçin’i koyun yünüyle dolu bir arabanın içinde sakladılar.Wtedy pokonała ich i zamknęła każdego z nich w urnie, które potem zapieczętowała.
Aydın Gün 1980 Deli Dolu (reji.)Bogowie muszą być szaleni (1980) (ang.).
Ayrıca tüm vücudu yaralarla doludur.Miał również rozległe rany na całym ciele.
Herkes dışarıya çıkar ve okul otobüsüne doluşur.Wsiada do autobusu z wycieczką szkolną.
Bu karşılaşma, onun acı dolu geçmişiyle başa çıkmasına yardımcı olacaktır.To odejście konfrontuje ją z jej przeszłością.
Tüm aile için korku dolu bekleyiş başlar.Zaczyna się pełne lęku czekanie.
Sırtı pıçılarla doludur.Lica ozdobione rzeźbami.
Şimşeklerle dolu fırtınalı bir gecede büyükbaba ölür.W czasie podróży dziadek umiera.
Özgürlük ve cesaret dolu bir dili vardır.Język jest wolny i szeroki.
Renkler daha hayat doluydu.Całość utrzymana była w żywych kolorach.
Tanrı, özünde iyilikle dolu olduğundan ibadet edip onun gönlünü kazanmak gerekmez.Boże, pomóż nam podejmować właściwe decyzje, Nie zapominając o Twojej litości.
Shine, 1996 Avustralya yapımı filmde meşhur piyanist David Helfgott'un dram dolu yaşamı anlatılmaktadır.Blask – australijski film biograficzny z 1996 roku, oparty na życiu pianisty Davida Helfgotta.
Evinin odalarından biri kendi portreleriyle doludur.Kilka z jego dzieł to portrety dworzan.
Fakat çok nefret dolu bir adam olduğu söylenebilir.Mówiono, że jest człowiekiem bardzo silnym.
Barış dolu bir hayata dönmek konusunda daha arzulular.Został zmuszony powrócić do spokojnego życia wiejskiego.
Belkıs hanım dernek adına, uçaktan atmak amacıyla bir sepet dolusu kart bastırmıştı.W swoim liście pożegnalnym prosił, by jego prochy zostały rozsypane z samolotu.
Bununla birlikte hatların doluluk oranı da önemli bir faktördür.Oczywiście walące się domy były również czynnikiem znaczącym.
Vaaz verdiği kiliseler dolup taşıyordu.Jak wspominają, kościół był pełen.