Bu tanışma giderek tutku dolu bir birlikteliğe dönüşür.تحول عملية الضرب إلى جمع متكرر.
Kış Uykusu eleştirmenlerden övgü dolu yorumlar aldı.لاقى جندي الشتاء استحسان كبير من النقاد.
Alt uç ise açık, ancak cıva dolu bir kaba daldırılmış durumdadır.التوكيد المخففة﴿لنسفعاً﴾، و هاء التأنيث تاء مفتوحة في نحو﴿رحمت﴾.
Doluya sebep olan orajlar dolu fırtınası olarak da adlandırılır.وسمى هذا الرأس برأس العواصف لكثرة العواصف التي واجهته هناك.
Burası aynı Silent Hill gibi garip canavarlarla doludur.الوحوش في silent hill 3 شبيهة بـالموجودة في silent hill 2 ...
Onyedinci ve onsekizinci yüzyıllarda, bazı doktorlar kokulu maddelerle dolu Gaga benzeri bir maske giydi.ارتدى بعض الأطباء في القرن السابع عشر إلى التاسع عشر قناعا شبيها بمنقار يحتوي على مواد عطرية.
Bununla birlikte gözlemciler aslan ve diğer tehlikeli yırtıcılarla dolu bir alan buldular.بيد أن المراقبين وجدوا أرضاً خطرة مليئة بالأسود وغيرها من المخلوقات.
Benim, hükümdarlık uzunluğu olduğum Seti, her iki 11 veya 15 dolu yıldı.كانت مدة الملك الناصر في السلطنة الثانية، عشر سنين وأياماً .
Özellikle dolunay zamanı çok aktiftir.في الصمامات المفرغة خصوصا.
Sokakları kahvehanelerle doludur.معظم شوارعها مرصوفة بالحجارة.
Bu işlemlerden sona ürünün dolum işlemine geçilebilir.وقد تتطرق إلى متابعة العملية التسويقية للمنتج النهائي.
İçerisi ceset doludur.الموجود داخل الجسم.
O yaz, hayatımın en hoş ve en zafer dolu günlerini yaşadım.إن هذا اليوم هو أسعد أيام حياتى.
Deli dolu ve çılgındır.العقل والجنون.
Sırtı pıçılarla doludur.الساق مغطاة بأوبار.
Şehzade türbesinin içi rengarenk çinilerle doludur.هناك تابع شعره مليء بالحنين لوطنه الأوكرانية.
Cezaevleri tutuklu gazetecilerle doluydu.ولقد امتلأت السجون بالمعتقلين.
Dolu; ender olarak dolu görülebilir.يمكن تطبيقه كضمادة مبللة كلياً أو مغطس.
Morula, uterus (rahim) boşluğuna ulaştığında morulanın içinde sıvı birikir ve içi sıvı dolu bir boşluk oluşur.بعض الدم في الأذين الأيمن لا يدخل الأذين الأيسر، وإنما يدخل البطين الأيمن ويتم ضخه إلى الشريان الرئوي.
Polis memurları, aracın içinde biri dolu iki tabanca bulduklarını söylediler.ذهب إلى الداخل ، وجد اثنين من المسلحين هناك.
Diğer yandan metaller kısmen dolu elektronik kuşaklar elektron kuşağı yapısına sahiptirler.ومن ناحية أخرى، فإن الفلزات لديها بنية نطاق إلكتروني تحتوي على شرائح إلكترونية ممتلئة جزئيا.
"Sanat Güneşi Zeki Müren'in İlklerle Dolu Rengârenk Hayatı"."كتاب التفهيم لأوائل صناعة التنجيم".
Ayrıca ilçede dolu yağışları da görülmektedir.كذلك هناك تفاوت كبير في هطول الأمطار.
Lassen Zirvesi ve etrafı kar, yağmur, dolu.صور الشتاء وقد انتشر الضباب وسقط الثلج فغطى الأرض .ونزل المطر .
Mağara içi hava doludur.والأنبوب مفرغ من الهواء .
Bu araç tam otomatik dolum mekanizmasıyla donatılmıştır.ويتم تحريك هذه القطع آليا على الآلة.
Uyuşturucu dolu uçağın gerçek yüzünü öğreniriz.التحليل الفنى لوقائع الطائرات .
Doluluk, saflık bildirir.حكي السرايا وحكي القرايا.
Baştan sona kadar çizim örnekleriyle doludur.المواصفات الأولية حتى يتم الانتهاء من التصميم.
Düzenek şöyleydi: Sunak taşının (A) altındaki boru su dolu bir kabın (B) içine giriyor.و ذات السّليم: ماء لبنى صخر بن ضمرة قرب الجار.
En parlak olduğu dolunay evresinde Ay'ın görünür kadir derecesi yaklaşık −12,6'dır.وبالمقارنة، فإن القمر الكامل كما يراه من الأرض يكون أكثر إشراقا إلى حد كبير في الحجم −12.7.
Renkler daha hayat doluydu.بأحلى ألوان الحياة..
Televizyon neden onlarla dolu olsun ki?" dedi.Porque é que a televisão está cheio deles?"
Dışadönükler insanlarla olmaktan eğlenirler, genellikle enerji dolu olarak tanımlanırlar.Os extrovertidos gostam de estar com pessoas, e são usualmente vistos como sendo cheios de energia.
2005'te Katie, hamile kardeşi Kristi'ye ve kocası Daniel'e video kasetlerle dolu bir kutu gönderir.Em 2005, Katie entrega uma caixa de fitas de vídeo antigas para sua irmã, Kristi, e seu cunhado, Daniel.
Uyuşturucu dolu uçağın gerçek yüzünü öğreniriz.A verdadeira história da invenção do avião.
Yeşilliklerle ve nimetlerle doludur.Possuem rizomas e tubérculos.
Bununla birlikte gözlemciler aslan ve diğer tehlikeli yırtıcılarla dolu bir alan buldular.No entanto, os observadores encontraram um terreno perigoso, repleto de leões e outras criaturas.
Onyedinci ve onsekizinci yüzyıllarda, bazı doktorlar kokulu maddelerle dolu Gaga benzeri bir maske giydi.Nos séculos 17 e 18, alguns médicos usavam máscaras que pareciam bicos de aves cheias de itens aromáticos.
Şarkı, Portekiz'in övgü dolu bir baldır.A canção é um elogio a Portugal.
Örnek : Dolunayınaçısal büyüklüğü 0.5° dir.Exemplo: o tamanho angular da lua cheia é 0.5°.
Sanat dolu bir ailede ve Atina ile Napoli arasında gidip gelerek büyüdü.Cresceu numa "casa artística" e foi criada entre Atenas e Nápoles.
Bana inan oğlum, işte o incir çekirdeğindeki boşluk o öz ile doludur.A flecha, digamos, está de fato cravada exatamente neste pequeno alvo.
Sıradanlık prensibine göre, evren pek çok kompleks yaşamla dolu olabilir.Assim, é provável que o Universo esteja repleto de vida complexa.
Devlet ritüellerinin düzenlendiği tapınaklar tanrıların tasvirleri ile doludur.Os templos, onde os rituais do estado eram realizados, estavam cheios de imagens dos deuses.
Sonrasında cinsel çekimle dolu bir anın ardından öpüşürler; Kevin Chiron'a mastürbasyon yaptırır.Depois de um momento carregado, eles se beijam, e Kevin masturba Chiron.
NRK 2015'in en özel yıllardan biri olduğunu bu nedenle bu yıl MGP'nin sürprizlerle dolu olacağını açıkladı.Mas depois de assistir a KCON 2015, é claro que é a pergunta errada.
Kalbi, bütün mahlûkât için derin bir sevgi ile doluydu.Eles viveram uma amor em sua plenitude.
En yüksek dolu moleküler orbital iki uç atomda yerelleşir.O orbital molecular ocupado mais alto está localizado nos dois átomos terminais.
Bir sandık dolusu RPK.É uma série de RPG eletrônico.
İşleyen bellek çok dolu olduğu takdirde uzun süreli belleğin kodlamasını etkileyebilir.Se esta estiver sobrecarregada a codificação para a memória de longa duração pode ser afetada.
Consequence of Sound yazarı Jeremy D. Larson, albümü "hitlerle dolu" olarak atfetti.O escritor Jeremy D. Larson do Consequence of Sound, descreveu a compilação como "pesada".
Deli dolu bir kadındır.Tem uma mãe maluca.
Ama mix ve prodüksiyon işlemleri benim için o kadar stres doluydu ki.Mas ultimamente, a mistura e a finalização do processo de produção foi muito esgotante para mim.
Sokakları kahvehanelerle doludur.As ruas eram pavimentadas.
Ay'ın dördün evrelerinde parlaklığı dolunay evresindeki parlaklığının yarısı değil ancak onda biridir.Desta forma, o brilho do quarto crescente não é a metade do da lua cheia, mas somente um décimo deste.
Dahası da arkasında tıka basa para dolu koca bir çanta bırakmıştır.Mas rapidamente ficou com um saco de pano cheio de moedas.
Bu acı dolu tecrübeler eserlerine büyük oranda yansımıştır.Isso é bastante claro nas experiências de dor.
Çevresi alışveriş mağazaları ile doludur.Está rodeada de lojas de artesanato.
50 mermi ile dolu bir şeritin ise ağırlığı 11 kg'dir.Um cinturão de munição com 50 cartuchos pesa, em média, 11 kg.