dolu ile cümle
dolu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
8
ORT. KELİME
Burası aynı Silent Hill gibi garip canavarlarla doludur.È dotata di una agilità inconsueta per i mostri di Silent Hill.
Çevresi alışveriş mağazaları ile doludur.Essa è circondata da negozi di artigianato.
Çoğu durumda, kazanların delik sonunda su, sediment ya da bitki örtüsüyle doludur.Nella maggior parte dei casi i kettle hole alla fine si riempiono d'acqua, sedimenti o vegetazione.
Bugünkü Ankara kedileri güçlü, enerji dolu ama nazik, orta uzun ipekimsi tüylü bir kedi olarak tanınır.Il medio gallese è abbastanza comprensibile, sebbene con fatica, per un gallese di oggi.
Bu olay, yoğun ruhsal dengesizliklerle dolu bir periyodun içinde meydana geldi.Accadde in contemporanea ad un risveglio spirituale?
Skandal günümüzde dahi bilinmeyenlerle doludur.I mandanti, a oggi, restano ignoti.
Dolunayda kurda dönüşen kişi.Lupo: Un lupo che ulula alla luna.
Ganimet ile dolu bir şekilde geri çekilmelerine yakın, Teofanes komutasında Bizans donanması onlara saldırdı.Quando stavano per ritirarsi, ricchi dei trofei, la marina bizantina guidata da Teofane gli piombò addosso.
Bu araç tam otomatik dolum mekanizmasıyla donatılmıştır.Questo viene eseguito da una macchina di posizionamento completamente automatizzata.
Yağışlar yağmur ve dolu şeklindedir.Odia la pioggia e l'acqua in generale.
Bugün 40 yılın anısına burada benimle olduğunuz için şükranla doluyum." dedi.Dica a loro a nome mio che mangeranno fra quarantotto ore".
1898'de Anadolu kazaskerliği payelerine ulaştı.Nel 1898, grazie alla gratuita concessione del terreno da parte del sig.
Bununla birlikte hatların doluluk oranı da önemli bir faktördür.Questo è in aggiunta al fatto che il numero stesso di carte è una risorsa.
Uyuşturucu dolu uçağın gerçek yüzünü öğreniriz.Ne è infatti noto l'esatto numero ufficiale di aerei che compone l'aviazione.
Pikapın arkası dolunca CJ, trenden atladı ve pikapa bindi.Alla stazione dopo, Elizabeth salta giù dal treno.
Evinin odalarından biri kendi portreleriyle doludur.Nelle prime pagine dell'opera è inciso un suo ritratto.
Bu karşılaşma, onun acı dolu geçmişiyle başa çıkmasına yardımcı olacaktır.La sua avventura lo porterà a scoprire i risvolti del suo travagliato passato.
Prunier şikayetlerle doludur.Baltar viene prosciolto da tutte le accuse.
Coşkun bir yaşama sevgisiyle, öğrenme aşkıyla doludur.Impara con entusiasmo e sostenendo il proprio amore per il sapere.
Dağ taş yayla cemaatı ile doluydu.I chiostri erano uniti da una grande scalinata.
Ona yukarıdan bakan herkese güzel ve hayat dolu görünür.Ciascuno dei suoi nove soffitti sembra superare gli altri in bellezza e grazia.
Troll: Dan'in en iyi arkadaşı ve büyük sevgi dolu sağ koludur.Buddy Tanner: migliore amico di Frank e suo braccio destro.
Genellikle yaşam doludur ve çok daha fazlası deniz bitki örtüsü, özellikle yosunlar vardır.Spesso brulica di vita e presenta una più folta vegetazione marina fatta specialmente alghe.
Özellikle Fransız tarihi bu tip mücadelelerle doludur.Dopo questa esperienza, recita principalmente in produzioni francesi.
Kadın da her ay üç gece dolunay süresince kurda dönüşmektedir.Si tiene ogni anno in località La Selva e dura tre giorni.
Ama şehir depoları yiyecekle doluydu.Vi era la sede dei magazzini di generi alimentari.
English ve Percy caddeleri polis arabalarıyla doluydu.I furgoni e le vetture della Polizia sono state presi a sassate quando le bande si sono rivolte alla Polizia.
Özellikle dolunay zamanı çok aktiftir.In particolare le pinne pelviche sono molto allungate.
İnşaat sahası ağzına kadar silah ve cesetle doludur.Gran parte dei corpi presentava ferite d'arma da fuoco al corpo e alla testa.
Göz kamaştırıcı ve güven dolu yeni bir gün doğuyor Adaletsizliğin ve utancın takip etmediği.Smagliante e fiero, il giorno sublime arriva, Scacciando per sempre l'ingiustizia e la vergogna.
Ardından yogi bir sonraki dolunaya kadar onunla birlikte yaşamasını ister.Mickey chiede a Gus di accompagnarla all’incontro.
Tam ay altında yıldızlarla dolu bir gök.Città situata nella terra delle stelle cadenti.
Karargâha ulaştırılmak üzere cephanelik dolu bir cemse köye sığınır.Viene inviato un supersoldato pesantemente armato a risolvere la situazione.
Yıkım Dölü bölümünde kurbağa şeklindeki bir canavar tarafından öldürülmüştür.Il morto fu afferrato all'amo da un mostro sul lago.
Artık kalan hayatını dolu dolu geçirecektir.Poi riprende la sua vita vagabonda.
Evren sırlarla dolu.Космос полон тайн.
Boş ev toz doluydu.Пустой дом был полным пыли.
Otobüs full dolu.Автобус битком набит.
Bardak süt doludur.Стакан полон молока.
Bu kitap hatalarla dolu.Эта книга полна ошибок.
Hava uçan mermilerle doluydu.Воздух был полон летающими пулями.
Sinema full dolu.Кинотеатр набит битком.
Restoran dolu.Ресторан полон.
Bardağım dolu.Мой стакан полон.
Konser alanı o kadar geniş bir seyirci kitlesiyle doluydu ki, ayakta duracak yer bile yoktu.Зал был забит таким большим количеством слушателей, что даже негде было встать.
İnsanlık tarihi denen şey, erkeklerin korkaklık ve zavallılıklarıyla doludur.Так называемая история человечества переполнена мужской трусостью и убогостью.
Senin pasaportunun geçerlilik süresi ne zaman doluyor?Когда истекает срок действия твоего паспорта?
Bar tıklım tıklım doluydu.Бар был набит битком.
Mağaza Dünya Kupası logosunu içeren hediyelik eşyalarla doluydu.Магазин заполонён сувенирами с символикой чемпионата мира по футболу.
Bu boynuz, aslında bir diştir ve içi sinir hücreleriyle doludur.Этот рог на самом деле является зубом и заполнен нервными клетками.
Çöp dolu bu kutuyu boşalt.Выброси мусор из этой коробки, она полная.
(Uyarıcı Kur’an’a and olsun ki! / Bu öğütle dolu Kur’an’a bak.)Всевышний подчеркнул, что в истории этих пророков — напоминание и поучение тем, кто обладает трезвым умом.
Leia ise kendisine öfke doludur.Он в не себя от ярости.
Thomas ve onun iş arkadaşları psikopatlar ve suçlularla dolu terkedilmiş bir binaya giderler.Он и его коллеги заходят в покинутое здание, рядом с которым бродят психопаты и преступники.
Süresi dolunca ayrıldı (1986).1967 — Түшкө жуук (повесть), — ж.
Yalanla, talanla dolu.Она была полна лжи и выдумок.
New Times Broward-Palm Beach'ten Erika Howard, eseri, albümün en dolu şarkısı olarak gösterdi.Эрика Ховард из «New Times Broward-Palm Beach» назвала песню наиболее «говорящей» на альбоме.
2005'te Katie, hamile kardeşi Kristi'ye ve kocası Daniel'e video kasetlerle dolu bir kutu gönderir.В 2005 году Кэти привозит ящик старых видеокассет Кристи и её мужу Дэниэлу.
Barış dolu bir hayata dönmek konusunda daha arzulular.Люди вернулись к мирной жизни.
Dışadönükler insanlarla olmaktan eğlenirler, genellikle enerji dolu olarak tanımlanırlar.Экстравертам нравится находиться среди людей, они полны энергии и часто проявляют позитивные эмоции.