Sanatçı hareket ve incelik dolu büyük bir fırça, güncel olayı tamamlayan tüm nesneleri yakalamıştır.El pintor emplea una pincelada rápida y vigorosa que manifiesta todos los detalles.
En yüksek dolu moleküler orbital iki uç atomda yerelleşir.El orbital molecular de menor energía se forma cuando se solapan dos orbitales atómicos que están en fase.
Lassen Zirvesi ve etrafı kar, yağmur, dolu.Atiende los barrios Las Aguas, Las Nieves y alrededores.
4.↑ Türkçe: Gözlerin sürprizlerle dolu.4 - Ojos irlandeses que matan.
Alacakaranlık romanı öyle çok da aksiyonla dolu bir kitap değil".Es algo estúpido, una nota de suicidio sin el suicidio".
Korku ve nefret dolu maceralar.Vida y aventures de Musín.
Fakat çok nefret dolu bir adam olduğu söylenebilir.Tiene razones para estar llena de odio.
Bu acı dolu tecrübeler eserlerine büyük oranda yansımıştır.De tal extraña obsesión hay sobradas pruebas.
Hükümdarlık dönemi zorluk, sıkıntı ve sorunlarla dolu olarak geçti.Los días entre estas dos reuniones estuvieron repletos de trabajo, dificultades y esperanza.
Ucuz, yalancı ve genelde diğerlerinin başarılarına karşı kıskançlık doludur.Es mezquina, rencorosa y muchas veces enemiga de los protagonistas.
Üçüncü yıl için yazılan operet Deli Dolu olur.2.- Ciclo Pre Clínico que comprende el 3º Año.
Sırtı pıçılarla doludur.Los tallos tienen finos pelos.
Tokyo sokakları Cumartesi günleri doludur.Il sabato le strade di Tokyo sono affollate.
Sen enerji dolusun.Tu sei piena di energia.
Tom'un hayatı çelişkilerle doluydu.La vita di Tom era piena di contraddizioni.
Bana suyla dolu bir bardak getirin.Portami un bicchiere d'acqua.
Onların hepsi dolu olamaz.Non possono essere tutti pieni.
(Uyarıcı Kur’an’a and olsun ki! / Bu öğütle dolu Kur’an’a bak.)Avvirtimentu (Avvertimento).
Cesaret ile dolu Lejyonların, Senin onuru yeniden ortaya çıkardı.Le tue legioni piene di coraggio Hanno ristorato la tua dignità.
Göçmen dolu 25 gemiyle yola çıktı, bunlardan ancak 14'ü Grönland'a varabildi.Parte con 30 navi ma solo 14 raggiungono la Groenlandia.
Araştırma ve geliştirme tesisleri zaten 2.000'den fazla kişiyle doludur.Le sue strutture di ricerca e sviluppo sono occupate da oltre 2.000 persone.
New Times Broward-Palm Beach'ten Erika Howard, eseri, albümün en dolu şarkısı olarak gösterdi.Erika Howard da New Times Broward-Palm Beach l'ha definita la traccia che più fa parlare di sé nell'album.
Sokakları kahvehanelerle doludur.Le strade si riempiono di bancarelle.
İşçilerin hayatları zorluklarla doluydu.Le vite dei lavoratori erano molto dure.
Roma, konversolarla doluydu.Roma fu piena di marrani.
Üçüncü yıl için yazılan operet Deli Dolu olur.L'opera sarebbe databile al III secolo.
Bullet Time (zamanı yavaşlatma benzeri oynanış mekaniği), düşman öldürdükçe doluyor.Il Bullet Time si ricarica solo uccidendo i nemici.
Evi kedi doludur.Il gatto di casa.
Vampir Angel ile Buffy arasındaki aşk ilişkisi bir sürü mecaz anlamı ile doludur.Gli intrighi amorosi tra Buffy e il vampiro Angel sono tutti avvolti in metafore.
Dolu, bir yağış türü.Un cappello pieno di pioggia.
Dahası da arkasında tıka basa para dolu koca bir çanta bırakmıştır.Una volta un soldato lo ringraziò addirittura con una borsa piena d'oro.
Plautus sevgi dolu bir eş ve baba olarak kabul edilir.Prometto di trattare ogni Pathan come fratello e amico.
Renkler daha hayat doluydu.I colori prodotti erano vivaci.
En parlak olduğu dolunay evresinde Ay'ın görünür kadir derecesi yaklaşık −12,6'dır.Durante le lune piene più brillanti, la Luna raggiunge una magnitudine apparente di circa -12,7.
Sırtı pıçılarla doludur.Il muso è cosparso di peli.
Televizyon neden onlarla dolu olsun ki?" dedi.E allora perché non dedicarsi a tempo pieno alla tv?".
Müzik odaklı olan bu seride Giovanni Cera ve Angelo Poggi tarafından yazılan şarkılar doludur.La serie, essendo incentrata sulla musica, è ricca di canzoni, scritte da Giovanni Cera e Angelo Poggi.
Bu süreç birkaç dakikadan birkaç güne kadar uzayabilir, oldukça acı dolu bir yöntemdir.Il loro posizionamento avviene in pochi minuti ed è completamente indolore.
Tipik bir örnek su dolu bir beher içindeki polen tanesi olurdu.Un esempio tipico potrebbe essere un granello di polline in una bacinella piena d'acqua.
Çalmak için onca zahmete girdiği bir depo dolusu parayı yakması da bu sebepten kaynaklanmaktadır.Hai bisogno di un sacco di borse per spostare quei soldi in giro ...
Pungmul Kore folk müziğidir ve anlam ve duygu ile doludur.Il pungmul è la musica popolare della Corea ed è piena di pathos.
Burası aynı Silent Hill gibi garip canavarlarla doludur.È dotata di una agilità inconsueta per i mostri di Silent Hill.
Çevresi alışveriş mağazaları ile doludur.Essa è circondata da negozi di artigianato.
Çoğu durumda, kazanların delik sonunda su, sediment ya da bitki örtüsüyle doludur.Nella maggior parte dei casi i kettle hole alla fine si riempiono d'acqua, sedimenti o vegetazione.
Bugünkü Ankara kedileri güçlü, enerji dolu ama nazik, orta uzun ipekimsi tüylü bir kedi olarak tanınır.Il medio gallese è abbastanza comprensibile, sebbene con fatica, per un gallese di oggi.
Bu olay, yoğun ruhsal dengesizliklerle dolu bir periyodun içinde meydana geldi.Accadde in contemporanea ad un risveglio spirituale?
Skandal günümüzde dahi bilinmeyenlerle doludur.I mandanti, a oggi, restano ignoti.
Dolunayda kurda dönüşen kişi.Lupo: Un lupo che ulula alla luna.
Ganimet ile dolu bir şekilde geri çekilmelerine yakın, Teofanes komutasında Bizans donanması onlara saldırdı.Quando stavano per ritirarsi, ricchi dei trofei, la marina bizantina guidata da Teofane gli piombò addosso.
Bu araç tam otomatik dolum mekanizmasıyla donatılmıştır.Questo viene eseguito da una macchina di posizionamento completamente automatizzata.
Yağışlar yağmur ve dolu şeklindedir.Odia la pioggia e l'acqua in generale.
Bugün 40 yılın anısına burada benimle olduğunuz için şükranla doluyum." dedi.Dica a loro a nome mio che mangeranno fra quarantotto ore".
Bununla birlikte hatların doluluk oranı da önemli bir faktördür.Questo è in aggiunta al fatto che il numero stesso di carte è una risorsa.
Uyuşturucu dolu uçağın gerçek yüzünü öğreniriz.Ne è infatti noto l'esatto numero ufficiale di aerei che compone l'aviazione.
Pikapın arkası dolunca CJ, trenden atladı ve pikapa bindi.Alla stazione dopo, Elizabeth salta giù dal treno.
Evinin odalarından biri kendi portreleriyle doludur.Nelle prime pagine dell'opera è inciso un suo ritratto.
Bu karşılaşma, onun acı dolu geçmişiyle başa çıkmasına yardımcı olacaktır.La sua avventura lo porterà a scoprire i risvolti del suo travagliato passato.
Prunier şikayetlerle doludur.Baltar viene prosciolto da tutte le accuse.
Coşkun bir yaşama sevgisiyle, öğrenme aşkıyla doludur.Impara con entusiasmo e sostenendo il proprio amore per il sapere.
Dağ taş yayla cemaatı ile doluydu.I chiostri erano uniti da una grande scalinata.