Ana içeriğe geç
Sözlük

dolu ile cümle

dolu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Bunun üzerine çok ağır sözlerle dolu mektuplar yolladı.Er erwähnt diese später so bedeutenden Briefe mit keinem Wort.
Fakat çok nefret dolu bir adam olduğu söylenebilir.Von ihm wird erzählt, dass er sehr leutselig gewesen sei.
Ardından yogi bir sonraki dolunaya kadar onunla birlikte yaşamasını ister.Sie bittet Jong-su, sie am Folgetag abzuholen.
Bu araç tam otomatik dolum mekanizmasıyla donatılmıştır.Sie sind mit einem mechanischen Automatikgetriebe ausgerüstet.
Dahası da arkasında tıka basa para dolu koca bir çanta bırakmıştır.Dort bringen sie neben Säcken voller Geld auch einen versperrten Metallkoffer in ihren Besitz.
Kalan iki gemi değerli baharatlarla dolu olarak batıya, İspanya'ya doğru yola çıkmaya çalıştı.Die beiden Schiffe liefen bei ruhigem Seewetter in Richtung Wisconsin aus.
Hükümdarlık dönemi zorluk, sıkıntı ve sorunlarla dolu olarak geçti.Die Tage zwischen diesen beiden Treffen waren voll von Arbeit, Schwierigkeiten und Hoffnung.
New Times Broward-Palm Beach'ten Erika Howard, eseri, albümün en dolu şarkısı olarak gösterdi.Erika Hobert von der Zeitung New Times Broward-Palm Beach bezeichnete das Lied als „trashigen Europop“.
Uzay büyük veya çok büyük mesafelerde enerji ve momentum transferi akıntı şebekesi ile doludur.Damit stehen Raumzeit und Energie/Masse in direkter Wechselwirkung miteinander.
Madurodam hareket doludur.Die Empore ist umlaufend.
Daha sonra Sahra olacak olan bölge ıslak ve bereketli ve akiferi doludur.Danach ist die Gegend sumpfig, feucht, warm und bewaldet.
Deli dolu ve çılgındır.Verrückt und sehr lebendig.
Özgürlük ve cesaret dolu bir dili vardır.Frivolität und Sprache.
Dolu, bir yağış türü.Es ist ein trüber, regnerischer Tag.
Oldukça modern binalarla doludur.Die Scheruts sind relativ moderne Kleinbusse.
Kalbim mutlulukla doluydu.Mon cœur était rempli de joie.
Yaşam iniş ve çıkışlarla doludur.La vie est pleine de hauts et de bas.
Onun çiçek dolu büyük bir sepeti var.Il a un grand panier rempli de fleurs.
Bir zamanlar, gece olduğunda merakla gözlerini yıldızlarla dolu gökyüzüne çeviriyordu.Des fois, à la nuit tombée, il levait les yeux vers le ciel étoilé avec curiosité.
Gökyüzü yıldızla doluydu.Le ciel abondait d'étoiles.
Orman, tüm türlerden hayvanlarla doludur.La forêt est pleine d'animaux en tout genre.
Bahçe sarı çiçeklerle doluydu.Le jardin était plein de fleurs jaunes.
Sakinlikle dolu bir ruh diliyorum.Je désire une pleine tranquillité de l'âme.
Tarih birçok bilinmeyen dâhinin hikayeleriyle doludur.L'Histoire est pleine de récits de génies ignorés.
Şu anda bardağın yarısı dolu mu yoksa yarısı boş mu?Est-ce que le verre est maintenant à moitié plein ou à moitié vide ?
Bu otobüs dolu. Ötekini beklemelisiniz.Le car est complet. Vous devez attendre le prochain.
Yaşam sürprizlerle doludur.La vie est pleine de surprises.
Gökyüzü kara bulutlarla dolu.Le ciel est chargé de nuages ​​noirs.
Her gün dolu dolu yaşamalı.Il faut vivre pleinement chaque jour.
Bana suyla dolu bir bardak getirin.Donnez-moi un verre plein d'eau.
Tom yıldızla dolu olan gökyüzüne baktı.Tom regarda le ciel étoilé.
Hayat zor kararlarla dolu.La vie est pleine de décisions difficiles.
Televizyon neden onlarla dolu olsun ki?" dedi.Pourquoi la télévision devrait en être remplie ? ».
Şehrin limanı gemilerle doludur.Le port est rempli de navires.
(Uyarıcı Kur’an’a and olsun ki! / Bu öğütle dolu Kur’an’a bak.)Je t'avertis afin que tu ne sois pas du nombre des ignorants.
Caranqui’de (Ekvador) vaktiyle içi altın ve gümüş eşyalarla dolu küpler içeren bir tapınak bulunmaktadır.À Caranqui, Équateur, se trouve un temple qui autrefois contenait des jarres pleines d'or et d'argent.
Ama mix ve prodüksiyon işlemleri benim için o kadar stres doluydu ki.Mais, ultimement, le mixage et le processus de production de Telephone a été très stressant pour moi.
Dışadönükler insanlarla olmaktan eğlenirler, genellikle enerji dolu olarak tanımlanırlar.Les extravertis aiment être avec des gens, sont pleins d'énergie et ressentent souvent des émotions positives.
1970 yılında ismi Doludere yapılmıştır.En février 1970, tout semble arrangé.
Düzenli olarak her dolunay döneminde kontrolünü kaybediyor ve ürkünç bir şekilde uluyordu.Mais à chaque fois, il perdra le contrôle du système et deviendra fou.
Evleri çoğu zaman yabancı insanlarla doluydu.Souvent, les maisons abritaient des familles non apparentées.
Dünya, acılarla dolu bir feryat, sefalet vadisidir.Un monde sous l'emprise de la Volonté est nécessairement un monde de souffrance.
Hilal, yarımay, dolunay gibi şekillerde görünür ki bunlara Ay'ın evreleri (safhaları) denir.(On rattache à Sin, Haul, qui symboliserait les phases de la lune, de même que Hariman et Rûb.
Renkler daha hayat doluydu.Les couleurs sont vives.
Bana inan oğlum, işte o incir çekirdeğindeki boşluk o öz ile doludur.Ce chat est caractérisé par sa courte queue qui est enroulée sur elle-même.
Galeri ile yapılan çalışmalar, Martha'nın kırk yıl boyunca endişe ettiği düşüncelerle doludur.Les œuvres exposées à la galerie sont liées aux idées qui poursuivent Wilson depuis plus de quarante ans.
Sıkıntılarla dolu bir yaşam sürmüştür.Il eut une vie difficile, pleine de désillusions.
Özgürlük ve cesaret dolu bir dili vardır.Une libre franchise, un langage énergique.
Sokakları kahvehanelerle doludur.Les rues sont bordées de maisons.
O yaz, hayatımın en hoş ve en zafer dolu günlerini yaşadım.Elle déclara plus tard que cette année avait été la période la plus heureuse et la plus insouciante de sa vie.
Kan dolu aralıklarına göllenir.Il saigne à flots saccadés.
Sırtı pıçılarla doludur.Futuna est ceinturée de récifs.
Herkes dışarıya çıkar ve okul otobüsüne doluşur.Tous rentrent en train et trouvent le lycée fermé.
Her yanı çağlayanlarla dolu bir köy olduğun dan adına çağlayan denmiştir.Il se tenait chaque vendredi depuis sa création (d'où son autre nom de Sûq el-Djem'â).
Albüm, The New York Times ve Entertainment Weekly'den de övgü dolu sözler ald.Il est bien accueilli par AllMusic, The Source et Entertainment Weekly,.
Odası metal eşyalarla doludur.Sa chambre est remplie d'objets champignons.
Zaten eğer böyle olsaydı kitaplıkların yüzbinlerce yazma eser ile dolu olması gerekirdi.Une fois ces bases établies, reste à compléter le dispositif par l’érection de milliers d’ouvrages bétonnés.
Barış dolu bir hayata dönmek konusunda daha arzulular.Il dit aspirer à une vie paisible.
Yalanla, talanla dolu.La Leuge, Mansus de la Logia .
Ofisteki çalışma masası daima kâğıtlarla doluydu.L'archivage de la facture est toujours fait avec la version papier.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod