dolu ile cümle
dolu kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Odası metal eşyalarla doludur.Der Vorraum ist mit Steinmaterial gefüllt.
Bu olaya kızan Çerkez Ethem Refet Bey'e hakaret dolu bir mektup yazdı.Der verstörte Mann legt Kommissar Voss gegenüber ein vages Geständnis ab.
Cezaevleri tutuklu gazetecilerle doluydu.Man habe die Inhaftierten im Anschluss Journalisten vorgeführt.
Sırtı pıçılarla doludur.Ihr Gesicht ist voller Falten.
Vikan ibadetleri genellikle dolunay ya da yarım ay sırasında gerçekleşir.Pessach wird stets bei Vollmond oder in dessen zeitlicher Nähe gefeiert.
Bu karşılaşma, onun acı dolu geçmişiyle başa çıkmasına yardımcı olacaktır.Es dauert lange, bis er es schafft, seine Trauer zu überwinden.
Ana sezonda kumsallar ve beldeler çok dolu olur.Während der Hauptsaison sind die Strände und Städte zum Teil sehr überlaufen.
Zaman zaman şiddetli dolu yağışları olur.Zeitweise herrschte heftiger Regen.
Bazı takvimlere göre devre yeni ay, dolunay veya hilal ile başlar.Ein Mondmonat beginnt bei Neumond bzw. Vollmond.
Ciechanover'in anlattığına göre evi kitaplarla doluydu.Zu Leons Enttäuschung ist das Zimmer voller Bücher.
Odası boksörlerin resimleriyle doludur.Von ihm sind mehrere Bilder von Boxkämpfen bekannt.
Göz yaşları ile dolu bir vedadan sonra Peter, Ölüm'den kaçmaya başlar.Nach einem Streit mit seinem Onkel läuft Peter weg.
Ona yukarıdan bakan herkese yaşam dolu ve güzel görünür.Der Kopf ist breit und von oben gesehen parabolförmig.
Araştırma ve geliştirme tesisleri zaten 2.000'den fazla kişiyle doludur.Untersucht werden alle Entwicklungs- und Transformationsländer mit mehr als zwei Millionen Einwohnern.
Ve kötülüklerle dolu Dünya onların yüzü hürmetine ayakta durur.Dessen Böden – wie auch die der Weichselniederung – gelten als fruchtbar.
Bunun üzerine çok ağır sözlerle dolu mektuplar yolladı.Er erwähnt diese später so bedeutenden Briefe mit keinem Wort.
Fakat çok nefret dolu bir adam olduğu söylenebilir.Von ihm wird erzählt, dass er sehr leutselig gewesen sei.
Ardından yogi bir sonraki dolunaya kadar onunla birlikte yaşamasını ister.Sie bittet Jong-su, sie am Folgetag abzuholen.
Bu araç tam otomatik dolum mekanizmasıyla donatılmıştır.Sie sind mit einem mechanischen Automatikgetriebe ausgerüstet.
Dahası da arkasında tıka basa para dolu koca bir çanta bırakmıştır.Dort bringen sie neben Säcken voller Geld auch einen versperrten Metallkoffer in ihren Besitz.
Kalan iki gemi değerli baharatlarla dolu olarak batıya, İspanya'ya doğru yola çıkmaya çalıştı.Die beiden Schiffe liefen bei ruhigem Seewetter in Richtung Wisconsin aus.
Hükümdarlık dönemi zorluk, sıkıntı ve sorunlarla dolu olarak geçti.Die Tage zwischen diesen beiden Treffen waren voll von Arbeit, Schwierigkeiten und Hoffnung.
Bir dölünün gelişme süresi 20 °C sıcaklıkta 26 gündür.Die Embryonalentwicklung dauert bei einer Temperatur von 36 °C etwa 20 Tage.
New Times Broward-Palm Beach'ten Erika Howard, eseri, albümün en dolu şarkısı olarak gösterdi.Erika Hobert von der Zeitung New Times Broward-Palm Beach bezeichnete das Lied als „trashigen Europop“.
Uzay büyük veya çok büyük mesafelerde enerji ve momentum transferi akıntı şebekesi ile doludur.Damit stehen Raumzeit und Energie/Masse in direkter Wechselwirkung miteinander.
Madurodam hareket doludur.Die Empore ist umlaufend.
Daha sonra Sahra olacak olan bölge ıslak ve bereketli ve akiferi doludur.Danach ist die Gegend sumpfig, feucht, warm und bewaldet.
Deli dolu ve çılgındır.Verrückt und sehr lebendig.
Ayrıca “Mitsuki” kelimesi Japonca “dolunay” anlamına gelir.Auch Lachs heißt auf japanisch „Sake“.
Özgürlük ve cesaret dolu bir dili vardır.Frivolität und Sprache.
Dolu, bir yağış türü.Es ist ein trüber, regnerischer Tag.
Oldukça modern binalarla doludur.Die Scheruts sind relativ moderne Kleinbusse.
Kalbim mutlulukla doluydu.Mon cœur était rempli de joie.
Yaşam iniş ve çıkışlarla doludur.La vie est pleine de hauts et de bas.
Onun çiçek dolu büyük bir sepeti var.Il a un grand panier rempli de fleurs.
Bir zamanlar, gece olduğunda merakla gözlerini yıldızlarla dolu gökyüzüne çeviriyordu.Des fois, à la nuit tombée, il levait les yeux vers le ciel étoilé avec curiosité.
Gökyüzü yıldızla doluydu.Le ciel abondait d'étoiles.
Orman, tüm türlerden hayvanlarla doludur.La forêt est pleine d'animaux en tout genre.
Bahçe sarı çiçeklerle doluydu.Le jardin était plein de fleurs jaunes.
Sakinlikle dolu bir ruh diliyorum.Je désire une pleine tranquillité de l'âme.
Tarih birçok bilinmeyen dâhinin hikayeleriyle doludur.L'Histoire est pleine de récits de génies ignorés.
Şu anda bardağın yarısı dolu mu yoksa yarısı boş mu?Est-ce que le verre est maintenant à moitié plein ou à moitié vide ?
Bu otobüs dolu. Ötekini beklemelisiniz.Le car est complet. Vous devez attendre le prochain.
Yaşam sürprizlerle doludur.La vie est pleine de surprises.
Gökyüzü kara bulutlarla dolu.Le ciel est chargé de nuages noirs.
Her gün dolu dolu yaşamalı.Il faut vivre pleinement chaque jour.
Bana suyla dolu bir bardak getirin.Donnez-moi un verre plein d'eau.
Tom yıldızla dolu olan gökyüzüne baktı.Tom regarda le ciel étoilé.
Hayat zor kararlarla dolu.La vie est pleine de décisions difficiles.
Televizyon neden onlarla dolu olsun ki?" dedi.Pourquoi la télévision devrait en être remplie ? ».
Şehrin limanı gemilerle doludur.Le port est rempli de navires.
(Uyarıcı Kur’an’a and olsun ki! / Bu öğütle dolu Kur’an’a bak.)Je t'avertis afin que tu ne sois pas du nombre des ignorants.
Caranqui’de (Ekvador) vaktiyle içi altın ve gümüş eşyalarla dolu küpler içeren bir tapınak bulunmaktadır.À Caranqui, Équateur, se trouve un temple qui autrefois contenait des jarres pleines d'or et d'argent.
Ama mix ve prodüksiyon işlemleri benim için o kadar stres doluydu ki.Mais, ultimement, le mixage et le processus de production de Telephone a été très stressant pour moi.
Dışadönükler insanlarla olmaktan eğlenirler, genellikle enerji dolu olarak tanımlanırlar.Les extravertis aiment être avec des gens, sont pleins d'énergie et ressentent souvent des émotions positives.
1970 yılında ismi Doludere yapılmıştır.En février 1970, tout semble arrangé.
Düzenli olarak her dolunay döneminde kontrolünü kaybediyor ve ürkünç bir şekilde uluyordu.Mais à chaque fois, il perdra le contrôle du système et deviendra fou.
Evleri çoğu zaman yabancı insanlarla doluydu.Souvent, les maisons abritaient des familles non apparentées.
Dünya, acılarla dolu bir feryat, sefalet vadisidir.Un monde sous l'emprise de la Volonté est nécessairement un monde de souffrance.
Hilal, yarımay, dolunay gibi şekillerde görünür ki bunlara Ay'ın evreleri (safhaları) denir.(On rattache à Sin, Haul, qui symboliserait les phases de la lune, de même que Hariman et Rûb.