Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var. Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.Geboren werden und sterben, pflanzen und ausrotten, was gepflanzt ist,
Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var. Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.Há tempo de nascer, e tempo de morrer; tempo de plantar, e tempo de arrancar o que se plantou;
Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var. Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.Je čas rodeniu sa a čas umieraniu, čas sadeniu a čas vytrhávaniu toho, čo bolo zasadené,
Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var. Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.Je čas rojenja in je čas smrti; je čas, da se sadi, in čas, da se vsajeno izruje;
Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var. Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.Jest čas rození i čas umírání, čas sázení a čas vykopání, což vsazeno bývá;
Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var. Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.Jest czas rodzenia i czas umierania; czas sadzenia, i czas wycinania tego, co sadzono;
Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var. Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.날 때가 있고 죽을 때가 있으며 심을 때가 있고 심은 것을 뽑을 때가 있으며
Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var. Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.Tid til at fødes og Tid til at dø, Tid til at plante og Tid til at rydde,
Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var. Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.Tiempo de nacer y tiempo de morir; tiempo de plantar y tiempo de arrancar lo plantado
Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var. Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.Καιρος του γεννασθαι και καιρος του αποθνησκειν καιρος του φυτευειν και καιρος του εκριζονειν το πεφυτευμενον
Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var. Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.Време за раждане, и време за умиране; Време за насаждане, и време за изкореняване насаденото;
Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var. Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.время рождаться, и время умирать; время насаждать, и время вырывать посаженное;
Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var. Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.עת ללדת ועת למות עת לטעת ועת לעקור נטוע׃
Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var. Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.للولادة وقت وللموت وقت. للغرس وقت ولقلع المغروس وقت.
Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var. Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.生 有 時 、 死 有 時 . 栽 種 有 時 、 拔 出 所 栽 種 的 、 也 有 時
Doğmanın zamanı var, ölmenin zamanı var. Dikmenin zamanı var, sökmenin zamanı var.生有時 、 死 有 時 . 栽種 有 時 、 拔出 所 栽種 的 、 也有時
Erkek ya da kadın hiçkimse bugün nalları dikmeyecek.Hej, pridite sem!
Erkek ya da kadın hiçkimse bugün nalları dikmeyecek.Hej, tutaj!
Erkek ya da kadın hiçkimse bugün nalları dikmeyecek.Nikdo, muž ani žena, dneska bačkory nenatáhne.
Erkek ya da kadın hiçkimse bugün nalları dikmeyecek.Κανένας άντρας η γυναίκα δεν θα κλοτσήσει το κάδο σήμερα.
Erkek ya da kadın hiçkimse bugün nalları dikmeyecek.Не един, мъж или жена, ще ритнат кофата днес.
Evi dikme etme işini, topluiğne başının üstünde küçük oyuklar açarak hallettim.Come l'ho fatto? Facendo delle scanalature in cima allo spillo.
Evi dikme etme işini, topluiğne başının üstünde küçük oyuklar açarak hallettim.¿Cómo la construí? Haciendo ranuras en la cabeza del alfiler.
Evi dikme etme işini, topluiğne başının üstünde küçük oyuklar açarak hallettim.어떻게 만들었냐면, 못 머리 위에 홈을 파서
Evi dikme etme işini, topluiğne başının üstünde küçük oyuklar açarak hallettim.Robiłem to najpierw zrobiłem rowki w główce szpilki.
Evi dikme etme işini, topluiğne başının üstünde küçük oyuklar açarak hallettim.Und ich konstruierte es, indem ich Rillen in den Nagelkopf machte.
Evi dikme etme işini, topluiğne başının üstünde küçük oyuklar açarak hallettim.Và tôi dựng nó lên bằng cách làm một cách rãnh trên đầu đinh
Evi dikme etme işini, topluiğne başının üstünde küçük oyuklar açarak hallettim.А как я построих? Като правех улеи върху главата на карфицата.
Evi dikme etme işini, topluiğne başının üstünde küçük oyuklar açarak hallettim.А построил я его, проделывая углубления наверху иголочной головки.
Evi dikme etme işini, topluiğne başının üstünde küçük oyuklar açarak hallettim.ובשביל לבנות את זה עשיתי חריצים על ראש הסיכה.
Evi dikme etme işini, topluiğne başının üstünde küçük oyuklar açarak hallettim.أما عملية التشييد فكانت عبر صنع أخاديد في أعلى الإبرة.
Evi dikme etme işini, topluiğne başının üstünde küçük oyuklar açarak hallettim.ピンの頭に 溝をつけて その中に摩擦でガラスが入り込むようにした
Fidan dikmeye başladık ama ilk yıl çok ağaç kaybettik.1年目は大量に枯れましたが 翌年は枯れる本数が減り 死に絶えた土地が ゆっくり再生を始めました
Fidan dikmeye başladık ama ilk yıl çok ağaç kaybettik.Começámos a plantar.
Fidan dikmeye başladık ama ilk yıl çok ağaç kaybettik.우리는 나무를 심기 시작했습니다. 첫 해에는 수많은 나무를 잃었어요. 둘째 해가 되니 좀 나아졌죠.
Fidan dikmeye başladık ama ilk yıl çok ağaç kaybettik.Nous avons commencé à planter et
Fidan dikmeye başladık ama ilk yıl çok ağaç kaybettik.We begonnen met planten. Het eerste jaar gingen veel bomen dood, het jaar daarna minder.
Fidan dikmeye başladık ama ilk yıl çok ağaç kaybettik.Zaczęliśmy sadzić drzewa.
Fidan dikmeye başladık ama ilk yıl çok ağaç kaybettik.Мы принялись за работу. Мы начали сажать лес.
Fidan dikmeye başladık ama ilk yıl çok ağaç kaybettik.והתחלנו. התחלנו לנטוע ובשנה הראשונה איבדנו הרבה עצים, בשנה השניה פחות
Fidan dikmeye başladık ama ilk yıl çok ağaç kaybettik.و بدأنا ، بدأنا نزرع ، و في تلك السنة الأولى خسرنا الكثير من الأشجار، و السنة الثانية خسرنا أقل
Gözümü asla öbür kızlara dikmem.Nunca miraré a otras chicas.
Gözümü asla öbür kızlara dikmem.Больше никогда не буду смотреть на других девчонок.
Hadi, millet, Hadi gidelim. Gözlerimizi dikmeyi bırakmalım,su sadece eski bir kilise.Kom op, kerels, laat ons gaan.
Hadi, millet, Hadi gidelim. Gözlerimizi dikmeyi bırakmalım,su sadece eski bir kilise.No tak, pojïte.
Hadi, millet, Hadi gidelim. Gözlerimizi dikmeyi bırakmalım,su sadece eski bir kilise.Pridite fantje, gremo.
Hadi, millet, Hadi gidelim. Gözlerimizi dikmeyi bırakmalım,su sadece eski bir kilise.Thôi nào, chàng trai, hãy đi.
Hadi, millet, Hadi gidelim. Gözlerimizi dikmeyi bırakmalım,su sadece eski bir kilise.Vamos, chicos, andando.
Hadi, millet, Hadi gidelim. Gözlerimizi dikmeyi bırakmalım,su sadece eski bir kilise.Ελάτε παιδιά, πάμε.
İsa şu karşılığı verdi: ‹‹Göksel Babamın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir.A on odpovedal a riekol: Každá zasadená rastlina, ktorej nesadil môj nebeský Otec, bude vykorenená.
İsa şu karşılığı verdi: ‹‹Göksel Babamın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir.A on odpovídaje, řekl: Všeliké štípení, jehož neštípil Otec můj nebeský, vykořeněno bude.
İsa şu karşılığı verdi: ‹‹Göksel Babamın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir.A on odpowiadając rzekł: Wszelki szczep, którego nie szczepił Ojciec mój niebieski, wykorzeniony będzie.
İsa şu karşılığı verdi: ‹‹Göksel Babamın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir.Ed egli rispose: «Ogni pianta che non è stata piantata dal mio Padre celeste sarà sradicata
İsa şu karşılığı verdi: ‹‹Göksel Babamın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir.Il répondit: Toute plante que n`a pas plantée mon Père céleste sera déracinée.
İsa şu karşılığı verdi: ‹‹Göksel Babamın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir.Jezus antwoordde: "Iedere plant die niet door mijn Vader is geplant, zal worden uitgetrokken.
İsa şu karşılığı verdi: ‹‹Göksel Babamın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir.예수께서 대답하여 가라사대 심은 것마다 내 천부께서 심으시지 않은 것은 뽑힐 것이니
İsa şu karşılığı verdi: ‹‹Göksel Babamın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir.Men han svarede og sagde: "Enhver Plantning, som min himmelske Fader ikke har plantet, skal oprykkes med Rode.
İsa şu karşılığı verdi: ‹‹Göksel Babamın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir.Men han svarte og sa: Enhver plante som min himmelske Fader ikke har plantet, skal rykkes op med rot.
İsa şu karşılığı verdi: ‹‹Göksel Babamın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir.Ngài đáp rằng : Cây nào mà Cha ta trên trời không trồng , thì_phải nhổ đi .
İsa şu karşılığı verdi: ‹‹Göksel Babamın dikmediği her fidan kökünden sökülecektir.Ngài đáp rằng: Cây nào mà Cha ta trên trời không trồng, thì phải nhổ đi.