Sen derinden rahatlamış olmalısın.You must be deeply relieved.
Daha derin kazmamız gerekir.We need to dig deeper.
Tom derin düşünceye dalmış görünüyor.Tom seems to be deep in thought.
Tom karyolada derin uykuda.Tom is fast asleep on the cot.
Tom derin bir ilgi ile dinledi.Tom listened with deep interest.
Tom derinden içini çekti.Tom sighed profoundly.
Tom derin biçimde içini çekti.Tom sighed deeply.
Tom Mary'ye derinden aşık oldu.Tom was deeply in love with Mary.
Tom derin bir uykudan uyandı.Tom awoke from a deep sleep.
Su derin mi?Is the water deep?
Bu su derin.This water is deep.
Kar bir ayak derin.The snow's a foot deep.
Yılan derisini değiştirdi.The snake shed its skin.
Sabah, Vasilissa toprağa derin bir çukur kazdı ve kafatasını gömdü.In the morning, Vasilissa dug a deep hole in the ground and buried the skull.
Büyük balık derinleri sever.The big fish loves the deep.
Bu kuyu ne kadar derin?How deep is this well?
Kuyu derin mi?Is the well deep?
Onlar düşman bölgesi derinliklerine doğru gitti.They drove deep into enemy territory.
Derin bir uykudan sonra çok iyi hissediyorum.After a deep sleep I feel very good.
Onunla derin bir bağ hissediyorum.I feel a deep connection to him.
Uçurum ne kadar derin?How deep is the abyss?
Tom karısına derinden aşık.Tom is deeply in love with his wife.
Amerika Birleşik Devletlerinde, hapşırdıklarında birine "çok yaşa" deriz.In the U.S., we say "bless you" to someone when they sneeze.
O on derin nefes aldı.He took ten deep breaths.
Tom May'nin gözlerine derinden baktı ve gülümsedi.Tom looked deeply into Mary's eyes and smiled.
Bukalemun deri rengini değiştirebilir.The chameleon can change its skin color.
Tom üç derin nefes aldı.Tom took three deep breaths.
Senin için derin bir sempati hissediyorum.I feel a deep affection for you.
O imitasyon deri.That's imitation leather.
Onların hayvanlarının derisini yüzmem.I don't skin their animals.
Bence Dünya'nın derinliklerinde daha fazla altın olmalı.I think there must be much gold in the depths of the Earth.
Burası o kadar derin değil.It's not that deep here.
Bu beni derinden yaraladı.It hurt me deeply.
Tom deri eşyalar yaptı.Tom made leather goods.
Tom Mary'nin gözlerine derinden baktı.Tom looked deeply into Mary's eyes.
Tom, Mary'nin gözlerine derin derin baktı.Tom looked deeply into Mary's eyes.
Biz nehrin derinliğini ölçüyoruz.ׁWe're measuring the depth of the river.
Onlar arasında derin bir anlaşmazlık açıldı.A deep rift opened up between them.
Andoryalıların mavi deri, beyaz saç ve antenleri vardır.The Andorians have blue skin, white hair, and antennae.
Tom bahçede derin bir çukur kazdı.Tom dug a deep hole in the garden.
Uygun radyasyon koruması olmadan, insanlar derin uzayda dışarı çıkamaz.Without proper radiation protection, humans can't venture out in deep space.
Biz ondan derin bir biçimde endişe duyuyoruz.We're deeply concerned by that.
Ne kadar derin çok derin?How deep is too deep?
Deniz derindir.The sea is deep.
Deniz kendi kendine derinleşecek.The sea will turn deep by itself.
Tom bir çift siyah deri ayakkabı satın aldı.Tom bought a pair of black leather shoes.
Tom bir çift deri motosiklet eldiveni aldı.Tom bought a pair of leather motorcycle gloves.
Tom ellerini Mary'nin omuzlarına koydu ve derinden onun gözlerine baktı.Tom put his hands on Mary's shoulders and looked deeply into her eyes.
Ne zamandır derinde sarılık var?Since when is your skin jaundiced?
Derin deniz fobisine sahip misin?Do you have deep sea phobia?
Tom'un botları karın derinliklerine battı.Tom's boots sank deep into the snow.
Tom'un botları derin kara battı.Tom's boots sank into the deep snow.
Kar çok derindi.The snow was very deep.
Biz derinden aşıktık.We were deeply in love.
Derin bir üzüntü beni yendi.A deep sadness overcame me.
O, balığın derisini yüzüyor.He skins the fish.
Bu, gölün en derin noktası.This is the lake's deepest point.
Derin kar her şeyi kapladı.The deep snow covered everything.
Islak giysiler derime yapıştı.The wet clothes stick to my skin.
Çok derin bir düşüncede gibi görünüyordu.He seemed to be in a very deep thought.