Suyun burada ne kadar derin olduğunu biliyor musun?Do you know how deep the water is here?
Tom, derin düşüncelere dalmış, masasında oturuyordu.Tom sat at his desk, deep in thought.
Tom Mary'nin gözlerine derin derin baktı.Tom gazed deeply into Mary's eyes.
Suyun ne kadar derin olduğunu biliyor musun?Do you know how deep the water is?
Tom mağarada daha derine gitti.Tom went deeper into the cave.
Denizaltı, okyanusun derinliklerinde saklandı.The submarine hid in the depths of the ocean.
Uygar bir insanın derisinin altına bakın ve bir barbar bulacaksınız.Look under the skin of a civilized man and you will find a barbarian.
Yüzü derin üzüntü ve pişmanlık ifade ediyor.His face expresses deep sorrow and repentance.
Haber onu derinden üzdü.The news upset her deeply.
Denizin bu bölümü derin ve tehlikeli.This part of the sea is deep and dangerous.
Tom derinden şok oldu.Tom was deeply shocked.
Bakmaya gittiğimde çocuğu derin uykuda buldum.When I went to look, I found the boy fast asleep.
Tom derin dağlarda izole bir köyde büyüdü.Tom grew up in an isolated village deep in the mountains.
O bir kurtun derisini yüzdü.She skinned a wolf.
Senin aşkın ne kadar derin?How deep is your love?
Benim üzerimde çok derin bir etkisi vardı.It had a profound effect on me.
Tom yeni bir çift deri eldiven aldı.Tom bought a new pair of leather gloves.
Tom genellikle kot pantolon ve deri ceket giyer.Tom often wears jeans and a leather jacket.
Tom derin bir nefes aldı ve gözlerini kapadı.Tom took a deep breath and closed his eyes.
Tom derin bir nefes aldı ve bir şey söylemedi.Tom took a deep breath and said nothing.
Tom deri ceketini çıkardı ve oturdu.Tom took off his leather jacket and sat down.
Tom deri bir evrak çantası taşıyordu.Tom was carrying a leather briefcase.
Tom derin düşünceye dalmış pencereden dışarıya bakıyordu.Tom was staring out the window deep in thought.
Tom siyah deri eldivenler giyiyordu.Tom was wearing black leather gloves.
Tom siyah deri pantolon ve siyah deri ceket giyiyordu.Tom was wearing black leather pants and a black leather jacket.
Su bu noktada derin değil.The water is shallow at this point.
Avcı geyiğin derisini yüzüyordu.The hunter was skinning the deer.
Göl derin midir?Is the lake deep?
Bu göl derin mi?Is this lake deep?
Derine daldıkça, su da soğudu.The deeper we dived, the colder the water got.
Bu noktada derinlik küçüktür.At this point the depth is small.
Tom deriden yapılmış bir şey satın almayı reddediyor.Tom refuses to buy anything made of leather.
Tom kahverengi bir deri ceket giyiyordu.Tom was wearing a brown leather jacket.
Tom önemli evraklarını kahverengi bir deri çantada tutar.Tom keeps his important papers in a brown leather case.
Deri bir evrak çantası arıyorum.I am looking for a leather briefcase.
Onun hassas derisi var.She has delicate skin.
Tom derin bir nefes aldı ve mumları üfledi.Tom took a big breath and blew out the candles.
Bodrumda bir derin dondurucumuz var.We have a freezer in the basement.
Buz küpü tepsilerini doldurur musun ve derin dondurucuya koyar mısın?Could you fill up the ice cube trays and put them in the freezer?
Yılanın derisini yüzelim.Let's skin the snake.
Tom bir deri bir kemik değil.Tom isn't skinny.
Ethel'in tek yanıtı derin bir iç çekmekti.A deep sigh was Ethel's only response.
Deneyimin Tom üzerinde derin bir etkisi vardı.The experience had a profound impact on Tom.
Bu ondan daha derin.It's deeper than that.
Derin bir nefes aldım.I took a deep breath.
Tom, Mary'ye timsah derisi bir çanta satın aldı.Tom bought Mary a crocodile skin handbag.
Tom yatakta derin uykuda.Tom is sound asleep in bed.
Vay, bu derin.Wow, that's deep.
Burası ne kadar derin?How deep is it here?
O çok derin ve ilginç bir soru.That's a very deep and interesting question.
Bu anın şimdiye kadar sahip olduğun her şey olduğunu derinden fark et.Realize deeply that the present moment is all you ever have.
Şimdi, derin bir nefes al.Now, take a deep breath.
Gölün ne kadar derin olduğunu nereden biliyorsun?How do you know how deep the lake is?
O biraz derin.That's kind of deep.
Deri çok uzun süre boyunca güneş ışığına maruz bırakılmamalı.Skin shouldn't be exposed to sunlight for too long.
Tom derin deniz dalgıcıdır.Tom is a deep-sea diver.
Amerikan tarihinde anti-entellektüelliğin derin bir zorlanması var.There's a deep strain of anti-intellectualism in American history.
Bir deri klasöre ihtiyacım var.I need a leather folder.
Tom derinden sıkıntılı.Tom is deeply troubled.
Tom derinden etkilendi.Tom was deeply impressed.