Dünya'nın yuvarlak olduğu konusunda yeni deliller gösterdi.Hij is ervan overtuigd dat de aarde rond is.
Delil yetersizse sürgün veya beraat kararı veriliyordu.Voor veroordeling was een bekentenis of een betrouwbare getuigenverklaring nodig.
Bu konuda kuvvetli deliller vardır.Istnieją skąpe dane na ten temat.
Delile dayanmayan vehim ve kuruntulara hukukta i’tibâr edilmez, kıymet verilmez.Lecz ten, kto został do tego zmuszony, a nie będąc buntownikiem ani występnym, nie będzie miał grzechu.
Elimizde evrenin yüce Uçan Spagetti Canavarı tarafından yaratıldığına dair deliller var.Naukowcy znaleźli dowód na istnienie Latającego Potwora Spaghetti! (pol.).
Öyküdeki ikincil kişilik, protagonisti sürekli izler ve onu deliliğe sürükler.Owa druga połowa prześladuje protagonistę i prowadzi go do szaleństwa, jak i je reprezentuje.
Şehirde bir delilik salgını baş gösterir.Dodatkowo w mieście szaleje zaraza.
Gluonlara dair delil 1979'da PETRA'daki üç jet olayında gözlemlenmiştir.Dowody na istnienie gluonów zostały odkryte w zdarzeniach trójdżetowych w PETRA w 1979.
Bu deliller ışığında Atâyî'nin Tutiname'yi mensur olarak tercüme ettiği kabul görmüştür.Ӯ ӯ Ӯ – znak występujący w cyrylickim alfabecie języka tadżyckiego.
Kendisine yöneltilen suçlamaları reddetti ve delil yetersizliğinden serbest bırakıldı.Nie przyznał się wówczas do postawionych mu zarzutów i został uniewinniony z braku dowodów.
Ölümü konusunda hala delil yetersizliği ve şüpheler vardır.Nie brakowało domysłów i podejrzeń, co do przyczyn śmierci.
Buna rağmen bugün bu delilik hareketlerinin kendi lehine işlemesine kararlıdır.W końcu Sam decyduje się na szalony krok.
İlmi araştırmalar parmak izinin kimlik tespitinde kesin delil olduğunu göstermiştir.Domyśla się, że dziewczyna wpisała fałszywe dane osobowe.
Olay yerindeki delilleri topladıktan sonra görevlilerden birisi sigara dumanı kokusu alır.Po zabiegu u osób palących widoczne mogą być siniaki w miejscu zabiegu.
Ancak 3 Mart 1891'de delil yetersizliğinden serbest bırakılmıştır.23 maja 1951 roku został zwolniony z powodu braku dowodów winy.
Eşi kendisine bir yabancı gibi davransa da Kim, eşine hala deliler gibi aşıktır.Trwa nawet, gdy ukochanej osobie wydaje się, że jesteś jej obcy.
İlm-i evvel delili: "Evren'deki her şey ilim (ilk ya da ön bilgi) ile var olabilir.Powiedział: „Obwieścił mi Wszechwiedzący, Świadomy.”
Cedric ona deliler gibi aşık.Phoenix był w niej szaleńczo zakochany.
Vesania (Latince'de delilik) Polonyalı bir senfonik black metal/blackened death metal grubudur.Vesania – polska grupa wykonująca muzykę z pogranicza symfonicznego black metalu i blackened death metalu.
İlmî Deliller.Najważniejsze fakty.
Yani gerçek anlamıyla temyizde artık deliller incelenmez.Okazuje się jednak, że jego zegarek nie ma już wskazówek.
İlm-i evvel delili: "Evren'deki her şey ilim (ilk ya da ön bilgi) ile var olabilir.För det första lät han pålysa i moskéerna att alla som kände till någon uppenbarelse skulle meddela om den.
Delila, Samson'un ağzından laf alarak gücünün uzun saçlarından kaynaklandığını öğrenir.Delilah lyckas till slut får ur Samson hans hemlighet – hans styrka sitter i håret.
Sezar duruşmada Clodius'a karşı bir delil sunmayınca genç adam beraat etti.Caesar lade dock ej fram några bevis mot Clodius vid rättegången, och denne frikändes.
Davalar o dönem yeni başlamıştı ve deliller toplanıyordu.Hon hade nyligen slagit igenom med Those Were the Days.
16 yaşından beri bu gruplayım, bu delilik!" demiştir.Jag har förändrats som kvinna sedan jag var 19."
Birçok delilden anlaşılır ki, cinayeti işleyen kapıcıdır.Trots det leder spår till vad som verkar vara gärningsmannen.
Ayrıca adım adım deliliğe yaklaşmaktadır.För andra betydelser, se Crique la Folie.
Bazı deliller alıştırılır.Kenningar används ofta.
Bu nedenledir ki Foucault deliler üzerinde araştırmalar yapmıştır.Som exempel tar Foucault upp brottslingar.
MOBIUS sözde deliliğini davranışlarıyla göstermeye çalışır.Hamlet döljer sitt rätta tillstånd i vansinne.
Stalin’in ölümünden sonra, yeni Sovyet liderliği, delil yetersizliğinden davayı düşürdü.Efter Stalins död ledde en ny utredning av sammansvärjningen fram till att anklagelserna hade varit grundlösa.
Delil bir şeyi kanıtlamaya yönelik ipuçlarıdır.Ett bevisled är ett led i en bevisföring.
Çevremizde pek çok delilik var ve ben insanları mutlu etmek istiyorum."Jag har vuxit och gått igenom vissa saker i mitt liv och jag firar och hedrar det".
Genetik delillere göre ise, insanoğlunun ilk ortaya çıkışı yaklaşık 1.5 milyon yıl öncedir.Genetiska studier visar dock att de skiljdes åt för 1,5 miljoner år sedan.
Ebu Nidal Örgütü ile bağlantı sağlayan bir delil ortaya çıkmamıştır.Det finns inget påvisbart samband med den svenska adelsätten Bielke.
Gelecekteki deliller bunun bir hata olduğunu ispat etti.Майбутні події показали, що це була велика помилка.
Akın: Delilin var mı?Чи є у вас дача?
Yapılan soruşturma daha sonra delil yetersizliğinden dolayı kapatılır.Пізніше звинувачення було знято через недостатність доказів.
Ayrıca adım adım deliliğe yaklaşmaktadır.Однак нове покликання наближає її до межі божевілля.
Bu teorinin en büyük delili yerbilimsel katmanlardaki aşırı iridyum miktarıdır.Звичайно, треба вести ці дослідження в найширшому загальнолюдському масштабі.
Vesania (Latince'de delilik) Polonyalı bir senfonik black metal/blackened death metal grubudur.Vesania (лат. божевілля) - польська симфо/дез/блек-метал група.
Bunlardan birine göre gerçek bilgelik, deliliktir.У цьому погляді читається мудрість, розважливість.
Şükufe'ye deliler gibi aşıktır ama Koyu Bilal de Şükufe'yi sevmektedir.Вона безоглядно дарує свою любов, але також любить бути оточеною увагою.
Deliliğin geçici bir türü olarak dahi görülebilir.Ситуативний перехід на особистості може розглядатись як частковий випадок образливого.
Gerçekte böyle bir şey dediğine dair bir delil yoktur.Взагалі немає жодних доказів, що існувала така змова.
Delil tespiti, evlilik dışı çocukların neseplerinin tespiti gibi.Розповіді про реєстрацію одностатевих шлюбів.
Bazı deliller alıştırılır.Деякі зразки експонуються.
Kendisini deliliğin sınırına sürükleyen kaygısı, sanatına yön vermiştir.Відчуття необмеженої влади довело його майже до божевілля.
O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve delilik içine düşmüş oluruz.Jedná se o rovinu obsahovou (co řekneme) a vztahovou (jak to řekneme).
Gerçekte böyle bir şey dediğine dair bir delil yoktur.Ve skutečnosti neexistují důkazy, že by tomu tak bylo.
Bu onu çok üzdü, hatta deliliğe kadar sürükledi.To ho naprosto dožene k šílenství.
Bu esere gösterilen rağbete delil.dir.Jakou bázeň vzbuzuje toto místo!
Bazı deliller aktif taşımayı işaret eder.Číslování svědčí o přemístění některých zastavení.
Sanıklar, saldırıdan sonra, delilleri karartmaya yönelik toplantılara da iştirak etmişlerdi.Vyznavači a ti, kteří při pronásledování obstáli, však trvali na skutečném a upřímném pokání navrátilců.
Ama yeterli delil bulunmamaktadır.Přímý důkaz přesto chybí.
Sonradan tüm sayısal deliller, π(x)'nin daima li(x)'den daha az olduğunu gösterdi.Oběti si přitom často do poslední chvíle myslí, že užili (méně nebezpečnou) extázi.
Ancak delil yetersizliğinden dolayı mahkemede beraat ederek serbest kaldı.V průběhu soudního procesu byl však pro nedostatek důkazů osvobozen.
Adını açık delil manasına gelen ve ilk ayette geçen "el-beyyine" kelimesinden almıştır.Název Ash si vybrali podle prvního slova, které se jim zalíbilo ve slovníku.
Çevremizde pek çok delilik var ve ben insanları mutlu etmek istiyorum."Există multă furie în lumea din jurul nostru și vreau ca oamenii să fie fericiți.” —Madonna.