Küfür edilmez, dedikodu yapılmaz ve kavga edilmez.Dit is normaal, geeft geen klachten en hoeft niet behandeld te worden.
Çünkü yapılan dedikodular herkesi rahatsız etmişti.Wszystkich bowiem oburzył czyn Azoga.
Küfür edilmez, dedikodu yapılmaz ve kavga edilmez.Nie było żartowania ani plotkowania.
Bu albüm sonrası Beatles'ın yeniden bir araya geleceği dedikoduları başlamıştı.Pierwotnie nowy album miał nosić tytuł The Beatles Again.
Tom dedikodu yapmayı seviyor.Tom lubi plotkować.
Tacitus'a göre halk bir günah keçisi aramıştı ve dedikodular Nero'yu sorumlu tuttu.Enligt Tacitus sökte folket efter en syndabock och det fanns rykten om att Nero bar ansvaret.
Fakat onu çekemeyenler onun hakkında bir dedikodu uydurmuşlar.De som inte följde hans lära skulle betraktas som avfällingar från den rätta tron.
Çünkü yapılan dedikodular herkesi rahatsız etmişti.Їх виступ піддало всіх в шок.
Aksi yöndeki dedikodulara rağmen Mayer, 2003'te Heidi Klum ile çıkmadı.Незважаючи на чутки, Мейер ніколи не був у близьких стосунках з Хайді Клум.
Kraliçenin de bununla ilgisi olduğuna dair dedikodular çıktı.Подібного роду чутки виходили і від цариці.
Yıllarca prens Edward'ın eşcinsel olduğuna dair dedikodular aldı yürüdü.Багато років потому Нельсон Піке визнав, що професор мав рацію.
Düşmanları gecikmeden, Marie Antoinette'in öz oğlunu zehirlettiği dedikodusunu yaydı.Після битви при Філіпах Марк Антоній відіслав їй прах її загиблого сина.
Bu durum onun Jeanne-Antoinette’in babası olduğu yolundaki dedikoduları doğurmuştur.Vše pak daroval své milence Jeane-Antoinettě.
Bu konser sonrası Kiss'in orijinal kadrosu ile tekrardan bir araya gelme dedikoduları ve beklentileri arttı.Tato akce spustila vlnu spekulací o tom, že se znovu spojí původní sestava skupiny Kiss.
Çünkü yapılan dedikodular herkesi rahatsız etmişti.Omlouvá se za nepříjemnosti, které jim všem způsobil.
Olga yaşadığı sürece, onun geleceği ile ilgili evlilik dedikoduları Rusya'da büyük bir konuydu.În timpul vieții sale viitoarea căsătorie a Olgăi a fost subiect de mari speculații în Rusia.
Çünkü yapılan dedikodular herkesi rahatsız etmişti.Cele din naos au fost toate deranjate de intervenții mai târzii.
Bu onun hakkında dedikodular çıkmasına neden oldu.Ezen okból kifolyólag pletykák keltek szárnyra.
Erkek gibi konuşur fakat huyları ergen, dedikoducu bir genç kızı andırır.Kertelen ismét beszélni tanult, úgy gagyogott, mint egy kisgyermek.
Bu durum onun Jeanne-Antoinette’in babası olduğu yolundaki dedikoduları doğurmuştur.Sellaiseksi tarjottiin Jeanne-Antoinetten isää.
O ve kocasının yalan ve dedikodu kurbanı olduğunu söyledi.Hänen aviomiehensä on sanottu olleen väkivaltainen ja tyrannisoiva.
Gruptan bir süre ses çıkmadı ve dağıldıkları konusunda dedikodular çıkar.Ryhmästä ei ilmoitusta ennen ollut kuultu viikkoon, joten ryhmän katoamisesta alkoi kiertää huhuja.
Küfür edilmez, dedikodu yapılmaz ve kavga edilmez.Totuus ei löydy kiistellen eikä väitellen, ei toisia nujertaen.
Çünkü yapılan dedikodular herkesi rahatsız etmişti.Τα σκίτσα ήταν εύπληπτα από όλους.
Yorumlar kısa zamanda dedikoduya ve iftiraya dönüşür.Το σκόπιμο γέλιο σύντομα μετατρέπεται σε πραγματικό και μεταδοτικό γέλιο.
Muhtar Sefer, Ali'nin annesini öldürdüğü dedikodusunu yayar.Τελικά, δηλώνει ανήσυχος όταν η κόρη του τού αποκαλύπτει κάτι που της έκανε η μητέρα της.
PSG onu satacağı zaman teklif dedikoduları arttı.Καθώς το Susning μεγάλωνε, το ζήτημα με τον βανδαλισμό έγινε μεγαλύτερο.
İnsanlar dedikodu yapmaktan hoşlanır.Στους ανθρώπους αρέσει το κουτσομπολιό.
Çünkü yapılan dedikodular herkesi rahatsız etmişti.De fik alle råt for usødet.
Dedikodu ihanettir.) sloganı seçilmiştir.(Engelsk titel Betrayed) Udvalgt.
Dedikoduyu ve aynı zamanda kesin bir sessizliği simgeler.De udstråler uro og samtidig stor klarhed.
O ve kocasının yalan ve dedikodu kurbanı olduğunu söyledi.Hun mente at hun og mannen var blitt ofre for løgn og sladder.
Çünkü yapılan dedikodular herkesi rahatsız etmişti.Protestantene var opprørte over niddåden.
Kumar oynamaktan, şarap içmekten ve dedikodudan hoşlanıyordu.I sin ungdom var hun «søt og glad» og likte å spille, drikke vin og sladre.
Haçlılar Selçukluların Antakya'yı terk ettiklerine dair bir dedikodu duydular.Korsfarerne hørte rykter om at Antiokia var blitt forlatt av seldsjukkene.
Tartışma ve riyâdan hoşlanmaz; dedikodu, gıybet ve zulümden uzak dururlar.Dapat tertawa dan bergembira secara bebas, dan mampu menghayati penderitaan dan kedudukan tanpa lupa diri.
Yalan davalar ve dedikodular başladı.Kelicikan dan kebohongan mulai tampak.
Tacitus'a göre halk bir günah keçisi aramıştı ve dedikodular Nero'yu sorumlu tuttu.Menurut sejarawan Tacitus, sebagian masyarakat menganggap Nero bertanggung jawab atas kejadian tersebut.
Çünkü yapılan dedikodular herkesi rahatsız etmişti.Hành động này của các ngư dân khiến mọi người phẫn nộ.
Kraliçenin de bununla ilgisi olduğuna dair dedikodular çıktı.女王と恋仲であるとのうわさがあった。
Birbirlerine saldıracaklarına dair dedikodular gezinmekteydi.互いに押し付けあうという騒動が起こっている。
Çünkü yapılan dedikodular herkesi rahatsız etmişti.流言が飛び交い人々は極度に動揺した。
Her sabah Öykü'nün odasında dedikodu terapisi yaparlar.ある病室で毎晩笑い声を発している。
Üsâse dedikoduları yaymaktan sorumlu tutuldular.昨今怪異の噂が乱れていることについて、原因を追究している。
Yorumlar kısa zamanda dedikoduya ve iftiraya dönüşür.首先肯定是谣言,肯定是谎言。
Üsâse dedikoduları yaymaktan sorumlu tutuldular.後來目擊散播謠言的犯人。
İnternet üzerinden imzasız, çok kolay dedikodu çıkabiliyor.网上流传的那个东西是不正确的,那才是纯粹的谣言。
Ayrıca yalan söylemek, dedikodu yapmak ve kibirlenmekde haram olarak kabul edilir.高傲专横、违背誓言和怠慢客人也要遭到惩罚。
Çünkü yapılan dedikodular herkesi rahatsız etmişti.一切众生所有怖畏苦切恼害。
Kötü niyetli, dedikoducu, ikiyüzlü biri.他是个伪善的、失衡的、说谎的人。
Guevara'nın ortadan kayboluşu ile ilgili Küba içinde ve dışında pek çok dedikodu yayıldı.홋카이도와 난세이 제도를 제외한 일본열도 전역에서 목격담이 보고되고 있다.
Kraliçenin de bununla ilgisi olduğuna dair dedikodular çıktı.또한 왕비가 주장하는 망명 자체도 어려움이 있었다.
O sıralar ortalıkta "Chobitler" dedikodusu dolaşmaktadır.בשנים אלו החלו שמועות סביב אפרו של צ'אפמן.
Üsâse dedikoduları yaymaktan sorumlu tutuldular.בעקבות ההתרסקות נפוצו שמועות על חבלה.
Kayınpederi İmparator VII. Konstantinos'u zehirlediğine dair dedikodular vardır.Имало слухове че Константин VII е бил отровен.
Ölümünün ardında kraliçe Maria Luisa tarafından zehirlendiği dedikoduları çıktı.Отровен е по нареждане на царица Мария.
İnsanlar dedikodu yapmaktan hoşlanır.Хората си падат по клюкарстването.
Bir dedikoduya göre bir iş adamı ile tanışmış, onunla evlenmeyi planlamaktadır.Ona ga upita kako mu se može sviđati osoba koja bi spavala s oženjenim muškarcem.
Dedikoduyu ve aynı zamanda kesin bir sessizliği simgeler.66.)) i to, kako su istakli, mirnim putem.
Erkek gibi konuşur fakat huyları ergen, dedikoducu bir genç kızı andırır.Govoraše kao djeca kad se bude, bez ikakvog ženskog prenemaganja.