Böbrekleri de değerli bir yiyecektir.Для нас вредители — прекрасная еда.
Değerli taş Mücevher tasarımcısı ^ inci.Ценный ювелирно-поделочный камень.
Aynı zamanda düşük değerli kalite faktörü devre performansını arttırır.Даже небольшое увеличение точности предсказаний существенно увеличивает силу игры.
Stewie ise Brian'a hayatının çok değerli ve yaşanmaya değer olduğundan söz etti.Стики говорит о том, насколько проще была бы его жизнь, если бы он был белым.
Nehirde avlanan en değerli balık Nil levreği'dir.На реке развито рыболовство, наиболее ценная из местных пород рыб — нильский окунь.
Yarı değerli taş olarak takılarda kullanılır.يتم استخدامه بمثابة الأحجار الكريمة.
Güncel olarak dört değerlikli bir aşı bulunmaktadır.Bu aşı tüm dört aşının birleşimi olarak mevcuttur.اللقاح الرباعي موجود الآن، والذي يجمع بين جميع اللقاحات الأربعة.
İçinde çok değerli tablolar bulunur.له العديد من المؤلفات القيمة.
Honda, 2011 AFC Asya Kupası'nda en değerli oyuncu ödülüne layık görüldü.وكان هوندا قد تحصل على جائزة أفضل لاعب في بطولة امم آسيا 2011 بالدوحة.
Bu gün çok değerli bir şey buldum.ومثل هذا كثير قيما بعد.
2007-Dünya Kupası-En değerli oyuncu.أشهر لاعب نشط حالياً في العالم 2007.
Özel anahtar parola kadar değerlidir.اسم الخاصية يمثل مفتاح للقيمة نفسها.
Bu durum özellikle reklam sektöründe çok değerlidir.وهذا الأمر مفيد بشكل خاص في الصحافة الاستقصائية.
Bu değerli ödülü toplam dört kez almıştır.فازت بجائزة غرامي أربع مرات.
Özellikle Bizans döneminde yöre madenlerinden çıkan değerli metaller para basımında kullanılmıştır.أوساس معروف بصورة أساسية من العملات المعدنية التي صُكت خلال عهده.
Pullardan beş tanesi çok az sayıda sürşarjlandığı için çok değerlidir.ولم تطلق سوى 5 ألعاب لهذا الجهاز لأن المبيعات كانت قليلة جداً.
Altın tarih öncesi çağlardan beri değerli olduğu bilinmektedir.النسبة الذهبية معروفة على الأرجح منذ عصور ما قبل التاريخ.
Çalışmalarda virüslerin kullanımı hücre biyolojisi hakkında değerli bilgiler sağlamıştır.وقد وفرت دراسة واستخدام الفيروسات معلومات قيمة حول جوانب البيولوجيا الخلوية.
Algoritma aşağıdaki gibi çalışır: Listedeki en küçük değerli öğeyi bul.هذه الخوارزمية تعمل كما يلي: إوجد العنصر الأقل قيمة في القائمة.
Değerli metaller ve bronzlar, anıtlardan ve hatta Ayasofya'dan bile söküldü.Metais preciosos e bronze foram retirados de monumentos e até da Santa Sofia.
Bilimde itibar değerli olduğundan, Matthew etkisinin bazı iddiaları çekişmededir.Como crédito é valorizado na ciência, algumas afirmações específicas do efeito Matthew são controversas.
Yıllarca Salzburg Müzesi'nin merkezi için son ve en değerli yer hakkında bir tartışma sürdü.Um debate sobre a localização final e mais digna para a sede do Museu de Salzburgo durou por décadas.
Bu performansıyla finalin En Değerli Oyuncusu (MVP)'si seçildi.Com esta performance foi coroado MVP (Most Valueble Player) das finais.
Pırlanta ve değerli taşların seçimi için de aynısı geçerlidir.O mesmo acontece com a seleção de diamantes e pedras preciosas.
Bu model, değerli taşlarla kaplı altınla işlenmiştir.O modelo, de ouro, é cravejado de pedras preciosas.
Böbrekleri de değerli bir yiyecektir.As folhas do nabo (nabiças) constituem um excelente alimento.
Yarı değerli taş olarak takılarda kullanılır.Ocasionalmente é usada como pedra preciosa.
Necef’te değerli birkaç üstaddan dersler aldı.Precisou aprender rápido algumas lições.
Üzüm şarap için çok değerlidir.Por exemplo: O vinho é bom.
Fazla kalsit veya pirit ihtiva eden taşlar diğerlerine oranla pek değerli değildir.As pedras que contêm demasiadamente calcita ou pirita não são artigo de grande valor.
Çok değerli mücadeleciler kaybedildi.Houve uma considerável debandada das forças derrotadas.
Oyun içinde çok değerlidir.São quase inúteis no jogo.
Sanayi Katma Değerli GSYİH 2012.Indústrias por valor adicionado ao PIB em 2012.
Erişkinlikte yapılan müdaheleler de değerlidir ama daha az yararlı olur.Outros prémios também foram ganhos mas com menos relevancia.
Başka bir değerli parça ise dünyaca meşhur Kaşıkçı Elması'dır.Mas, sem dúvida, um dos pratos mais conhecidos em todo mundo é a batata frita.
Her yüzüğün kendine ait değerli bir taşı vardı.Cada faixa era uma jóia.
Değerli taşların ışıltısına hayran kalmışlar.As portas estavam adornadas com metais preciosos.
4 Kadın, mor ve kırmızı giysilere bürünmüş, altınlar, değerli taşlar, incilerle süslenmişti.A mulher estava vestida de azul e vermelho, e adornada de ouro, pedras preciosas e pérolas.
Her yıl üç tane En Değerli Oyuncu Ödülü dağıtılır.Todo ano são premiados os melhores jogadores da temporada regular.
Bu aile hukukuna göre kadın daha az değerli olan canlıydı.Para ela, a Igreja tinha papel fundamental nessa condição da mulher inferior e obediente.
Bunların yanı sıra bu sezonda En Değerli Oyuncu ödülünün da sahibi oldu.Em 2000, ele também recebeu o prêmio de Jogador Mais Valioso da Temporada.
Aralık ayının en değerli oyuncusu seçildi.Foi ainda eleito o melhor jogador de março.
Bu zaman zarfında ipek altından daha değerli bir ürün olarak alıcı bulmuştur.Como consequência, durante algum tempo, foi considerado um metal precioso, mais valioso que o ouro.
Wilt Chamberlain finallerin en değerli oyuncusu seçilmiştir.Wilt Chamberlain foi eleito o MVP daquelas finais.
Tüfek şu an nadir bulunmaktadır ve çok değerlidir.O álbum é bastante raro sendo muito valioso hoje em dia.
Algoritma aşağıdaki gibi çalışır: Listedeki en küçük değerli öğeyi bul.De methode werkt als volgt: Zoek de kleinste waarde in de lijst.
Kendilerine bir bağışlanma ve değerli bir rızık vardır.''God zal hen bij deze inname bijstaan en voor een goede afloop zorgen.
Lebron James'de NBA Finallerinin en değerli oyuncusu seçilmişti.LeBron James van Miami werd verkozen tot zowel NBA Most Valuable Player als NBA Finals Most Valuable Player.
Çok değerli mücadeleciler kaybedildi.Er ging veel oud geboomte verloren.
Kerestesi çok değerlidir.De hars is waardevol.
Aynı zamanda turnuvanın En Değerli Oyuncu ödülüne lâyık görüldü.Tevens kreeg ze de prijs voor beste speelster van het toernooi.
Bu durum özellikle reklam sektöründe çok değerlidir.In al deze gevallen gaat het feitelijk om reclame.
Brabant dükü, Vilvoorde'un, oldukça güçlü Flandre'ye karşı değerli bir asset olarak gördü.Als graaf van Holland vormde hij een sterk bondgenootschap met Brabant tegen Vlaanderen.
1. Mıntıka mücevher gibi değerli eşyaların üretiminde ustalaşmıştır.District 1 is gespecialiseerd in het produceren van luxeartikelen zoals juwelen.
Odunu değerli değildir.Het programma is waardeloos.
Fayansı, yarı değerli bir taş olarak kabul ediyorlardı.Zij werden vereerd als halfgoden.
Finallerin en değerli oyuncusu Wes Unseld olmuştur.Het meest succesvolle nummer van Waller was Ain't Misbehavin.
Aşkımız, kalbimiz ve ruhumuz ile, Değerli ve onurlu neyimiz varsa.We zijn bereid ons hart en ziel voor je te geven.
Stewie ise Brian'a hayatının çok değerli ve yaşanmaya değer olduğundan söz etti.Van Bakel liet weten dat alles wat hij er aan aandacht en energie aan besteed te veel is.
Bu nedenle bu yüksek değerlileri elde etmek oldukça zordur.Het is echter lastig om met die producten hoge waarden te halen.