O, her zaman karısının görüşlerine değer verir.He always values his wife's opinions.
O, eski arabasına hâlâ değer veriyor.He still cherishes his old car.
O, fırsatı en iyi şekilde değerlendirdi.He made the best of the opportunity.
O, profesöre oldukça değer veriyor.He esteems the professor highly.
O, parayı en iyi şekilde değerlendirdi.He made good use of the money.
Çok değerli bir keşif yaptı.He made a very valuable discovery.
O küçük gelirini en iyi şekilde değerlendirdi.He made the best of his small income.
O, onura her şeyden daha çok değer verir.He values honor above anything else.
Boş zamanını en iyi şekilde değerlendirdi.He made the most of his free time.
O, takımımızdaki en değerli oyuncudur.He is the most valuable player in our team.
O, şirketimiz için değerli bir kazanımdır.He is a valuable acquisition to our company.
Onun çok sayıda değerli tabloları var.He has quite a few valuable paintings.
O bizim için değerlidir.He is precious to us.
Durumu değerlendirdi ve derhal harekete geçti.He sized up the situation and acted immediately.
Onun dikkate değer bir hafızası vardır.He has a remarkable memory.
Ona hiçbir şey broşundan daha değerli değildir.Nothing is more precious to her than the brooch.
O sağlığa zenginliğin üzerinde değer verir.She values health above wealth.
Onun çalışkanlığı gerçekten övgüye değer.Her diligence is indeed worthy of praise.
O, dikkate değer sonuçlar elde etti.She achieved remarkable results.
O, değerli bir yüzük takıyor.She is wearing a valuable ring.
O son günlerde İngilizcede kayda değer ilerleme yaptı.She has recently made remarkable progress in English.
Ölmüş kocasının anısına değer verdi.She cherished the memory of her dead husband.
O benim için çok değerlidir.She is very dear to me.
Onun oğlu, hayatı yaşamaya değer kılıyor.Her son makes life worth living.
Onun bir sürü değerli kitapları var.She has many valuable books.
O, ona çok değer veriyor.She thinks the world of him.
Sen hastalanıncaya kadar iyi sağlığın değerini fark etmedin.It is not until you get sick that you realize the value of good health.
Annem onun için değerli olan her şeyi sattı.My mother has sold everything that is dear to her.
Gerçek arkadaşlık paradan daha değerlidir.Real friendship is more valuable than money.
Yarın yaklaşık bu zaman Osaka'nın görülmeye değer yerlerini geziyor olacağız.We will be doing the sights of Osaka about this time tomorrow.
Sıkıca-örülmüş halılar genellikle daha değerlidir.Tightly-knit carpets are generally more valuable.
İyi bir eğitimin değeri para cinsinden ölçülemez.The value of a good education cannot be measured in terms of money.
Dostluk hepsinin en değerlisidir.Friendship is the most precious of all.
Dostluk her şeyden daha değerlidir.Friendship is more precious than anything else.
Hiçbir şey dostluk kadar değerli değildir.Nothing is so valuable as friendship.
Bir arkadaş az sayıda hazine kadar çok değerlidir.Few treasures are worth as much as a friend.
Değerli eşyalarımı bana geri verebilir misin?Could you give me back my valuables?
İkisinin arasında dikkate değer farklılıklar var.There are noticeable differences between the two.
Yemek pişirmeye gelince, hiç kimse Mary'ye eş değerde olamaz.When it comes to cooking, no one can equal Mary.
İyi kitaplar her zaman okumaya değer.Good books are always worth reading.
Uygun olan bir çelik kasaya değerli eşyalarımı koymak istiyorum.I'd like to put my valuables in a safe deposit box, if any are available.
Takımımızda en değerli oyuncudur.He's the most valuable player on our team.
Sevgi kadar değerli hiçbir şey yoktur.There's nothing as precious as love.
Sessiz olun, ya da işitmeye değer bir şey konuşun.Be silent, or speak something worth hearing.
Bu bölge, değerli madenler üretir.This region produces precious minerals.
Bu mali denetim, aynı zamanda şirketin varlıklarının bir değerlendirmesini içerir.This financial audit also includes an evaluation of the company's assets.
İsviçre, çok güzel bir ülkedir ve ziyaret edilmeye değerdir.Switzerland is a very beautiful country and well worth visiting.
Bunun zaman harcamaya değer olduğunu düşünüyor musun? Öyle olduğunu sanmıyorum.Do you think it's worthwhile? I don't think so.
Onun görüşleri değersizdir.His opinions are worthless.
Platon benim arkadaşımdır ama gerçek benim için daha değerlidir.Plato is my friend, but the truth is worth more to me.
O buna değer.It's well worth it.
Her iki yer de ziyaret edilmeye değer.It's worthwhile to visit both places.
Eski kaleler ziyaret etmeye değerdir.It's worthwhile visiting the old castles.
Söylemeye değer başka bir şeyim yok.I have nothing else worth saying.
Doların değeri artıyor.The value of the dollar is going up.
Sağlığımız bizim en değerli varlığımız.Our health is our most precious possession.
Hiçbir şeyin zamandan daha değerli olmadığı söylenir.It's said that nothing is more precious than time.
Tüm çoraplar çok değerlidir.All socks are very precious.
Bazı değerli taşlar akuamarin, ametist, zümrüt, kuvars ve yakuttur.Rare gems include aquamarine, amethyst, emerald, quartz and ruby.
Köpek kulaklı sayfalar kitapları daha az değerli yaptı.The dog-eared pages made the book less valuable.