Bu paraya değer.It's worth the money.
Ben değersiz hissediyorum.I feel unappreciated.
İş hayatında az değer gördüğümü hissediyorum.I feel underappreciated at work.
Değerli öğeleri araçta bırakmayın.Do not leave valuable items in the vehicle.
Onun görüşü değersiz.Her opinion is worthless.
Bu bütünüyle bir atışa değer.It's totally worth a shot.
Bu üç yüz dolar değer.That is worth three hundred dollars.
Tom paranın değerini anlamıyor.Tom doesn't understand the value of money.
Değerli zaman kayboldu.Valuable time has been lost.
Değerli eşyaları bir arabada bırakmayın.Don't leave valuable items in a car.
Değerli eşyaları arabada bırakmayın.Don't leave valuable items in the car.
Senin küpelerine ne kadar değer biçti?What price did he quote you for the pair of earrings?
O üç yüz dolar değer.That's worth three hundred dollars.
Arabanda değerli eşyalar bırakma.Don't leave valuables in your car.
Arabanızda değerli eşya bırakmayın.Don't leave valuables in your car.
Aracınızda değerli eşyalarınızı bırakmayın.Don't leave valuables in your vehicle.
Değerli eşyalarını aracında bırakma.Don't leave valuables in your vehicle.
Değerli eşyalarınızı aracınızda bırakmayınız.Don't leave valuables in your vehicle.
Değerli eşyalarınızı aracınızda bırakmayın.Don't leave valuables in your vehicle.
O değersiz.He's cheap.
Bu hakkında düşünmeye değer.It's worth thinking about.
Bu hakkında konuşmaya değer.It's worth talking about.
Hisse senetlerinin bir gecede değeri düştü.The stocks fell in value overnight.
Bu yalnızca yaklaşık bir değerdir.This is only an approximate value.
Bunun ne kadar değerinde olduğunu lütfen bana söyleyebilir misin?Can you please tell me how much it's worth?
Sanırım bu hala denemeye değer.I think it's still worth a try.
Bazen cesaret dikkatten daha değerlidir.Sometimes courage is more valuable than caution.
Planlar değersizdir ama planlama her şeydir.Plans are worthless, but planning is everything.
Kadınlar erkeklerden farklı olarak değerlendirilir.Women are judged differently than men.
Kütüphaneler bizim en değerli kaynaklarımızdan biridir.Libraries are one of our most valuable resources.
Sağlık zenginlikten daha değerlidir.Health is more valuable than wealth.
Sağlık, zenginlikten daha değerlidir.Health is worth more than wealth.
Ben değersizim.I'm worthless.
Aşk altından daha değerlidir.Love is more precious than gold.
Para dünyada her şeyden daha değerlidir!Money is worth more than everything else in the world!
Onlar buna değer mi?Are they worth it?
Belki o buna değer.Maybe it's worth it.
Onun doğru bir değerlendirme olduğunu düşünüyorum.I think that's an accurate assessment.
O çok değerli.That's worth a lot.
Deneme süresi otuz gün içinde sona ermeden önce yazılımı değerlendirebilirsin.You may evaluate the software before the trial period expires in 30 days.
Sen bana değer vermiyorsun.You don't value me.
Başka bir dili okumak zordur ama zaman harcamaya değer.Studying another language is hard, but worthwhile.
Tom değerli bir ders öğrendi.Tom has learned a valuable lesson.
Bu değer verdiğim tek şey.This is the only thing I care about.
Biz değerleri ve çıkarları paylaştık.We have shared values and interests.
Özgürlük değerlidir.Freedom is precious.
Tom'un çok sayıda değerli pulları var.Tom has many valuable stamps.
Tom'un bir sürü değerli kitapları var.Tom has a lot of valuable books.
Onun ilk cevabı övgüye değerdi.His first answer was laudable.
Onun çalışması da değerlidir.Her work is also valuable.
Bu öznel bir değerlendirme değildir.This isn't a subjective assessment.
Onların desteği çok değerli.Their support has been invaluable.
Bu deney denemeye değer.This experiment is worth trying.
Değerli bir şey öğreniyorum.I'm learning something of value.
Bir değerlendirme özeti var mıydı?Was there an assessment rubric?
Bir değerlendirme bölümü var mıydı?Was there an assessment rubric?
Sadece Tom'un değerli eşyaları alındı.Only Tom's valuables were taken.
Bu kazanmaya değer bir savaş.That's a battle worth winning.
Bu, haber değeri taşıyor gibi görünmüyor.This hardly seems newsworthy.
Onu değerlendirmeye çalışıyoruz.We're trying to assess that.