Ana içeriğe geç
Sözlük

dam ile cümle

dam kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
3
HARF
1
HECE
6
ORT. KELİME
Onların kartpostallarını damgalamıyorum.I'm not stamping their postcards.
Bu, okyanusta sadece bir damla.It's a mere drop in the ocean.
Elbisemdeki gözyaşını gördüğümde bir damla gözyaşı döktüm.I shed a tear when I saw the tear in my dress.
Onlar seni bir korkak olarak damgaladı.They branded you a coward.
Tom'un mükemmel bir damak tadı var.Tom has excellent taste.
Damadı tanıyor musun?Do you know the groom?
Tom tavana baktığında gözüne bir damla su düştü.When Tom looked up to the ceiling, a drop of water fell into his eye.
Dan'in mektubu Londra'dan damgalanmıştı.Dan's letter was postmarked London.
Koyun damla hastalığından ölüyor.The sheep is dying of gid.
Tahtayı damar yönünde kesmek daha kolaydır.It's easier to cut wood with the grain.
Şüphelinin en son boya damlamış marangoz pantolonu giydiği görüldü.The suspect was last seen wearing paint-splattered carpenter pants.
Bir boya hastanın kol damarına enjekte edilebilir.A dye was injected into a vein of the patient's arm.
Musluk damlıyor.The faucet is dripping.
Tom damadını öldürdü.Tom murdered his son-in-law.
Tom benim damadım olacak.Tom is going to be my son-in-law.
Damarlarımda kahramanların kanı akıyor.The blood of heroes flows in my veins.
Biz suyumuzun tuzunu almak için güneş enerjili damıtma kullanırız.We use solar-powered distillation to desalinate our water.
Bu bardağı taşıran son damlaydı.That was the last straw.
Kanım damarlarımda dondu.My blood froze in my veins.
Tom iyi bir damat mı?Is Tom a good son-in-law?
Ben satranç oynayabilirim ama dama oynayamam.I can play chess, but I can't play checkers.
Bildiğimiz bir damla, bilmediğimiz bir okyanus.What we know is a drop. What we don't know is an ocean.
Şimdi bu suyu damıtacağız.Now we will distill this water.
Senin damat onu ona verdi, zira onun ona çok ihtiyacı vardı.Your son-in-law gave it to him, for he needed it badly.
Dil ve damak tat organlarıdır.The tongue and the palate are the taste organs.
Şimdi ilk yağmur damlası düşüyor.Now the first raindrops are already falling.
Doktor bana göz damlalarını günde üç kez gözlerime koymamı söyledi.My doctor told me to put the eyedrops in my eyes three times a day.
Özgürlük sevgisi, Amerikan damarlarımızda akan ortak bir kan.The love of liberty is a common blood that flows in our American veins.
O benim damadım olacak.He's going to be my son-in-law.
Burnun damlıyor.Your nose is dripping.
"Bu meyve suyunun tadı göz damlası gibi." "Göz damlasının tadına baktın mı?""This juice tastes like eye drops." "You've tasted eye drops?"
Tamam, sadece bir damla.OK, just a drop.
Damıtılmış suyun tadı yoktur.Distilled water has no taste.
Hızlı bir dama oyunu için vaktiniz var mı?Do you have time for a quick game of checkers?
Leyla, Sami'nin arabasının direksiyon simidinden damlayan kanı fark etti.Layla noticed blood dripping from the steering wheel of Sami's car.
Bir damla sudan bir mantıkçı bir Atlantik veya bir Niagara'yı tahmin edebilir.From a drop of water a logician could predict an Atlantic or a Niagara.
Onun iyi bir damak zevki var.She has good taste.
Tom damlayan musluğu onardı.Tom fixed the dripping tap.
Damlayan bir musluğum var.I have a dripping tap.
Mutfaktaki musluk damlıyor.The tap in the kitchen is dripping.
Lütfen musluğu kapatın. Damlama sinirlerimi bozuyor.Please turn off the tap. The dripping gets on my nerves.
Tom ve ben dama oynadık.Tom and I played checkers.
Tom suyun damlamasını duydu.Tom heard the water dripping.
Bir yerde su damladığını duyabiliyorum.I can hear water dripping somewhere.
Musluk damlatıyor gibi görünüyor.It sounds like the faucet is dripping.
Mutfaktaki musluk damlatıyor gibi görünüyor.It sounds like the faucet in the kitchen is dripping.
Tom'un dili damağına yapışmıştı.Tom became very thirsty.
Avcı beklenmedik bir şekilde karda taze kan damlacıkları buldu.The hunter unexpectedly found fresh blood droplets in the snow.
Tom bir damattır.Tom is a groom.
Damarıma basma.Stop busting my balls.
Tom, Mary'nin damadı, değil mi?Tom is Mary's son-in-law, isn't he?
Tom damar şarkılar dinledi.Tom listened to sad music.
Suyun damladığını duyabiliyorum.I can hear water dripping.
Hemşire, Mennad'ın sağ elinde iyi bir damar buldu.The nurse found a good vein in Mennad's right hand.
Az daha bir damperli kamyonun altında kalıyordu.He was almost run over by a dump truck.
Damatlarımı seviyorum.I like my sons-in-law.
Tom'un damarı tuttu mu fenadır.Tom has a mean streak.
Yanni'nin biraz kıskançlık damarı vardı.Yanni had some jealous bones in his body.
Damar yoluyla uyuşturucu kullanırken başkalarıyla ortak iğne kullanmış mıydınız?Have you ever shared needles when you used IV drugs?
Bu el çantası damalı ceketimle harika uyuşuyor.This handbag goes perfectly with my checkered jacket.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod