Ama bir türlü cesaret edip de gidemez.Ik durf of kan niets ondernemen.
Bu olaydan sonra aleyhinde söz söylemeye kimse cesaret edemedi.Uit vrees durven zij met niemand spreken over het incident.
Cesareti vahşilikten uzaktır.De toon is uitermate wollig.
6- Cesaretsizlik.Bezaansmast, 6.
Cesaret madalyası aldı.De Medaille voor Dapperheid.
Cesaret bakımından.Houdt moed.
Zamanında, bu çok cesaret isteyen bir tasarımdı.Dit was uiteraard een zeer gedurfd ontwerp voor die tijd.
Kim onu uyandırmaya cesaret edebilir?Dan valt ze degene aan die haar wakker heeft gemaakt.
Aklını kendin kullanmak cesaretini göster!Maak je sterk voor je eigen ideeën!
Umut ediyorum ki bir diğer seçime diğer kadınlar da katılma cesaretini göstereceklerdir." demiştir.Haar moed inspireert anderen om ook moedig te zijn."
İskender Büyük'e bile kafa tutma cesaretine sahiptir.Van der Capellen durfde grote risico's te nemen.
Bunu görenleri bir umut ve cesaret sarar.De weg tot inzicht vergt echter moed en kost moeite.
Ancak kimse ayağından sürüklemeye cesaret edemedi.Niemand zou naar de politie hebben durven te stappen uit angst voor represailles.
Çemen eski devirlerde, Asya'da, şehvet artırıcı ve savaşlarda cesaret verici olarak kullanılmaktaydı.Deze oud-strijders hadden voor de oorlog bij Sporting Aalst of bij Steun geeft moed gespeeld.
Bu cesaret tarihte hiçbir kahramanda görülmemiştir.Dit was nog nooit eerder gebeurd in de clubgeschiedenis.
Bunu söylemeye nasıl cesaret edersin!Hoe durf je dat te zeggen.
Beni hilekârlıkla suçlamaya nasıl cesaret edersin.Hoe durf je mij van bedrog te beschuldigen?
Cesaret ediyorsan!Als je durft!
Yüzünü buralarda göstermeye nasıl cesaret edersin!Hoe durf jij je gezicht hier te laten zien?
Kim onu uyandırmaya cesaret edebilir?Kto się ośmieli go zbudzić?
Cesareti vahşilikten uzaktır.Odwaga jest lepsza od tchórzostwa.
Bu ne cesarettir.Co za odwaga!
Örneğin cesaret erdemi, korkaklık ve deli cesareti gibi kusurların ortasında yer alır.Np. odwaga mieści się między zuchwalstwem i tchórzostwem.
Kimse onunla yarışmaya cesaret edemez.Nikt z nikim nie współzawodniczy.
Sapere aude (Latince: "Bilmeye cesaret et!")Kant proponuje dla oświecenia hasło „Sapere aude”: miej odwagę (posługiwać się własnym rozumem).
Rickenbacker'in cesareti onu Amerika'da bir kahraman haline getirmişti.Po wojnie, Rickenbacker stał się popularny i został uznany za bohatera narodowego w USA.
Bunu görenleri bir umut ve cesaret sarar.Któż z nas miał myśl i śmiałość wraz?
Yeni bir hayata başlama cesaretini gösteriyorlar.Chce rozpocząć nowe życie.
"Annemin Cesareti (Oyun Eleştirisi).Courage mojej matki (pol.).
Hizipler arası kavgayı bitirmek yerine, gerçekte bunu cesaretlendirmiştir.W tej sytuacji zamiast zachęcać skutecznie zraziły do siebie tę grupę narodową.
Sen yeryüzünü ve haklarını fethettin; Özgürlüğün cesaretinden ortaya çıkacaktır.On sprawi, że twa sprawiedliwość zabłyśnie jak światło, a prawość Twoja, jak blask południa.
6- Cesaretsizlik.Szósty Zmysł.
Ancak Godwin'in bu düşüncelerini sürdürme cesareti yoktu.Edward nie godził się z wszechwładzą Godwina.
Kırmızı: Kahramanlık, cesaret.Lwie serce – odwaga, męstwo.
Bu oyun bir cesaret oyunudur.Ta drużyna była rewelacją rozgrywek.
Cesareti ile ün salmıştır.Słynęli z odwagi.
Böyle anlar gelecek için cesaretlendiriyor.Śmieje się na myśl o przyszłości.
Ruslar kaleye bir daha saldırmaya cesaret edemediler.Brytyjczycy nie zdołali już przegrupować sił do ponownego ataku.
Nitekim cesaret edip konuşunca işler değişir.W trybie pytającym i rozkazującym szyk zdania zmienia się.
Özgürlük ve cesaret dolu bir dili vardır.Język jest wolny i szeroki.
Ölümünden sonra Peleliu'da gösterdiği cesaretten dolayı rütbesi korgeneralliğe yükseltildi.Za odwagę wykazaną podczas boju pod Huciskiem został awansowany do stopnia plutonowego.
Olağanüstü cesaret ve hizmet sergileyen askerlere de ödül olarak verilmiştir.Za niesamowitą dzielność i waleczność został odznaczony Médaille militaire.
Doğu ülkelerindeki inanışa göre, kehribar dumanı ruhu güçlendiriyor ve cesaret veriyordu.Z płonącymi sercami widzimy twe powstanie Prawdziwa Północy silna i wolna!
Şeritlerdeki üç renk dayanışma, barış ve huzur, cesaret ve kararlılık sembolize etmektedir.Wybrane kolory miały symbolizować czystość, spokój i siłę woli.
Bir daha buralara gelmeye cesaret edemezler.Nigdy już nie wróci do tej krainy.
Kendisi aşırı cesaretiyle tanınır.Chłopiec charakteryzował się niezwykłą odwagą.
Fakat halk memnuniyetsizliğini dile getirmeye, Kreon’a karşı çıkmaya cesaret edemez.Na nieszczęście jednak nie ma jeszcze odwagi przeciwstawić się Sunny'emu.
Ali'nin cesareti, Hillary Clinton ve Condoleezza Rice gibi ünlü isimler tarafından takdirle karşılandı.Ali lovordades av framstående kvinnor, såsom Hillary Clinton och Condoleezza Rice.
Şövalye Demir Haçı aşırı savaş cesareti ya da başarılı askeri liderlikten dolayı verilmiştir.Riddarkorset och Järnkorset som delades ut för mod eller det framgångsrika militära ledarskapet.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Batı Cephesinde görev yaptı ve cesareti nedeniyle madalya aldı.Han tjänstgjorde på västfronten under första världskriget där han sårades och erhöll tapperhetsmedalj.
Hizmet ve cesaretinden dolayı teğmenliğe yükseltildi.Han dekorerades för mod och steg till löjtnant.
Bu hayvana liderlik, güç, beceriklilik, sadakat, bağlılık ve cesaret gibi karakterler yüklenmiştir.Man förknippade egenskaper som ledarskap, kraft, intelligens, trohet, engagemang och djärvhet med djuret.
Cesaretinden dolayı, 2. Sınıf Demir Haç madalyası aldı.För visad tapperhet tilldelades han Järnkorset av 2:a klassen.
Gençliğinde cesareti ve gayreti ile isim yapmış ve devlete iyi hizmet etmişti.Och skulle han ej strida med glädje och med mod, och livet sitt våga, det unga?
Yeni bir hayata başlama cesaretini gösteriyorlar.De kommer överens om att starta ett nytt liv tillsammans.
Indar: Savaşın, cesaretin tanrısı.Ödet (engelska: Fate), ödets gud.
Bir daha buralara gelmeye cesaret edemezler.Jag kan aldrig komma hit igen!
Martin Luther King cesaret verici bir konuşma yaptı.För talet av Martin Luther King, se I Have a Dream.
Obsedöre karşı gelecek cesareti gösterememe, her şeyine boyun eğme.Låt inte ditt förflutna stjäla din framtid.
Kim onu uyandırmaya cesaret edebilir?Хто розбудив його?