Domuz sütünün insan tüketimi için genellikle cazip olmadığı düşünülmektedir.Pig milk is generally considered unappealing for human consumption.
Çok ihtiyacım yoktu ama fiyat cazip diye aldım.Nicht, dass ich es groß gebraucht hätte, aber wegen des verlockenden Preises kaufte ich es trotzdem.
Bütün bu sayılanlar Japonya'nın bürokratik legalizmini cazip hale getirmektedir.Tout cela conduit à questionner la légitimité rationnelle de la bureaucratie.
Dünyanın her yerinden turistler güzel Volga'yı cazip bir yer görerek ziyaret ederler.También allí, para sorpresa de todos, encuentran un volcán.
Bu sırada Türk takımlarından cazip teklifler gelmeye başladı.Da allora per la scuderia giapponese cominciano ad arrivare le prime soddisfazioni.
Anında üretilip tüketilen bir şey yapmak bana pek cazip gelmiyor." şeklinde bir cevap verdi.«Perché non ho quel tipo di cosa dentro di me, fare qualcosa di così animalesco», rispose.
Bu özellikler AİV'yi gen terapisinde kullanılacak viral vektör üretimi için cazip bir aday kılmaktadır.Эти особенности делают AAV очень привлекательным кандидатом для создания вирусных векторов для генной терапии.
İyi tavsiyelerle dolu olan program espirilerle cazip hale getirilmiştir.Отдельного упоминания заслуживает графическая приключенческая игра Enchanted Scepters.
Acının içinden süzülen sevincin kendisine daha cazip geldiğini belirtiyor.Hun pijn schijnt hem daadwerkelijk gelukkig te maken.
Sanırım durumun cazipliğine kapıldı.Hon har roligt åt situationen.
Sağlık ve koruma tedbirlerindeki gelişmeler bu şehirleri yaşama ve çalışma yönünden daha cazip kıldı.Zlepšení zdravotních a hygienických podmínek je pro život a práci učinilo atraktivnějšími.
Bu sırada Türk takımlarından cazip teklifler gelmeye başladı.Konec jejich zábavě učiní turecké stráže.
Bir röportajda "Ölüme... kaçınılmaz ve cazip bir olgu gibi bakılıyor.Într-un interviu declara că „Moartea este văzută drept un fenomen inevitabil și misterios.
Bu, bu tür bir cihaz için cazip bir fiyat.Pentru acest tip de dispozitiv, acesta este un preț atractiv.
Johnny Depp, garip olduğunu düşündüğü bu hikâyeyi cazip buluyordu.Cooper tisztában volt vele, hogy mennyire furcsán hangzik ez.
Bir röportajda "Ölüme... kaçınılmaz ve cazip bir olgu gibi bakılıyor.I et interview har han bemærket: "Døden ses som et uundgåeligt og forførende fænomen.
18. yüzyıla kadar kullanılmayan bu strateji, teknolojik silahların ilerlemesi ile cazip hale geldi.Disse skipene ble brukt inn i det 18. århundre uten at skipsteknologien gjennomgikk banebrytende utvikling.
Kirman, halı dokumacılığı için cazip yünlere sahiptir.太平要術の巻物に関する秘密を知っている。
Bu teklifin bu denli cazip görünmesinin nedeni adı geçen bölgenin o ana dek fethedilmeniş olmasıydı.それというのもこの人の身についた気品が、いかに当時の大名にふさわしかったからだ。
Gereksinimin esneklik özelliği sabit oranda vergilemeye oranla onu daha cazip kılmaktadır.게다가 얼마나 그 요청에 응했는지(얼마나 열심히 자신의 생활 방식을 바꾸었는지)에 따라서도 더욱 상당한 차이가 있었다.
1932 yılında bunun ne kadar cazip olduğunu anlayabiliyorum.Αντιλαμβάνομαι ότι ήταν πολύ δελεαστικό το 1932.
"Amanın--" dedim. (Gülüşmeler) "-- bu benim için çok da cazip bir teklif değil."J'ai répondu "Oh -- (Rires) ça ne m'attire pas vraiment."
"Amanın--" dedim. (Gülüşmeler) "-- bu benim için çok da cazip bir teklif değil."Τους λέω, "Ωχ θεέ μου, (Γέλια) αυτό δεν είναι και τόσο καλό κίνητρο για μένα."
Ancak Syngmyn Rhee güneyde iktidara geldi ve Amerikanlara en cazip gelen yönü komünist olmamasıydı. .V tomto okamžiku se do čela amerických sil a sil Spojených národů staví
Ancak Syngmyn Rhee güneyde iktidara geldi ve Amerikanlara en cazip gelen yönü komünist olmamasıydı. .تولى سينجمان ري السلطة في الجنوب وفي اعتقادي أن أكثر صفاته جاذبية
Avrupa ve ABD çok da cazip gelmedi çünkü oraları zaten iyi biliyordum o zaman cevap Asya'ydı.A Europa e os EUA não me pareciam tentadores porque os conhecia muito bem, por isso, escolhi a Ásia.
Avrupa ve ABD çok da cazip gelmedi çünkü oraları zaten iyi biliyordum o zaman cevap Asya'ydı.Châu Âu và nước Mỹ không có vẻ gì là hấp dẫn cả bởi tôi đã biết quá rõ rồi. Thế nên Châu Á lại hấp dẫn.
Avrupa ve ABD çok da cazip gelmedi çünkü oraları zaten iyi biliyordum o zaman cevap Asya'ydı.Eurooppa ja USA eivät tuntuneet kiehtovilta, sillä tunsin ne liian hyvin. Joten suuntasin Aasiaan.
Avrupa ve ABD çok da cazip gelmedi çünkü oraları zaten iyi biliyordum o zaman cevap Asya'ydı.Europa en de VS trokken mij niet aan omdat ik ze te goed kende. Dus werd het Azië.
Avrupa ve ABD çok da cazip gelmedi çünkü oraları zaten iyi biliyordum o zaman cevap Asya'ydı.Európa és az USA nem voltak túl csalogatónak, mert túl jól ismertem ôket. Tehát Ázsia volt az.
Avrupa ve ABD çok da cazip gelmedi çünkü oraları zaten iyi biliyordum o zaman cevap Asya'ydı.Europa och USA kändes inte lockande eftersom jag kände dom så väl, så det blev Asien.
Avrupa ve ABD çok da cazip gelmedi çünkü oraları zaten iyi biliyordum o zaman cevap Asya'ydı.Europa şi SUA nu-mi păreau cu adevărat atrăgătoare pentru că le cunoşteam foarte bine. Aşa că a rămas Asia.
Avrupa ve ABD çok da cazip gelmedi çünkü oraları zaten iyi biliyordum o zaman cevap Asya'ydı.Europa und die USA schienen mir nicht so verlockend, weil ich beide zu gut kannte. Also wurde es Asien.
Avrupa ve ABD çok da cazip gelmedi çünkü oraları zaten iyi biliyordum o zaman cevap Asya'ydı.Europa y EE.UU. no resultaban tentadores porque los conozco muy bien. Asia sí lo era.
Avrupa ve ABD çok da cazip gelmedi çünkü oraları zaten iyi biliyordum o zaman cevap Asya'ydı.유럽과 미국은 별로 마음에 끌리지 않았습니다. 왜냐하면 그 곳들을 너무 잘 알았기 때문입니다. 그래서 아시아로 정했죠.
Avrupa ve ABD çok da cazip gelmedi çünkü oraları zaten iyi biliyordum o zaman cevap Asya'ydı.L'Europa e gli Stati Uniti non erano più così seducenti perché li conoscevo troppo bene. Quindi scelsi l'Asia.
Avrupa ve ABD çok da cazip gelmedi çünkü oraları zaten iyi biliyordum o zaman cevap Asya'ydı.L'Europe et les Etats-Unis ne me tentaient pas parce que je les connais trop bien. Donc ce fut l'Asie.
Avrupa ve ABD çok da cazip gelmedi çünkü oraları zaten iyi biliyordum o zaman cevap Asya'ydı.Nie pociągały mnie Europa, ani USA, gdyż znałem je zbyt dobrze. Zostawała Azja.
Avrupa ve ABD çok da cazip gelmedi çünkü oraları zaten iyi biliyordum o zaman cevap Asya'ydı.Европа и САЩ всъщност не ми се струваха привлекателни, защото ги познавах твърде добре. Така че - Азия.
Avrupa ve ABD çok da cazip gelmedi çünkü oraları zaten iyi biliyordum o zaman cevap Asya'ydı.Европа и США меня не привлекали, потому что я и так их слишком хорошо знаю. Итак - Азия.
Avrupa ve ABD çok da cazip gelmedi çünkü oraları zaten iyi biliyordum o zaman cevap Asya'ydı.את שנת השבתון הראשונה שלי ביליתי בעיר ניו-יורק.
Avrupa ve ABD çok da cazip gelmedi çünkü oraları zaten iyi biliyordum o zaman cevap Asya'ydı.لا أشعر بالإغراء بالذّهاب إلى أوروبا والولايات المتحدة لأنني أعرفهما جيدا. لذا كان الإختيار على آسيا.
Avrupa ve ABD çok da cazip gelmedi çünkü oraları zaten iyi biliyordum o zaman cevap Asya'ydı.余り魅力が感じられず アジアに行く事に決めました アジアの景色で一番美しいと思ったのは
Ben başkan olarak, şirketlerin Amerika'yı tekrar cazip bulmalarını sağlayacağım.Was ich tun werde, als Präsident ist, machen sicher It\'92s attraktiver nach Amerika kommen wieder. \
Biliyorum, şu an bir cevap istemek çok cazip, birtakım aktivite veya prosedür, bazı diet reçeteleri저는 지금 당장 답을 알았으면 하는 많은 사람들의 심정을 이해합니다. "이것을 먹어라, 그것은 먹지마라" 와 같은
Biliyorum, şu an bir cevap istemek çok cazip, birtakım aktivite veya prosedür, bazı diet reçeteleriЯ знаю, як хочеться почути відповідь просто зараз.
Biliyorum, şu an bir cevap istemek çok cazip, birtakım aktivite veya prosedür, bazı diet reçeteleriأعلم بأن وجود حل لهذه المشكلة الآن أمر مرغوب به وبشدة، عمل أو آلية معينة على سبيل المثال ، أو وصفة غذائية
Biliyorum, şu an bir cevap istemek çok cazip, birtakım aktivite veya prosedür, bazı diet reçeteleriどんな行動が良いとか これを食べると体に良いとか これはダメとか
Biliyorum, şu an bir cevap istemek çok cazip, birtakım aktivite veya prosedür, bazı diet reçeteleri我哋都好想即刻有一個答案 雖然宜家有各種形式嘅行動同政策 同埋一啲飲食配方
Biz bize Rab dua edelim cazip. "Bitten wir den Herrn, dass wir nicht Versuchung. "
Biz bize Rab dua edelim cazip. "Hãy để chúng tôi cầu nguyện Chúa mà chúng ta không cám dỗ. "
Biz bize Rab dua edelim cazip. "Imádkozzunk az Úrhoz, hogy ne kísértésbe. "
Biz bize Rab dua edelim cazip. "그들은 누구 그것은 주어입니다. 우리가없는 것을 우리가 주님을기도합시다 유혹. "
Biz bize Rab dua edelim cazip. "Laat ons bidden de Heer dat we niet verleid. "
Biz bize Rab dua edelim cazip. "Lad os bede Herren om, at vi ikke kan fristet. "
Biz bize Rab dua edelim cazip. "Låt oss be Herren att vi inte frestas. "
Biz bize Rab dua edelim cazip. "Marilah kita berdoa Tuhan bahwa kita menjadi tidak tergoda. "
Biz bize Rab dua edelim cazip. "Modleme se Pánu, že jsme se ani pokušení. "
Biz bize Rab dua edelim cazip. "Modlime sa Pánovi, že sme sa ani pokušenie. "
Biz bize Rab dua edelim cazip. "Molimo Gospod, ki nam jih ni zamikalo. "