Oteldeki resepsiyonist asık suratlıydı ve hiç de arkadaş canlısı değildi.The receptionist at the hotel was surly and not at all friendly.
Tom çok arkadaş canlısı görünüyor.Tom seems very friendly.
Yavru kediler sevimli ve arkadaş canlısıdır.Kittens are cute and friendly.
Dün gece Kennedy Center'da saatler süren konser TV'de canlı olarak yayınlandı.The hour-long concert at the Kennedy Center was broadcast live on TV last night.
Hasta ölüden daha canlı.The patient is more alive than dead.
Gezegenimizdeki canlıların çeşitliliğine hayranım.I just admire the diversity of life on our planet.
Bence onlar sadece arkadaş canlısı olmaya çalışıyordu.I think that they were just trying to be friendly.
Sadece arkadaş canlısı olmaya çalışıyordu.She was just trying to be friendly.
"Biyoloji" Yunanca bir sözcük, anlamı "canlı organizmaların çalışması."'Biology' is a Greek word that means 'the study of living organisms'.
Bu sabah canlı ve parlaksın.You are bright and glowy this morning.
Bu fotoğraftaki gökyüzü çok canlı.The sky in this photo is very saturated.
Kışın kendinizi canlı tutun.Keep yourself alive during winter.
Bu keçiler son derece arkadaş canlısı.These goats are extremely friendly.
Boston'daki insanlar çok arkadaş canlısı.The people in Boston are very friendly.
Yeryüzündeki tüm canlılar karbon içerirler.All living things on Earth contain carbon.
Yaratıcı insanların canlı hayal güçleri vardır.Creative people have vivid imaginations.
Birçok kişi oldukça arkadaş canlısıdır.Most people are pretty friendly.
O üzgün ama çok canlı.She's sad, but, very much alive.
Buradaki çoğu insan oldukça arkadaş canlısı.Most people here are pretty friendly.
Buradaki insanlar gerçekten arkadaş canlısı.The people here are really friendly.
"Piknikte canlı müzik olacak." "Ne tür müzik?""There will be live music at the picnic." "What kind of music?"
Hayallerini canlı tutuyorlar.They're keeping their dream alive.
Umarım bundan canlı kurtuluruz.I hope we get out of this alive.
Pazartesiler canlı gösteri geceleridir.Mondays are open mike nights.
O zamanı canlı olarak hatırlıyorum.I remember that time vividly.
İşler daha canlı görünüyor.Things are looking brighter.
Geriye canlı olarak gelmeyi umuyoruz.We hope to come back alive.
Umarım canlı bulunurlar.I hope they're found alive.
Konu hakkında canlı bir tartışma yaptık.We had a lively debate about the issue.
Canlı müzik harika.Live music is great.
Gerçek bir canlı sihirbazlık gösterisi izlemek ister misin?Do you wanna see a real live magic show?
Tom asla Mary'ye karşı çok arkadaş canlısı değildi.Tom was never very friendly to Mary.
Onu çok canlı olarak hatırlayabiliyorum.I can remember it very vividly.
Fadıl partide çok canlıydı.Fadil was very alive at the party.
Anılar çok taze ve canlıdır.The memories are very fresh and vivid.
Leyla, parası için Fadıl'ı canlı canlı yaktı.Layla burned Fadil alive for his money.
Tom, Mary kadar arkadaş canlısı değildir.Tom isn't as friendly as Mary is.
Bu piçler beni asla canlı yakalayamaz!These bastards will never take me alive!
O piçler beni asla canlı yakalayamaz!Those bastards will never take me alive!
"Kuşatılıyoruz" "Bizi asla canlı yakalayamazlar, çocuklar! Saldırın!""We're surrounded!" "They'll never take us alive, boys! Charge!"
Sen neden her zaman tez canlısın?Why are you always so restless?
Bizi izlemeye devam edin. Canlı yayınımız kısa süre içinde geri dönecek.Stay tuned. Our live stream will return shortly.
Denizden kum tepelerinin üzerinde canlı bir rüzgar patladı.A crisp wind blew up over the sand dunes from the sea.
Doğa belgeselleri çoğu kez canlı olarak yenilen hayvanlarla doludur.Nature documentaries are often full of animals getting eaten alive.
Canlı olarak yenilen hayvanları görmekten hoşlanmıyorum.I don't like seeing animals get eaten alive.
Onu canlı yakalayın.Capture him alive.
Ona canlı ihtiyacım var.I need him alive.
Onu canlı istiyorum.I want him alive.
Leyla'nın ölü mü yoksa canlı mı olduğunu bilmiyorduk.We didn't know whether Layla was dead or alive.
Leyla o evliliği canlı tutamadı.Layla was unable to keep that marriage alive.
Leyla, Sami'yi canlı gören son kişiydi.Layla was the last person to see Sami alive.
Leyla, Sami'yi canlı bıraktı.Layla left Sami alive.
O, Leyla'nın canlı görüldüğü son yerdi.That was the last place where Layla was ever seen alive.
Tom'un ölü ya da canlı olup olmadığını bilmiyoruz.We don't know whether Tom is dead or alive.
Esperanto canlı bir dildir.Esperanto is a living language.
Sivrisinekler tarafından canlı canlı yenildim.I'm being eaten alive by mosquitoes.
Sivrisinekler tarafından canlı canlı yenildik.We were being eaten alive by mosquitoes.
Canlı oynamayı hâlâ seviyor musun?Do you still enjoy playing live?
Tom şimdiye kadar tanıdığım en arkadaş canlısı erkeklerden biridir.Tom is one of the friendliest guys I've ever met.
Leyla bir daha asla canlı görülmedi.Layla was never seen alive again.