Çok çalışmak zorunda olmaman iyi.It is good that you do not have to study so hard.
Çalar saatim çalışmadı. Geç kalmamın nedeni budur.My alarm clock didn't work. That's why I was late.
Gece saatlerce çalışırım.I study for many hours at night.
Ben gece çalışmayı çok tercih ederim.I much prefer working at night.
Beyzbol hakkında en harika şey ekip çalışmasıdır.The most wonderful thing about baseball is teamwork.
Çok çalışırsan beyzbol oyuncusu olma hayalin gerçekleşebilir.Your dream of becoming a baseball player will come true if you try hard.
Eğer sıkı çalışırsanız, bir beyzbol oyuncusu olma hayalin gerçekleşir.Your dream of becoming a baseball player will come true if you try hard.
Yumi ve Emi İngilizce testi için çalışıyorlar.Yumi and Emi were studying for their English test.
Yumi dün gece İngilizce çalıştı.Yumi studied English last night.
Yumi İngilizceyi sıkı çalışır.Yumi studies English hard.
Daha çok oyun çalışmak için daha az zaman anlamına gelir.More play will mean less time to study.
Oyna ya da ders çalış - seçim senindir.Play or study - the choice is yours.
Yemekten sonra, üç saat boyunca, o derslerini çalışır.After supper, he studies his lessons for three hours.
Ben programın gerisinde çalışıyorum.I'm running behind schedule.
Yoko teyze çalışmak için çok zayıf.Aunt Yoko is too weak to work.
Banyodaki ışıklar çalışmıyor.The lights in the bathroom aren't working.
Gelecek hafta her gün fazla çalışmak zorunda kalacağım.I'll have to work overtime every day next week.
Önümüzdeki nisan burada 10 yıl çalışmış olacağım.I'll have worked here ten years next April.
Önümüzdeki yıl bu zamanda çok sıkı çalışıyor olacağız.We will be studying very hard this time next year.
Gelecek yıl daha çok çalışmak zorunda kalacaksın.You'll have to study harder next year.
Gelecek yıl Osaka'da çalışacağım.I am going to work in Osaka next year.
Çok çalış böylece başarısız olmazsın.Study hard so you don't fail.
Başarısız olmayasın diye çok çalışmalısın.You must study hard lest you fail.
Açıkçası, onunla çalışmak istemiyorum.Frankly speaking, I don't want to work with him.
Ailem beni onların düşünme biçimine dönüştürmeye çalıştı.My parents tried to convert me to their way of thinking.
Ebeveynler bebeklerini bir oyuncakla eğlendirmeye çalışır.The parents try to amuse their baby with a toy.
İyi bir üniversiteye girmen için tüm yapman gereken çok çalışmak.All you have to do is study hard to get into a good college.
İyi notlar almaya çalıştım.I tried to get good marks.
Trenler geç çalışıyor.The trains are running late.
Trenler programa göre çalışıyorlar.Trains are running on schedule.
Trenler dizel yakıtla çalışır mı?Do the trains run on diesel oil?
Trenler zamanın gerisinde çalışıyor.The trains are running behind time.
Tramvaylar elektrikle çalışırlar.Streetcars run on electricity.
Çalışma ABD'de hayatın çok önemli bir parçasıdır.Work is a very important part of life in the United States.
Çalışan bir adama yaşına göre değil maharetine göre ödeme yapılmalı.A working man should be paid in proportion to his skill, not his age.
Kural olarak işçi günde sekiz saat çalışır.The workman, as a rule, works eight hours a day.
İşçiler çalışma şartlarına karşı söyleniyorlar.The laborers are murmuring against their working conditions.
Çalışma şartlarını iyileştirmek istiyorlar.They want to better their working conditions.
Yaşlı adam parasını yer altında saklamaya çalıştı.The old man tried to hide his money under the ground.
Taeko'nun korktuğundan ve Yuri'yi kendine eşlik ettirmeye çalıştığından eminim.I'm sure Taeko was scared and tried to get Yuri to go along with her.
Senin kollarını sıva ve çalışmaya başla.Roll up your sleeves and get to work.
Ben müdavim olmak istiyorsam, geriye kalanın iki katı kadar çok çalışmak zorundayım.If I'm to become a regular, I have to work twice as hard as the rest.
O, giriş sınavında başarısız olmamak için çok çalıştı.She studied hard in order not to fail the entrance exam.
Zor ve üzüntülü zamanlarda diğer insanlar için bir şey yapmaya çalışırız.In hard times, in sorrowful times, let's try doing something for other people.
Normal servisi en kısa sürede tadilattan geçirmek için şu anda çalışıyoruz.We are currently working to restore normal service as soon as possible.
Her zaman olduğu gibi, bu defa da son dakikada çalıştım.This time, the same as always, I crammed at the last minute.
Bu yüzden, geçici işçiler kötü şartlar altında çalışıyorlar.For that reason, temporary workers are working under inferior conditions.
Bir şirkete girer girmez istesen de istemesen de şirket için çalışmak zorundasın.Once you enter a company, you have to work for the company, whether you want to or not.
Başkan çalışanları kendi inisiyatifiyle hareket etmeye teşvik etti.The president urged employees to act on their initiative.
Araba çalışmazdı.The car wouldn't start.
Bir Windows 95 oyunu çalıştırmak istiyorum.I want to run a Windows 95 game.
Bulaşık makinasının nasıl çalıştığını anlatabilir misin?Could you explain how the dishwasher works?
O, kendi kendine çalıştı.He studied on his own.
O, kendisi çalıştı.He studied on his own.
O solo çalıştı.He studied on his own.
O solo olarak çalıştı.He studied on his own.
O tek başına çalıştı.He studied on his own.
O tek çalıştı.He studied on his own.
O tek olarak çalıştı.He studied on his own.
Çalışmak istemiyorum.I don't want to work.